![]() |
|
|
| ||||||
| uZaY ve BiLiNMeYeN uzay ve biLinmeyen hakkında herşeyi burda buLabiLir ve payLaşabiLirsiniz |
|
Görüntüleme: 84 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Onursal Üye ![]() cuL de sac Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Jan 2008 Mesajlar: 847
Rep Gücü: 101
Rep Puanı: 101
Rep Derecesi: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Yrd. Doç. Dr. Ö.Faruk NOYAN Modern bilim ve teknoloji son iki yüzyılda; insan düşüncesinin, insanın evren karşısındaki tavrının ve toplumsal ilişkilerin şekillenmesinde, yüksek hayat standardına ulaşılmasında önemli rol oynadı. Böylece modern anlamda gelişme (veya kalkınma) kavramı ortaya çıktı. İnsanlığın, temel ihtiyaçlarını karşılamak için binlerce yıl boyunca geliştirdiği aletler ve yöntemler çok kısa bir zaman aralığında köklü değişikliklere uğradı. Günümüzde ise, modern bilim ve teknolojinin sınaî, iktisadî, sosyal ve psikolojik etkileri hemen her toplum için bir tartışma konusu haline gelmiş bulunuyor: Gelişmekten maksat nedir? İnsanlar gelişmeyi neden zorlar? Gelişmeyi bizatihi bir hedef haline getirmek doğru mudur? Gelişmenin ölçüsünü ve hızını ne belirler? Bilimsel veya teknolojik bir gelişmenin teknik açıdan uygulanabilirliği, onun insan tabiatına uygun olduğu ve sosyal kabul edilebilirlik taşıdığı anlamına gelir mi? Gelişme tezi aynı zamanda kendi antitezini içinde taşıyor mu? Yani gelişme doğrusal mıdır? Teknik gelişmeler tarihçisi Jean Gimpel meseleye farklı şekilde yaklaşıyor: “’Gelişme durdurulamaz!’. 19 yüzyıla ait bu özdeyişin artık aktüalitesi yok. Gelişmenin devamlı olduğu sanılıyordu. Fakat bugün gelişme ciddi biçimde yavaşlamış durumda. Sürekli ve hızlanmış bir gelişmeye delicesine inanış 50’li ve 60’lı yıllarda zirveye ulaşmıştı. Asla gerçekleşmeyen tahminler listesi uzundu. 2000 yılında artık hastalık diye bir şey kalmayacağı, haftada 4 gün veya daha az çalışacağımız söyleniyordu. Şehir içi taşımacılıkta helikopterler yaygınlaşacaktı. Hafta sonu tatillerimizi Ay’da geçirecektik ve gezegenler arası yolculuklar herbirimizin imkanı dahilinde olacaktı. Oysa uygarlıklar devr-i daimler yaşar. Teknolojik ve bilimsel gelişmenin kanunlarından habersiz olan fütüristler (gelecek bilimciler) yanıldılar... En ileri tekniklerle modernize edilip canlandırılan geleneksel teknikler yeniden doğuyor. Füzeler ve pervaneler ikinci gençliklerini yaşıyor, tıpkı kargo taşımacılıkta kullanılacak zeplinler ve bilimsel araştırmalarda daha fazla yararlanılacak sondabalonlar gibi, kısmen uçağın yerini alan hızlı tren, tramvay, seramik ve tuğla, tebeşir ve kara tahta, pamuk ve yün, döküm ve metalik yapılar gibi. Buna karşılık, mesela, motorlarının gürültüsünden, bakım fiyatının yüksekliğinden, oluşturduğu rüzgarın ekolojik sakıncalarından, atmosferik şartların getirdiği sınırlamalardan, şehir ortamının sınırlayıcılığı sebebiyle dar hatlarda uçma zorunluluğundan ve bütün bunlara bağlı olarak kaza riskinin yüksekliğinden dolayı helikopter asla yaygınlaşamadı.” 1 1964’de bir Amerikan araştırma kuruluşu olan Rand Corporation’a göre; deniz suyu 1971’de ekonomik olarak tuzdan arıtılacak, 1972’de otomatik tercüme, 1974’te öğretici makineler, 1975’te kesin meteorolojik tahminler ve nükleer reaktörle çalışan uçaklar yaygınlaşacaktı. 