Dewforum.İNFO  


Geri git   Dewforum.İNFO > Eğitim Şart > Bilgi Bankası > Diğer Konular

Bedava üye ol - Şifremi Unuttum


 
 
Görüntüleme: 36 - Cevaplar: 0  
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-09-2008, 01:22 AM   #1 (permalink)
Root Administrators

Kurtarici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Kurtarici Şuan Çevrimiçi
Kayıt Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 5.725
Rep Gücü: 10000 Rep Puanı: 10000 Rep Derecesi: Kurtarici has a spectacular aura aboutKurtarici has a spectacular aura about
Standart Avrupa Birliği




AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa Birliği barışı korumak ve ekonomik ve sosyal ilerlemeyi pekiştirmek amacı ile bir araya gelmiş 15 Üye Devlet'den oluşur. Birliğin içinde ortak kurumları bulunan üç Topluluk yer alır. Bunların içinde ilk kurulanı (1951 tarihli Paris Antlaşması'yla) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) olmuştu. Daha sonra (1957 tarihli Roma Antlaşması'yla) Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kuruldu. Topluluklar bu sürecin sonunda Üye Devletler arasındaki bütün iç sınırları kaldırarak tek bir pazar kurdular. 1992'de Maastrich'te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması ile ekonomik ve parasal birlik doğrultusunda ilerleyen ve belirli alanlarda hükümetler arası işbirliğini içeren bir Avrupa Birliği kuruldu.

Birliği yöneten kurumlar şunlardır: Demokratik yollarla seçilen Parlamento, Üye Devletleri temsil eden ve Bakanlar'dan oluşan Konsey, Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Doruğu, Antlaşmalar'ın koruyucusu olan Komisyon, Topluluk hukukuna uyulmasını sağlayan Adalet Divanı ve Birliğin Mali yönetimini izleyen Sayıştay. Ayrıca ekonomik, sosyal ve bölgesel çıkar gruplarını temsil eden çeşitli danışma kurulları vardır. Birliğin dengeli gelişimine katkıda bulunan projelerin finansmanını kolaylaştırmak amacıyla kurulmuş olan bir Avrupa Yatırım Bankası bulunmaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ'NİN KURUMLARI
Avrupa Doruğu
1974'te kurulan Avrupa Doruğu, Devlet ve Hükümet Bakanları ile Komisyon Başkanı'ndan oluşur. Dısşışleri Bakanları ile Komisyonun bir üyesi onlara yardımcı olur. Yılda iki kez toplanan doruk gelecekte girişilecek eylemler için gerekli ivmeyi sağlar ve faaliyetlerin ana hatlarını çizer.
Avrupa Komisyonu
Avrupa Komisyonu'nun 20 üyesi vardır. Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Birleşikrallık ikişer, diğer Topluluk üyeleri ise birer üyeyle temsil edilirler. Komisyon'un görev süresi Avrupa Parlamentosu gibi beş yıldır. Komisyon Başkanı Üye Devletler tarafından Avrupa Parlamentosu'nun görüşü alındıktan sonra atanır. Komisyon'un tüm üyeleri ancak Parlamento tarafından onaylandıktan sonra resmen göreve atanmış olurlar.

Komisyon üyeleri görevlerini yerine getirirken kendi ulusal hükümetlerinden tamamen bağımsız olarak davranmak ve sadece Avrupa Birliği'nin çıkarlarını gözetmekle yükümlüdürler. Komisyon'u görevden alabilecek tek organ Avrupa Parlamentosu'dur. Komis- yon'un her üyesinin bir veya birkaç politika alanında özel sorumluluğu vardır. Ancak kararlar kollektif sorumluluk ilkesi temelinde alınır.

Komisyon öncelikle ve her şeyin üstünde Antlaşmalar'ın korunması ve gözetilmesiyle yükümlüdür. Görevini yerine getirirken tarafsız davranır ve Antlaşma hükümleri ile Antlaşmalar temelinde alınan kararların doğru biçimde uygulanmasını gözetir. Üye Devletler'den herhangi birine karşı Antlaşma ihlali soruşturması başlatabilir ve gerekli gördüğünde konuyu Avrupa Adalet Divanı'na götürür. Bunların yanı sıra özellikle Avrupa Birliği'nin rekabet kurallarını ihlal etmeleri durumunda kişilere ve şirketlere para cezası verebilir.

Komisyon ayrıca Birliği harekete geçiren organdır. Yasama sürecini başlatmada tek yetkilidir ve yeni bir 'Avrupa yasasının kabulü sürecinin her aşamasında etkide bulunma güç ve yetkisine sahiptir. Hükümetlerarası işbirliği alanında tıpkı Üye Devletler gibi teklifte bulunma hakkına sahiptir.