2 Fakat bunların hiçbiri o yıllarda gerçekleşmedi ve büyük kısmı da halen gerçekleşmiş değil. 60’ların sonunda Herman Kahn ve Anthony Wiener, “2000 Yılı-Gelecek 32 Yıl İçin Bir Spekülasyonlar Taslağı” adlı kitaplarında, 2000 yılı için şunları öngörmüşlerdi: “Maden ocaklarını kazmak ve işletmek için nükleer patlayıcıların kullanılması, geceleyin büyük alanları aydınlatmak için suni Ayların geliştirilmesi, insanların ay ve yıl gibi uzun süreler için uykuya yatırılması, şistden rantabl olarak petrol elde edilmesi, 150 yıla kadar uzatılmış insan ömrü?” 3 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ise 1980’de Teknik Değişim ve Ekonomi Politikası başlığıyla yayınladığı raporda şu hükme varıyordu: “Teknik gelişmenin ritmi net olarak yavaşlamıştır” 4 Rapora göre, bunun sebeplerinden biri, 68 Mayısı’nda çevre korumacılığına dair düzenlemelerle birlikle doğan teknoloji ve bilim karşıtı ideolojiydi. 60’lı yıllarda sanayi uygarlığı tökezledi. Batı toplumunu etkisine alan çevreci hareket şehirlerdeki insanları, özellikle de gençleri tabiata yöneltti; teknoloji yenileme tutkusu attık kalabalıkları heyecanlandırmıyor, pazara sürülen yeni ürünleri müşteriler daha sık reddediyordu. Enformatik uygarlığın diğer yüzü “ABD’de üretilen milyonlarca bilgisayar, üretimde global bir iyileşme sağladı mı? sorusunun cevabı ‘hayır’ olarak verilmektedir.” 5 ABD’de 80’li yıllardan bu yana enformatik ve telekomünikasyon yatırımlarının ciddi ölçüde yavaşlaması büro çalışanlarının verimindeki durgunlukla açıklanmaktadır. Bu durum enformatik endüstrisinde, binlerce kişinin işten çıkarılmasına yolaçmış, birçok Amerikan firması verimliliklerini artırmak için bilgisayarlarının büyük kısmını kenara koymuşlardır. 70’lerin sonu ve 80’lerin başında sayısız kitap ve dergi, endüstri devrimine eş yeni bir çağa, enformasyon devrimi çağına girdiğimizi yüksek perdeden ilan ediyor, 1982’de, Time Magazine mikrobilgisayarı “Yılın Adamı” seçiyordu. Fütürologların öngördüğü devrim, kendine yabancılaşmış büro memurunun endüstri öncesi dönemin evde çalışma tarzına dönüşü şeklindeydi. Bir bilgisayar terminali çıkrığın yerini alacaktı. Alvin Toffler, yirmi yıl önce yazdığı “Üçüncü Dalga” adlı eserinde elektronik ev çağının gelişini anlatıyordu: “Yeni bir üretim sistemine doğru bu gidiş öyle büyük bir sosyal değişimi öngörmektedir ki, buna karşıdan bakmaya cesaret edebilenlerin sayısı çok azdır. Elektroniğe dayanan bir üst tipteki “aile sanayii”ne dönüş olacak ve ev şirket merkezi haline gelecektir.” 6 Toffler diğer birçok tahmini gibi bunda da yanılmıştı. Bilgisayarın sosyal entegrasyon problemini ele alan eserlerden biri, Dijital Toplum’dur: ‘Yeni bir teknolojinin hayat tarzı içinde yerini alması mekaniğin basit kanunlarına uymaz. Şartlar bugünden yarına sadece teknik devrim olgusuyla değişmez. Yeniliklerin yaygınlaştırılması ve hayat tarzımıza entegrasyonu için gereken süre bunların gelecek yirmi yıldaki reel etkilerini azaltacaktır.” 7 Fakat enformatik sanayi ikazları anlamadı ve kişisel bilgisayar sektörünü benimsemiş olan dijital toplum ilk büyük krizi yaşadı. Tabii ki çok sayıda kişisel bilgisayar satıldı, fakat bunların % 30’u sandıklara kapatıldı. 8 Aslında kişisel bilgisayarların başarısızlığı teknik değil, sosyal ve psikolojikti. Tom Forester, İnsanî Çerçevede Bilgisayarlar kitabında9 , bilgisayarlara ve programlara her yıl 300 milyar dolardan fazla bir paranın yatırıldığını, fakat bunların ekonomi ve toplum üzerindeki etkisini sadece 300 civarında araştırmacının incelediğini yazıyordu. Enformasyon teknolojisinin başarısızlığına ve ev bilgisayarları problemine beşeri faktörler yolaçıyordu. Forester yedi yıl evde çalıştıktan sonra bunu bizzat keşfetmişti: “Zihin coşkusu ve verimlilik duygusuyla dolu iki-üç yıllık bir balayını, yalnızlık ve tecrit edilmişlik duygusu ile, dört duvar arasından giderek artan bir kaçma arzusu izledi.” 10 Problemi çözmek için evde çalışmayı bıraktı ve bir gazetede yarım gün çalışmaya başladı. Evde çalışan kişiyle ailesi arasındaki ilişkileri inceleyen William Atkinson, “Bu durum, kocaları evde çalışan kadınlar tarafından çok seyrek olarak olumlu karşılanıyor” 11diyordu. Problem, aile ilişkilerinin ciddi ölçüde gerilemesi şeklindeydi. “Evden çıkmadan kişisel bilgisayar yardımıyla alış veriş beklenen ilgiyi görmedi, çünkü alıcının psikolojik ihtiyaçlarını tatmin etmiyordu. Bütün günü eve kapanmış halde geçiren kadın ve erkek için alış verişe çıkmak veya bankaya gitmek, modern alış veriş sisteminin bütün olumsuz yanlarına rağmen bir nefes alma demekti.” 12 ABD’de, evden girilen banka enformatik servisi büyük ölçüde başarısız oldu ve birçok banka bundan vazgeçti. Servis ilk açıldığında bankalar tarafından büyük icat olarak lanse edilmişti. City Corporation, Chase Manhattan ve Chemical Bank kişisel bilgisayarların yaygınlaşması için önemli yatırımlara girdiler. Fakat 80’li yılların başında 70 Amerikan bankası bu hizmeti verirken, 90’lı yılların başında bu sayı 36 idi. Aslında bilgisayarlar profesyonel anlamda yanlış kullanıldıklarında verimsiz olmaktadırlar. İrlanda ve İngiltere’de işçi çalıştıran bir Amerikan firması yöneticisi Alain Strasser’ın anlattığı anekdot bunu gösteriyor. İngiltere’deki fabrikalarda verimlilik artarken İrlanda’da azalıyormuş. Strasser neler olup bittiğini yerinde görmek üzere İrlanda’ya gitmiş. İrlanda’daki müdür kendisine sorulan her soruya cevap vermeden önce bilgisayarına dönüyormuş. Bu ilginç diyalog yaklaşık bir saat sürmüş. Strasser verimlilikteki azalmanın müdür ile çalışanlar arasındaki insani ilişkilerin ortadan kalkmış olmasından kaynaklandığını hemen anlamış. Meğer gerçek yönetici bilgisayarmış. Batıdaki teknoloji krizinin başka boyutları da var. ABD’de, 60 ve 70’li yıllarda, tüketiciyi teknolojik yenilenmenin olumsuz yanlarından korumaya yönelik yasalar çıkarıldı. Fakat kanunlar istismar ediliyordu. Artık ABD ve İngiltere’de cankurtaran avcılar var Bunlar, kaza yerine varan ilk kişiler olmak için ambülânsların peşinden arabalarıyla yola koyulan avukatlar. Kazazedelere, elde edecekleri tazminatın % 50’si karşılığında ücretsiz avukatlık yapmayı teklif ediyorlar. Milyon dolar düzeyinde miktarların döndüğü görülüyor. Bu yüzden ABD’de hukuk fakültelerine kaydolan öğrenci yüzdesi giderek artıyor. Son yıllarda tazminat rakamlarındaki süratli artış herkesi dava açmaya itiyor. Bunun riski de yok. Eğer davayı kazanırsa, avukata tazminatın % 50’si bırakılıyor. Kişi kendi hatasıyla, mesela merdivenden bile düşse, tazminat elde etme ümidiyle üretici firmayı mahkemeye verebiliyor. Üreticiler bu yüzden fiyatları artırıyorlar. 