Son olarak, Komisyon Avrupa Birliği'nin yürütme organıdır. Buna belirli Antlaşma maddelerinin uygulanmasına ilişkin kuralların belirlenmesi ve Birlik faaliyetleri için ayrılmış bütçe ödeneklerinin idaresi de dahildir. Bunların büyük çoğunluğu ana fonların kapsamındadır: Avrupa Tarımsal Yönlendirme ve Garanti Fonu, Avrupa Sosyal Fonu, Avrupa Bölgesel Gelişme Fonu ve Kaynaşma Fonu. Komisyon yürütme görevini yerine getirirken çoğu zaman Üye Devletler'den uzmanların oluşturduğu komitelerin görüşlerine başvurma gereği duyar.

Avrupa Komisyonu 1994 yılında Konsey'e 558 teklif ve taslak ile 272 bildirim, muhtıra ve rapor sunmuştur. Bu belgeler siyaset, yönetim, ekonomi ve toplum kesimleriyle yoğun görüş alışverişi sonunda ortaya çıkmış ürünlerdir.

Komisyon'un idari personelinin çoğu (Komisyon merkezinin bulunduğu) Brüksel'de, bir kısmı ise Lüksemburg'da görev yapar. Komisyon bünyesindeki yaklaşık 30 Genel Müdürlük ve benzeri bölümde yaklaşık 15.000 görevli çalışmaktadır. Komisyon'un ve diğer kurumların faaliyet giderleri toplam Birlik bütçesinin yüzde beşini geçmez.
Avrupa Parlamentosu
1979'dan bu yana tek dereceli genel seçimle iş başına gelen Avrupa Parlamentosu 626 üyeden oluşur. (Parlamento'da Almanya 99, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık 87'şer, İspanya 64, Hollanda 31, Belçika, Yunanistan ve Portekiz 25'er, İsveç 22, Avusturya 21, Danimarka ve Finlandiya 16'şar, İrlanda 15 ve Lüksemburg 6 üye ile temsil edir). Parlamento genel kurulu Strasbourg'da toplanır. Her ayın bir haftası genel kurul oturumlarına ayrılmıştır. Bazı kısmi oturumlar ile komisyon toplantıları, Konsey ve Komisyon'la ilişkileri kolaylaştırmak amacıyla Brüksel'de yapılır. Sekreterya ise Lüksemburg'da bulunur.

Avrupa Parlamentosu'ndaki siyasi gruplar Birlik düzeyinde oluşur. 370 milyon nüfusu temsil eden Parlamentonun başlıca işlevi, siyasi itici güç olarak Topluluk politikalarının hazırlanması için gereken çeşitli insiyatifleri üretmektir.

Parlamento, aynı zamanda, Avrupa Komisyonu üyelerinin tayinlerini onaylama ve üçte iki oy çokluğuyla Komisyon'u görevden alma yetkisine sahip bir denetim organıdır. Parlamento, Komisyon'un programını oylar ve özellikle Komisyon ve Konsey'e sözlü ve yazılı sorular yönelterek Avrupa politikalarının gündelik işleyişini izler. 1994'te 3.900'den fazla yazılı soru önergesi verilmiştir. Parlamento araştırma komisyonları kurabilir ve Birlik vatandaşlarının dilekçelerini inceler. Birlik Antlaşması'na göre Parlamento, Birlik kurumlarının faaliyetlerini gerçekleştirmesi sırasında ortaya çıkan görevi kötüye kullanma olaylarıyla ilgili olarak vatandaşların şikayetleriyle ilgilenmekle görevli bir ombudsman atama yetkisine sahiptir.

Parlamento ve Konsey bütçe konusundaki yetkileri paylaşırlar. Parlamento yıllık bütçeyi oylar ve bütçe uygulamasını izler. Böylece Birliğe verdiği politika önceliklerini yansıtır.

Birlik mevzuatı üçlü bir süreç içinde hazırlanır: Mevzuat önerilerini Komisyon hazırlar, Parlamento ve Konsey ise bu mezuatı yürürlüğe koyma yetkisini paylaşırlar.

1986'da kabul edilen Avrupa Tek Senedi, mevzuat önerilerinin Komis- yon'un aktif katılımıyla Parlamento ve Konsey tarafından iki kez görüşülmesini içeren bir işbirliği usulü getirerek Parlamento'nun mevzuata ilişkin yetkilerini arttırmıştır. Birlik Antlaşması ile bir adım daha ileri gidilerek Parlamento'ya daha geniş kapsamlı yasama yetkileri verilmiştir. Antlaşma çerçevesinde kabul edilen yeni ortak karar usulüne göre Parlamento birçok önemli alandaki yönetmeliklerin ve yönergelerin kabulü konusunda Konsey'le eşit statüye sahip kılınmıştır.

Bu usul tek pazar, sosyal politika, ekonomik ve sosyal kaynaşma, araştırma ve Birlik Antlaşmasının kapsadığı yeni alanlara (trans-Avrupa ağlar, tüketicilerin korunması, eğitim, kültür ve sağlık) uygulanır. Parlamento ortak karar usulünün özellikle tarım ürünleri fiyatları ile Birliğin bütçe kaynaklarını tanımlanmasını da kapsayacak şekilde genişletilmesini istemektedir.