14 ABD’de bu yasalara karşı mücadele eden Peter Huber, bunların geçmişte mevcut olmuş olması durumunda, ABD’nin sınaî bakımdan gelişemeyecek olduğunu belirtiyor.” 15 Japonya’nın Farkı ABD, 70’li yılların ortasında, Japonya’nın kendisini geçmek üzere olduğunu fark edince bunun sebeplerini yerinde keşfetmek üzere elemanlar gönderdi. Japonlar Amerikalılara, başarılarının büyük ölçüde beşerî faktörlere bağlı olduğunu ifade ettiler. Fakat Amerikalılar bu başarıya teknolojik açıklamalar aramaya devam ettiler ve ancak birkaç yıl sonra buna inanmak zorunda kaldılar, Japon sanayiinin gelişmesinde beşeri faktörlerin temel rolünü 80’li yılların başında Fransızlar da keşfetti. Japonya’nın kalkınmasındaki esas faktör, vatandaşlarının dünyada en yüksek kültür düzeyine sahip olmasıydı. Fransız ekip 1983’te hazırladığı “Zekânın Devrimi” başlıklı raporda, Fransız hükümetine eğitim ve formasyona önem vermesini tavsiye ediyordu. 16Gelişimine katkıda bulunmuş olsalar da, Japon sanayiini böylesine zenginleştiren ne bilgisayarlar, ne de robotlardı. Matsushita Elektrik Şirketi’nden Konosuke Matsushita: “Bizim büyük şirketlerimiz işçilerine size göre üç-dört kat daha fazla formasyon verir. İç diyalog ve iletişim teşvik edilir, herkesin düşüncesini bildirmesi istenir. Biz, eğitim sisteminin daha fazla üniversite diploması üretmesini isteriz, çünkü aydınlanmış ve yetişmiş pratisyenler, sürekli zekaya dayanan endüstri için vazgeçilmez bir kaynak teşkil ederler” 17 diyordu. Japonlar 1981’de, sayılardan değil bilgilerden yola çıkarak çalışan ve insana göre daha güvenilir ve verimli iş gören “beşinci kuşak” bilgisayar geliştirme programı başlattı. Yapay zekâ yapmak istiyorlardı. Fakat bilgisayarların, çok gelişmiş de olsalar, asla insan zekâsının yerini alamayacağını, doğuştan gelen kabiliyetleri üretemeyeceğini keşfettiler. Ve 1988’de, yapay zekâ üretme gibi çılgın bir fikri bıraktıklarını resmî olarak ilan ettiler. 1987’de Fransa’da 31 bin enformatik facia yaşandı. Bu, şirketler için 8-14 milyar franklık bir zarar demekti. Bugün tam bir enformatik facia durumunda, şirket yöneticilerinin % 20’si, şirketlerinin birkaç saat kalmış ömrünü hesaplıyor. Yarısı için ise, bu süre birkaç gün. Aslında kamu ve özel sektör, giderek sıklaşan beşerî faktörlere bağlı arızaların yolaçtığı zararları duyurmuyor. Çok sayıda bilgisayarın kötü çalışmasına tipik örnek, Fransa’da bilim kültürünün üst düzeyde sergilendiği yerlerden olan Bilim ve Endüstri Sitesi’ndeki otomatik ekipmanların % 30-40’ının (ziyaretçilerin bizzat katıldığı interaktif görsel-işitsel oyunlar) daima servis dışı ve tamir bekler durumda olmasıdır. 18 Çalışanlar birçok ülkede, bilgisayarın şirket işleyişindeki öneminin farkındalar. ABD’de önemli bir şirketin işçileri, yönetimi ücretlerde genel bir artışa zorlamak için bilgi işlem merkezini işgal etti. Enformatik servisinin hareketsizliğinden dolayı şirketin hergün uğradığı zararı gören yönetim, isteklerin tümünü kabul etti. Los Angeles’ta enformatik suçlarla ilgilenen Milli Enformasyon Merkezi Müdürü Gary Bloombecker’a göre, “Enformatik güvenlik uzmanları, yeni yetme korsanlardan daha çok, çalışanlardan kuşku duymalıdır” 19 Bugün, cinayet işlemek, para fonlarından aktarma yapmak ve endüstri hırsızlığı gerçekleştirmek için de bilgisayarlar kullanılabiliyor. Ziraî amaçlı kimyasal ürün satıcısı biriyle suç ortaklığı yapan bir sokak serserisi, meteoroloji enformasyon merkezinde bir parametreyi değiştiriyor. Meydana gelen hata sonucu, merkez, hasat döneminde yağmur yağacağını duyuruyor. Çiftçiler, çürümeye karşı alelacele tonlarca kimyasal madde ısmarlıyor ve 500 bin dolardan fazla para kaybediyorlar. Bir başka olayda ise, parmak izi kimlik belirleme sistemiyle korunan IBM’in enformasyon merkezine giren mafya, sorumlulardan birini kaçırıp başparmağını kesiyor ve bunu kullanarak on beş gün boyunca şirketin bilgisayar ağına giriyor. Bir başka problem, korsanların enformasyon ağlarına virüs sokmasıdır. Bilinen en ünlü virüs 1988 Kasımında ABD’nin en güçlü ağlarından ARPANET’i vuran virüstü. Ülke genelinde iki gün boyunca 6000’den fazla bilgisayar felç oldu. Birçok askerî ve sivil tesis bundan etkilendi. Bunlar arasında nükleer silah ve “yıldız savaşları” araştırmalarının yürütüldüğü Lawrence Livermore Laboratuarı da bulunuyordu. Bir an için virüsün, füzelerin gözetim ve fırlatılışını kontrol eden Pentagon’un askeri bilgisayarlarını enfekte etmiş olmasından korkuldu. Korsan, Cornell Üniversitesi’nden mezun Robert Morris’ti. Hadisenin ironik tarafı ise, korsanın babasının Milli Enformatik Güvenlik Merkezi bilim departmanı başkanı olmasıydı. Burası, Milli Güvenlik Ajansı’nın, bilgisayarları her türlü dış saldırıya karşı korumakla görevli bir şubesiydi. Parmak izi farklılığını, gelişmiş bir teknolojiyle en güvenilir kimlik kontrol sistemi şekline uyarlamayı başaran, “yıldız savaşları” gibi bir projeyle insan yeteneğinin sınırlarını zorlayan bir teknoloji uygarlığı, ne yazık ki, insanlarına vicdan muhasebesi ahlâkı kazandıramıyordu; bu, en az, söz konusu başarılar kadar ciddi bir çelişkiydi. Bilgisayar üreticileri bir bilgisayarın çeşitli fonksiyonel yetersizliklerin kurbanı olabileceğine asla değinmeksizin yıllarca ürünlerini sattılar. Arıza durumunda ne yapmak gerektiğine, hatta bir bilgisayarın nasıl korunacağına dair bilgi vermediler. “Technojolies, Technolofolies” adlı eserinde Yves Lasfargue geleceğin toplumuna ayırdığı bölümde, arızaların çoğalma riski taşıdığını ve bizlerin sıkıntı toplumundan arıza toplumuna geçtiğimizi belirtiyor: “Seyrek olarak da ortaya çıksa, teknolojik riskler hepimizi duyarlı hale getirmiştir: Kimya fabrikalarındaki büyük kazalar, elektrik ve telefon şebekelerindeki büyük arızalar, füze patlamaları, nükleer riskler. Fakat ileri teknoloji kullanan sistemlerdeki günlük mikro arızalar da önemli.” 