Son olarak, büyük önem taşıyan bazı kararlar (bazı uluslararası antlaşmalar, yeni üyelerin katılımı, Parlamento seçimlerinde her ülkede aynı usulün uygulanması, birlik vatandaşlarının ikamet hakkı, vs.) için Konsey'in, Parlamento'nun onayını alması gerekir.
Konsey
Konsey her Üye Devletin kendi hükümetini taahhüt altına sokmaya yetkili bakanlar düzeyindeki temsilcilerinden oluşur. Gündemin içeriğine göre toplantılara farklı bakanlar katılır. Örneğin, Tarım Bakanları tarım ürünleri fiyatlarını ele alırlar; istihdamla ilgili konular Çalışma ve Sosyal İşler Bakanları tarafından görüşülür; genel politika sorunları, dışişleri ve Birliği ilgilendiren temel konular Dışişleri Bakanları'nın yetkisi kapsamındadır.

Konsey'in merkezi Brüksel'dedir; ancak bazı toplantılar Lüksemburg'da yapılır. Konsey başkanlığını her Üye Devlet altı aylık dönemler için sırayla üstlenir.

Üye Devletlerin Birlik nezdindeki Büyükelçileri'nden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi (Coreper) Konsey'in çalışmaları için gerekli hazırlıkları yapar ve belirli hazırlıkları yapmak veya özel konuları incelemekle görevli komiteler oluşturarak Konseyin talimatlarını yerine getirir.

1974'te kurulan Avrupa Doruğu, Devlet ve Hükümet Başkanları ile Komisyon Başkanı'ndan oluşur. Dışişleri Bakanları ile Komisyonun bir üyesi onlara yardımcı olur. Yılda iki kez toplanan Doruk gelecekte girişilecek eylemler için gerekli ivmeyi sağlar ve faaliyetlerin ana hatlarını çizer.

Avrupa Birliği Antlaşması'nda Birliğin faaliyetleri üç grupta toplanır (Topluluk faaliyetleri, ortak dış politika ve güvenlik politikası, adalet ve içişleri). Topluluk bağlamında Konsey'in bir görevi de Üye Devletler'in genel ekonomik politikalarını koordine ederek ve Komisyon'un sunduğu tekliflerden hareketle Parlamento'yu da şu veya bu ölçüde sürece katan usullere uygun biçimde ortak politikalara ilişkin temel kararları alarak Antlaşma'da belirlenmiş olan hedeflere ulaşılmasını sağlamaktır. Konsey hükümetlerarası işbirliğine dayalı iki alanda daha birincil rol oynar: Ortak dış politika ve güvenlik politikası çerçevesinde ortak konumları tanımlar ve ortak kararları alır. Bu önlemlerin uygulanmasından da Birliğin temsilcisi sıfatıyla Konsey Başkanlığı sorumludur. Konsey'in adalet ve içişleri alanındaki esas işlevi ortak eylemler belirlemek ve Üye Devletler'in imzalayacağı sözleşmeleri hazırlamak ve önermektir.

Avrupa Topluluğu'nun faaliyetlerine ilişkin olarak son zamanlardaki bazı gelişmeler (Tek Senet, Birlik Antlaşması) sonucunda şartlı çoğunluk esasına dayalı oylama ilkesinin kullanımı yaygınlaşmışsa da vergilendirme gibi bazı konularda hala oybirliğiyle karar alınması gerekmektedir. şartlı çoğunluk için 87 oydan 62'sinin karar lehinde olması ve bu 62 oyun en az 10 devlet tarafından verilmiş olması gerekir. Şartlı çoğunluk ilkesine göre yapılan oylamalarda Almanya, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallığın onar oyu, İspanya'nın sekiz oyu, Belçika, Yunanistan, Hollanda ve Portekiz'in beşer oyu, Avusturya ve İsveç'in dörder oyu, Danimarka, İrlanda ve Finlandiya'nın üçer oyu, Lüksemburg'un ise iki oyu vardır. Ancak Konsey'in Komisyon tekliflerini değiştirebilmesi ya da Parlamento'nun yaptığı ve Komisyon'un kabul ettiği değişiklikleri geri çevirebilmesi için oybirliği gerekir.

Ortak dış politika ve güvenlik politikası ile adalet ve içişleri alanlarında, Antlaşma'da Konsey'e bu konuda aksine karar alma yetkisi tanınmadığı durumlarda oybirliği zorunludur
Adalet Divanı ve Bidayet Mahkemesi
Adalet Divanı 15 yargıç ve onlara yardımcı olan dokuz kanun sözcüsünden oluşur. Bunun yanı sıra 1989'da 15 yargıçtan oluşan bir Bidayet Mahkemesi kurulmuştur. Bu mahkemelerin üyeleri Lüksemburg'da görev yapar ve Üye Devletler'in mutabakatıyla altı yıllık bir süre için atanırlar. Yargıçların bağımsızlıkları güvence altındadır.