20 İnsanlar, hayatı her gün kendilerine zehir eden bu arızaların giderek çoğaldığını farkediyor; mesela süpermarketteki yazarkasa çalışmadığında veya tatile çıkacakları gün enformatik sistemlerdeki arızalardan dolayı havaalanında kaldıklarında. Teknolojinin gelişmesi güzel, fakat arıza durumunda ortaya çıkan zarar da o oranda büyük ve telafi edilmesi zor oluyor. Burada orta yolu bulmak, ileri teknolojinin kullanım hacmini ve kullanılacağı alanların sınırını iyi belirlemek gerekiyor. Bir bilgisayar programı hazırlandığında 1000 satırda 30- 100 hata olmakta, bazı testlerle bu sayı 10’a indirilmektedir. Bunların yarısı normlarla ilgili hata ve unutmalardan kaynaklanmakta ve ancak özel veriler bilgisayara yüklenince anlaşılmaktadır. NASA’nın gelecek yıllarda yeni uzay mekiği kazalarından korkması boşuna değil. Risk, yörüngeye 78 fırlatmada bir olarak hesaplanmış; çünkü mekik 25 milyon 600 bin satırlık bir programla çalışıyor ve program, bir teknisyenin 1,2 milyar dolara karşılık gelen 22.096 çalışma yılını gerektiriyor. Orta yolu bulmak Sonuçta, teknolojik gelişmeyi insan ve toplum tabiatını dikkate almadan değerlendirenlerin, teknolojinin geleceğine dair yaptıkları tahminlerde yanıldıkları görülüyor; bu yanılgıda, teknoloji kavramını anlamamanın payı da var. Buna bağlı olarak bazı teknolojiler toplum tarafından benimsenmeyebiliyor, her yeni teknolojik gelişme ve ürün, insan hayatında bire bir uygulama bulmuyor, bulsa da, sonuç beklendiği ölçüde parlak olmayabiliyor. Ayrıca, devrim olarak nitelendirilmeyi hak eden teknolojik sıçramaların sayı ve sıklığının da giderek azaldığı görülüyor. Sonuçta tıpkı insanlık tarihi gibi, teknoloji de doğrusal gelişmiyor. Burada, bir yanlış anlamaya meydan vermemek için, teknolojiye karşı olmadığımızı, zaten buna gerek de olmadığını söylemeliyiz. Teknoloji insan ürünü bir gelişme. Fakat insan için önemi ve fonksiyonu nedir? Nereye oturtulmalıdır? Hak ettiği yer neresidir? Bu sorular üzerinde düşünme gereği duymayan bir uygarlıktan sadece soğuk metal sesi gelir. Yukarıda sıralanan misaller tümüyle gelişmiş ülkelere aitti. Henüz yoğun bir teknolojik süreç yaşamayan Türkiye’nin, aynı yanlışlara düşmemesi için, bu misaller üzerinde düşünülmesinde fayda var. Her gün teknolojinin yeni bir ürünüyle gözleri kamaşıp geleceğin toplum modellerini kuranlar, insan hayatının, sonsuz denebilecek sayıda öngörülemeyen faktörün etkisinde olduğunu unutmamalılar. Şu husus çok önemli: Gelişme olgusunun ne yanında, ne de karşısında olunabilir. O, insan tabiatının bir parçasıdır. İnsanın bulunduğu yerde ister istemez sürekli bir gelişme olacaktır; bu, ilk insanla birlikte başlayan, insanın tabiattan daha verimli yararlanma, yeni tekniklerle daha verimli araçlar üretme, kendisine daha elverişli fiziksel ortamlar kurma (kaldı ki insan, bugün bunun tersi şartları ortaya çıkarmıştır), sosyal yapı ve fonksiyonları yeni modellerle sürdürme serüvenidir. Yaratılışının gereği olarak hayatı seven, neslini devam ettirmek isteyen ve topluluk halinde yaşama eğilimi taşıyan insanın, içinde bulunduğu şartları zamanla iyileştirmesinden daha normal ne olabilir?.. Fakat, bir toplumun kendisine teknolojik ve ekonomik gelişmeyi nihaî hedef edinmesi sağlıklı, tutarlı ve insan tabiatına uygun düşen bir tercih olmasa gerek. Bu çerçevede, toplumun sayısız icat yapıp bunların patentini alması, gerekli olsa bile, yeterli