Divan'ın görevi Avrupa Antlaşmalarının hukuka uygun biçimde yorumlanması ve uygulanmasını sağlamaktır.

Divan bir Üye Devlet'in Antlaşmalar'da öngörülen bir yükümlülüğü yerine getiremediğine karar verebilir. Üye Devlet bu kararın gereğini yerine getirmezse Divan para cezası uygulanmasını kararlaştırabilir. Divan, kurumların aldığı önlemlerin iptali için açılan davalarda bu önlemlerin yasallığını inceleyebileceği gibi bazı önlemlerin alınmamış olmasının Antlaşmalar'a aykırı olduğuna da karar verebilir.

Divan ulusal mahkemelerin başvurusu üzerine Topluluk hukukunun çeşitli hususlarının yorumlanması ya da geçerliliği hakkında ön kararlar alır. Bir hukuki işlemin bu türden tartışmalı bir husus doğurması halinde ulusal mahkemelerden herhangi biri Avrupa Adalet Divanı'ndan ön karar isteyebilir. Ancak bunun için ilgili Üye Devlet'te daha yüksek bir temyiz mercii bulunmaması gerekir. Bu durumda Divan'ın kararı bağlayıcıdır.

Bidayet Mahkemesi kişiler ve işletmeler tarafından açılan davalara bakar. Hukuk meseleleriyle ilgili başvurular sadece Avrupa Adalet Divanı tarafından karara bağlanır.

1952 ile 1994 yılları arasında Divan'ın önüne 8600'den fazla dosya gelmiş olup bunlardan 2900'ü ön karar başvurularıdır. Adalet Divanı her durumda aynı biçimde uygulanan bir Topluluk hukukunun yaratılmasına yardımcı olmuş ve böylece Avrupa'nın bütünleşme sürecini hızlandırmıştır.
SAYIŞTAY
Sayıştay Konsey tarafından Avrupa Parlamentosu'nun görüşü alındıktan sonra oybirliğiyle atanan 15 üyeden oluşur. Sayıştay Başkanı üyeler tarafından kendi aralarından seçilir. Başkanlık süresi üç yıldır ve üç yılın sonunda ikinci bir dönem için yeniden seçilmek mümkündür. Sayıştay başkanı primus inter pares (eşitler arasında birinci) konumundadır.

Toplantılarını ve çalışmalarını Lüksemburg'da sürdüren Sayıştay Avrupa Birliği'nin tüm gelir ve harcamalarının hukuka uygun ve düzenli biçimde yapılıp yapılmadığını ve maliye yönetiminin tutarlı olup olmadığını denetler. Konsey ve Parlamento tarafından Avrupa Toplulukları'nın genel bütçesinin uygulamasına ilişkin olarak Komisyon'un ibrasında yardımcı olmak amacıyla yıllık raporlar hazırlar. Ayrıca diğer kurumların talebi üzerine özel raporlar hazırlar ve görüş bildirir. Sayıştay re'sen hareket ederek özel konulardaki görüşlerini her zaman açıklayabilir. Birlik Antlaşması'yla Sayıştay'a tam kurumsal statü tanınmış ve sorumluluklarının kapsamı genişletilerek hesapların güvenilirliği ve hesaplara konu olan işlemlerin hukuka uygunluğu ve düzenliliği hakkında Parlamento ve Komisyon'a güvence bildirimi sunma görevi verilmiştir.
Bölgeler Komitesi
Bölgeler Komitesi Avrupa Birliği Antlaşması'yla kurulmuştur. Yerel ve bölgesel mercileri temsil eden 222 asil, ve 222 yedek üyesi vardır. Asil ve yedek üyelerin görev süreleri dört yıldır. Komite çalışmalarını Lüksemburg'da yapar. Ilk toplantısını 9-10 Mart 1994 tarihinde yapmıştır.

Avrupa Birliği Antlaşması Konsey ve Komisyon'un bölgesel çıkarların söz konusu olduğu eğitim, gençlik, kültür, toplum sağlığı, ekonomik ve toplumsal bütünleşme ve Avrupa çapında ulaşım, telekomünikasyon, enerji ağları gibi konularda Bölgeler Komitesi'nin görüşüne başvurmalarını hükme bağlamıştır. Bölgeler Komitesi bunun dışında re'sen de görüş bildirebilir.

Bölgeler Komitesi'nin faaliyetleri yılda beş kez düzenlenen genel kurul toplantıları dışında sekiz komisyon ve dört alt komisyon tarafından yürütülür. Komite'ye bağlı bir özel komisyon Avrupa Birliği'nde kurumsal reform konusunda bir rapor hazırlamaktadır.
Ekonomik ve Sosyal Komite ve
AKÇT Danışma Komitesi
Ekonomik ve Sosyal Komite 222 üyeden oluşur. Bu üyeler üç grubu temsil ederler: işverenler, işçiler ve diğer ekonomik gruplar (çiftçiler, esnaf vezanaatkarlar, küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri ve diğer işletmeler, beyaz yakalılar ile bilim-öğretim camiasının, kooperatiflerin, ailelerin ve ekoloji hareketlerinin temsilcileri).

Komite Brüksel'de toplanır. Birçok konuda karar alınmadan önce Komite'nin görüşüne başvurulması zorunludur. Komite re'sen de görüş bildirebilir. Ekonomik ve Sosyal Komite yılda ortalama 170 görüş bildiriminde bulunmaktadır.

Kömür ve çelikle ilgili konularda başka bir organa, AKÇT Danışma Komitesi'ne başvurulur. Danışma Komitesi üreticileri, işçileri, tüketicileri ve tüccarları temsil eden 108 üyeden oluşur
Avrupa Yatırım Bankası
Avrupa Birliği'nin finans kurumu olan Avrupa Yatırım Bankası 1958'de Roma Antlaşması ile Birliğin hedeflerini gerçekleştirmesine yardımcı olarak yatırımları finanse etmek amacıyla kurulmuştur. AYB tüzel kişiliğe ve mali özerkliğe sahiptir. Banka üyeleri Avrupa Birliği Üyesi Devletler'dir. Bankanın merkezi Lüksemburg'dadır. Avrupa Yatırım Bankası 1994 yılı içinde 19,9 milyar ECU tutarında kredi vermiş, böylece önde gelen uluslararası finans kurumları arasındaki yerini pekiştirmiştir.

AYB'nin öncelikli hedefi Avrupa Birliği nin dengeli gelişimine katkıda bulunmaktır. Bunun yanı sıra trans-Avrupa ulaşım ve telekomünikasyon ağlarının geliştirilmesine, çevrenin korunmasına, enerji kaynaklarının devamlılığının sağlanmasına ve endüstri ve küçük işletmelerin uluslararası düzeyde rekabet gücünün artırılmasına yönelik projelere finansman sağlamaktadır. Banka Avrupa Birliği haricinde de Birliğin üye olmayan ülkelere yönelik işbirliği politikasının hayata geçirilmesine yardımcı olmakta, Afrika, Karayipler ve Pasifik ülkelerinde, Akdeniz havzasında, Orta ve Doğu Avrupa'da, Latin Amerika'da ve Asya'da faaliyette bulunmaktadır.

AYB kaynaklarının büyük bir bölümünü sermaye piyasalarından ödünç alır. Sermaye piyasalarında AYB hisselerinin yüksek ratinge sahip olması (AAA) en uygun koşullarda çok yüksek miktarlarda kaynak bulabilmesini sağlamaktadır. Kar amacı taşımayan bir kredi kurumu olan AYB, mali piyasalarda konumunun sağladığı üstünlüklerden girişimcileri yararlandırır.
Avrupa Para Enstitüsü ve Avrupa Merkez Bankası
Mümkün olursa 1997'de ya da en geç 1999'da Birlik Antlaşması'nda öngörülen ekonomik ve parasal birlik sürecinin bir parçası olarak oluşturulacak tek para biriminin basılması ve yönetiminden sorumlu bir Avrupa Merkez Bankaları Sistemi tesis edilecek ve bir Avrupa Merkez Bankası kurulacaktır. Merkezi Frankfurt'ta bulunan Avrupa Para Enstitüsü 1994 yılından bu yana bunun zeminini hazırlamaktadır.
Kuruluşlar, Vakıflar ve Merkezler
Avrupa Komisyonu'nun veya Avrupa Birliği Konseyi'nin bir kararıyla kurulan fakat tümüyle özerk organlar olarak çalışan Kurumlar, Vakıflar ve Merkezler hakkında daha fazla bilgi için lütfen bu kurumlar ve kuruluşlar ile temas kurun. Periyodik olarak yeni hizmet sunuculara bağlantılar devreye sokulacaktır.

E.M.E.A - Tıbbi Ürünlerin Değerlendirilmesi İçin Avrupa Kurumu

EEA - Avrupa Çevre Kurumu
Avrupa Eğitim Vakfı
CEDEFOB- Mesleki Eğitimin Geliştirilmesi İçin Avrupa Merkezi

EMCDDA - Uyuşturucular ve Uyuşturucu Bağımlılığı İçin
Avrupa Merkezi

Yaşama ve Çalışma Şartlarının İyileştirilmesi İçin Avrupa Vakfı

İç Pazarda Uyumlaşma Bürosu

Topluluk Bitki Tür Hakları Bürosu
İşyerinde Emniyet Ve Sağlık İçin Avrupa Kurumu

Avrupa Birliği’ndeki Organlar İçin Çeviri Merkezi
Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği


1974'te, Ankara'da Avrupa Komisyonu'nun bir Basın ve Enformasyon Bürosu açıldı. 1987'de bu büro, Brüksel'de 4 Şubat 1987 tarihinde imza edilen ve 4 Haziran 1987 tarihli ve 19477 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Avrupa Toplulukları Komisyonu'nun Türkiye Temsilciliği'nin Kurulması ve onun Dokunulmazlık ve İmziyazları Hakkında Anlaşma" temelinde tam diplomatik statü tanınmış olan AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE TEMSİLCİLİĞİ'ne dönüştürüldü.