değildir; bu icatların insan tabiatı ve toplum telakkileri açısından kabul edilebilirliği asıl belirleyici faktördür. Batı uygarlığı yakın zamana kadar ne yazık ki bu ölçüyü bile aşırı felsefi buldu ve prim vermedi. Fakat insanın bu âlemde varoluşuna tutarlı açıklama getirmek için (hangi felsefî veya itikadî tercihte bulunursak bulunalım), herşeyi yerli yerine oturtmak, teknolojinin bizatihi asıl ve esas olamayacağını, dolayısıyla hedef olmaması gerektiğini, ancak bir araç, bir yöntem olduğunu görmek durumundayız. Teknolojik gelişme tek başına, insanın bu âlemdeki varlık sebebi olamaz. Teknolojik gelişme, insanın kendisine hayat için daha elverişli ortamlar geliştirmesinin yanı sıra, belki daha da önemlisi, hayret duygusunu canlı tutması, kendisine verilen irade ve imar gücünün büyüklüğünü anlaması, kâinattaki madde ve kanunların kendi varoluşuna uygunluğunu görmesi ve evrenin işleyişini keşfetmesi açısından anlamlı olabilir. Kaynaklar 1. Jean Gimpel, Latin de l’avenir, Seuil, Paris, 1992. 2. Orio Giarini et Henri Loubergie, La Civilisation technicienne. Paris, Dunod, 1979. 3. Herman Kahn et Anthony J. Wiener, The Year 2000, MacMillan, 1968,s. 51-55. 4. Changement technique et Politique Economique, OECD, 75016 Pads,1980, s.17. 5. William Bowen, ‘The puny pay off from office computers’, Fortune, 26 mai 1986. 6. Alvin Toffler, La Troisieme Vague, Paris, Denoel, 1980, p. 243-244. 7. P.A.Mercier, F.Plassard, V. Scardigli, La Societe digitale- Les nouvelles tecbnologies au futur quotidien, Paris, Seuil, 1984, p7. 8. Jean Gimpel, La fin de l’avenir, Seuil, Paris, 1992. 9. Tom Forester, Computers in the Human Context - Information Technology Productivity and People, Basil Blackwell, 1989. 10. age., s. 218. 11. age., s. 217-218. 12. age., s. 221. 13. age., s.10. 14. Peter W. Huber, Liability -The Legal Revolution and its Conseguences,New York, Basic Books, 1988, s3. 15. Peter W. Huber, “Memo to scientists: stop innovating’, The Scientist, 11 Janvier 1988. 16. Tekniğin durumuna dair rapor: “La revolution de l’intelligence’, sous la directon de Thierry Gaudin, no. special 97-98 de Sciences et Techniques, octobre 1983. 17. The Intelligence Revolution, traduction complete” du raport “La revolution de l’intelligence”, Gamma lnstitute Press, Montreal. 18. Yves Lasfargue, Technojolies, Technofolies, Les Editions d’Organisahon, 1988, s.127. 19. “Burglars swap crowbars for computers”, New Scientist, 8 April 1989. 20. Yves Lasfargue, Technojolies...,age., s. 126. 21. Jean Gimpel, La fin de l’avenir, Seuil, Paris, 1992. [ÜYE OLMADAN L?NKLER? GÖREMEZS?N?Z. BURAYI TIKLAYARAK BEDAVA ÜYE OLUNUZ...] |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bİrİncİ BÖlÜm | batuhan209 | Genel Kültür | 1 | 12-24-2007 12:49 PM |
| tekolojinin yararları & zararları | Asi. | Elektronik & Bilgisayar | 1 | 12-08-2007 12:45 PM |
| Günümüzde değişen dünya | Asi. | Diğer Konular | 0 | 12-03-2007 01:25 PM |
| KÜreselleŞme Kavraminin Tanimi Ve Kapsami | Asi. | Diğer Konular | 0 | 12-03-2007 01:06 PM |
| KÜreselleŞme Kavraminin Tanimi | Asi. | Diğer Konular | 0 | 12-03-2007 12:53 PM |
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]