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği halen dört bölüm halinde örgütlenmiştir ve bu bölümler kendi içlerinde altı birime ayrılır. Bölümler ve birimler aşağıdaki gibidir:
· Siyasi Bölüm, iki birimden oluşur: a) Siyasi İşler ve İnsan Hakları, Demokratikleşme ve Sivil Toplum Projeleri, b) Toplum Bilgilendirme Ağı, Dokümantasyon, Kültür;
· Basın Bölümü;
· Ekonomik Bölüm, iki birimden oluşur: a) Ekonomik İşler, b) Proje Yönetimi;
· İdari Bölüm, iki birimden oluşur: a) İdare ve Muhasebe, b) Resepsiyon, Güvenlik, Ulaştırma Hizmeti.
Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği'nin diplomatik personeli halen aşağıdaki kişilerden oluşur:
· Temsilcilik Başkanı - Büyükelçi Karen Fogg
· Baş Katip - Niall Leonard
· İkinci Katip - Oskar Benedikt
· Ataşe - Per N'Doye
· Yardımcı Ataşe - Francisca van der Wildt

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği'nin Dokümantasyon Merkezi, pazartesi, salı ve çarşamba günleri saat 9.00'dan 13.00'e kadar açıktır. Öğrenciler, bilgi isteklerini, Ankara'da kurulu olan Avrupa Dokümantasyon Merkezleri'nden birine yöneltmelidir: Ankara Üniversitesi ATAUM, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kütüphanesi (ODTÜ), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Küçük ve Orta Sanayileri Geliştirme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB).

AVRUPA BİRLİĞİNİN İKTİSADİ ALANDAKİ ÇALIŞMALARI
TEK AVRUPA PAZARI
Tek Pazar Hedefi
Roma Antlaşması’nın, Tek Avrupa Senedi ile getirilen değişiklikler çerçevesinde düzenlenen, yeni 8A, 8B ve 8C maddeleri (Tek Avrupa Senedi’nin 13, 14 ve 15 inci maddeleri) iç pazarın tanımının yapıldığı ve bu pazarın kuruluşu ile ilgili prensiplerin düzenlendiği maddelerdir. Antlaşma’nın yeni 100A ve 100B maddelerinde ise, bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde kullanılacak yeni "uygulama mekanizmaları" hükme bağlanmıştır.
8A maddesinde Topluluğun amacının, 31 Aralık 1992 tarihinde sona erecek olan dönem süresince "iç pazarın aşamalı olarak kuruluşunu sağlamak" olduğu ifade edilmekte ve iç pazarın "malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin Roma Antlaşması hükümlerine uygun olarak serbest dolaşıma kavuşturulduğu iç sınırlardan arındırılmış bir alan" olduğu belirtilmektedir.
Topluluk, kuruluşundan günümüze kadar Roma Antlaşması’nda kayıtlı 4 temel özgürlük olan malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı konularında çok büyük mesafeler katetmesine rağmen henüz tam bir birliği sağlayabilmiş değildir. Nitekim, üye ülkeler arasında ekonomik entegrasyonun bütün gereklerini yerine getirmek amacıyla, Avrupa Toplulukları Komisyonunca, 14 Haziran 1985 tarihinde hazırlanıp, 28-29 Haziran’da Milano’da toplanan Bakanlar Konseyi’nin gündemine gelen ve iç pazarın tamamlanmasına ilişkin bir program öngören Komisyon belgesi "Beyaz Kitap"ta bu hususlar özetle dile getirilmiş ve bu programın tamamlanması için 1992 yılı sonu hedef alınmıştır. Aslında bu, bir anlamda da, Avrupa entegrasyonunun nihai hedefi olan Avrupa Birliği’ne giden yoldur.
Bu çerçevede; fiziki, teknik ve mali engellerin kademe kademe kaldırılması suretiyle daha ileri büyüme fırsatları, yeni istihdam olanakları, ölçek ekonomileri, yüksek prodüktivite ve karlılık, sağlıklı rekabet, iş ve meslek mobilitesi, istikrarlı fiyat ve tüketici tercihine ulaşılması şüphesiz iç pazar gerçeğinin nihai amacıdır.
Tek Pazar’dan Beklenen Yararlar
Bütün karmaşık görüntüsüne karşın aslında mekanizma basittir. Bu ekonomik kazanç eyleminin başlangıç noktası, Topluluk içinde tarife dışı engellerin kaldırılmasıdır. Böylece, Topluluk ekonomisinde arz cephesinde bir şok etkisi yaratılacaktır ki, bunun da adı Avrupa pazarının entegrasyonudur. Sürekli değişen yeni koşullar ve daha az himayeci bir ortamda sürdürülen ticaret sonucu oluşan yeni rekabet koşullarında, genel fiyat düzeyinin aşağılara çekilmesi, talebi uyaracak; bu da firmaları daha fazla üretime yönelterek hem Avrupa’da, hem de uluslararası piyasalarda daha rasyonel bir kaynak dağılımı sağlayarak rekabeti körükleyecektir. Zaman içerisinde makroekonomik engellerin kaldırılması suretiyle Avrupa iç pazarının yaratılması, son 20 yılda kronik olarak durgunluk gösteren ekonomiyi harekete geçirerek, sürekli ve sağlıklı büyümeye olanak sağlayacaktır.
Ekonominin yeniden canlanması ve açık kamu ihaleleri sayesinde kamu kesimi açıkları daha da düşecek, büyümenin sevimsiz dostu enflasyon ise, birbirine açılan piyasalar sonucu düşen fiyatlara bağlı olarak azalacaktır.
Bu çerçevede, Tek Pazar’dan doğacak ekonomik yararların neler olacağı konusunda görüş bildirmek üzere AT Komisyonu’nca görevlendirilen eski bir AT Komisyonu görevlisi olan İtalyan ekonomist Paolo Cecchini yönetiminde gerçekleştirilen ve sonuçları 1988’de yayımlanan bir çalışmada açıkça ifade edilmektedir.
Yaygın olarak "Cecchini Raporu" adıyla tanınan çalışmada, AT’nun piyasa bütünleşmesinden beklenen kazançlar, üretici ve tüketiciler üzerindeki etkileri bakımından mikroekonomik analiz, gayri safi yurtiçi hasılanın belli başlı unsurları üzerindeki etkileri bakımından da makroekonomik analiz kullanılmak suretiyle değerlendirilmiştir.
Buna göre, her iki yaklaşımın da başlangıç noktası olan engellerin kaldırılması, iş ve üretim maliyetlerini düşürerek bütünleşmiş piyasadaki yaygın rekabet baskısı altında, maliyetlere paralel olarak fiyatların da aşağıya çekilmesine olanak sağlayacaktır.
Tek Pazar’dan beklenen olumlu gelişmeler, sözkonusu araştırmanın sonuçlarına göre, ana başlıklar halinde aşağıda verilmektedir:
· Arz yönünden etkileri (supply-side effects) açısından, gümrük işlemlerinde, kamu alımlarında ve mali hizmetlerdeki engellerin kalkmasıyla elde edilecek maliyet tasarrufu sonucu, kazanç büyüyebilecektir,
· Üretimde büyük pazar için, ölçek ekonomilerine (economies of scale) yönelinerek, irrasyonelliklerin ve monopol karlarının azaltılması gerçekleştirilebilecektir,
· Yoğun rekabet ortamı oluşacaktır,
· Araştırma ve geliştirme faaliyetlerine daha fazla fon ayrılabilecektir,
· Talep yönünden etkileri (demand-side effects) açısından, daha düşük fiyatlar tüketici talebini harekete geçirecek, daha çeşitli mal üretimi ve kamu müdaheleleri için bütçeden daha az harcama yapılacaktır.
Tek Pazar’ın gerçekleştirilmesinin önündeki engelleri ise üç ana başlık altında sınıflandırmak mümkündür:
· Fiziki engeller: Topluluk içi sınır kapılarındaki beklemeler, gümrük kontrolleri ve bunun gereği kırtasiyecilik gibi.
· Teknik engeller: Örneğin, ulusal düzeyde himaye edilen kamu ihaleleri piyasasında farklı ürün standartlarının, teknik şartnamelerin ve çatışan birtakım ticari yasaların (mevzuatın) mevcudiyeti gibi.
· Mali engeller: Özellikle farklı KDV oranları ve tüketim vergileri gibi (sigara, içki, ispirto vs.) uygulamalar.
Fiziki engellerin kaldırılması
Fiziki engelleri, Topluluğun coğrafi sınırlarının üye ülkeler arasında kalan kesimlerdeki gümrük kapılarında uygulanan fiziki kontroller teşkil etmektedir. Topluluğun iç sınır kapılarında yapılmakta olan fiziki kontroller, üye ülkeye giriş yapmakta olan yabancı uyrukluların denetimi yanında, malın kullanım güvenilirliği, standart denetimi amaçlarına da yöneliktir.
Sınır kapılarındaki bu kontroller ve buna bağlı formalitelerin zaman alması, üye ülkeler arasında ticareti olumsuz yönde etkileyerek, bir yandan ticaret ve sanayi ile iştigal edenlerin cesaretini kırarken, diğer yandan da serbest dolaşımda gecikmelere neden olmasıyla, maliyetlerin yükselerek rekabet gücünün azalmasına yol açmaktadır.
Fiziki engellerin ekonomik gerekçelerle kaldırılması gereğinin yanısıra, bu engellerin, üye ülkeler arasında nihai aşamada gerçekleştirilmesi düşünülen "siyasi birlik" fikri ile bağdaşmaması, kaldırılmaları için diğer bir zorunlu neden teşkil etmektedir.
Teknik engellerin kaldırılması
Malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını sınırlayan teknik engelleri, üye ülkelerin sağlık, standartlar, çalışma, güvenlik, tüketicinin korunması veya çevre koruması mülahazaları ile belirlemiş oldukları ulusal mevzuatlarının, amaçları aynı bile olsa, birinden diğerine farklılık göstermesinin yarattığı güçlükler şeklinde tanımlamak mümkündür.
Özellikle Tek Pazar hedefinin gündeme geldiği günlerde standardizasyon, sertifikasyon ve diğer teknik mevzuatı tek elden yürütmeyi amaçlayan Avrupa Birliği, 1993 yılı başında Avrupa Tek Pazarı'nın tamamlanması çalışmalarını büyük ölçüde sonuçlandırmış ve bu tarihten itibaren daha entegre bir ekonomik yapıya kavuşarak, teknolojik ve ticari açıdan -dayanağını Beyaz Kitap'tan alan görüşler doğrultusunda- daha ileri derecede bir entegrasyona gitmesi gerektiğinin bilinciyle, teknik mevzuat uyumu konusunu diğer Tek Pazar mevzuatı içinde önemli bir yere oturtmuştur.
AB bu alanda koordinasyonun sağlanabilmesi için çeşitli yapısal düzenlemelere gitmiştir. Öncelikle, kurulacak örgütsel yapı ile, "Avrupa Standardizasyon Sistemi" nin teşkili ve işlemesinin sağlanması yolundaki çalışmaları hızlandıran AB, bu politika çerçevesinde, üreticiler ve ticaret yapanlar için bir çok alanda tek Avrupa standardı oluşturulması amacıyla 15 üye ülkenin teknik mevzuatlarının uyumlaştırılması yoluna gitmiştir. Böylece üretici, kullanıcı ve tüketiciler, Birliğin her yerinde, aynı teknik ve ticari imkan ve şartlardan yararlanabilmektedirler. Özellikle teknoloji alanında CEN (European Committee for Normalization), CENELEC (European Commitee for Electrotechnical Normalization) ve ETSI (European Telecommunications Standardization Institute) gibi kurumlar Tek Pazar ile oluşan alanda, standartların uyum ve uygulamasını Avrupa Standardizasyon Sistemi’nden güç alarak kontrol etmektedirler.
Birlik içinde Avrupa standartlarının geliştirilmesi konusunda AB Komisyonu tarafından 1990'da yayınlanan, "Yeşil Kitap"tan sonra, Avrupa Topluluk Resmi Gazetesi'nde yayımlanan bildirimde, "Avrupa standardizasyon politikasının geleceği için stratejik ilkeler" açıklanmış ve Avrupa Topluluğu Konseyi'nden bu ilkelerin benimsenmesi talep edilmiştir.
Sözkonusu bildirimin ilk bölümü, Yeşil Kitap'a yönelik reaksiyonları içermektedir. Komisyon'un burada belirttiği, standardizasyonun Tek Pazar'ın başarısı bakımından önemli olduğu yolundaki görüşü Topluluk içinden ve dışından büyük destek görmüş, standardizasyon sürecinin etkinliğinin arttırılması, uluslararası standardizasyona yönelinmesi ve standardizasyonun ekonomik çıkarları gözetmesi gerektiği üzerinde de görüş birliği sağlanmıştır. Avrupa Birliği’nin standardizasyon konusuna yaklaşımı 7 Mayıs 1985 tarih ve 136/01 sayılı Konsey Kararı ile genel hukuki çerçevesine kavuşmuş ve Birlik, Avrupa standartlarına hiçbir "zorunluluk" karakterinin verilmemesi ilkesini kabul etmiştir. Ancak, kamu ve çevre sağlığı ile doğrudan ilgili ve sterilizasyon zorunluluğu bulunan ürünlere ilişkin standartlarda sözkonusu ilkeye bazı istisnalar ve yaptırımlar getirilmiştir.
AB’nin Tek Pazar hedefi doğrultusunda geliştirmeye devam ettiği standardizasyon yapısı için tercihi, EN-29000 gibi süreci düzenleyen ve kesin sınırları olan standartların kullanılması yönündedir. Bu tip standartların kullanımı yeni AB yaklaşımında da yer almış ve araç standartların kullanımından kaynaklanan, ayrıntılarla çok ilgilenilmesi sebebiyle belirli bir aşamada teknolojinin gelişmesinin engellenmesi sorunu da bir derece çözüme kavuşmuştur.
Avrupa Birliği, Tek Pazar hedefinde "Yeni Topluluk Yaklaşımı" olarak adlandırılan teknik standardizasyon ilkelerini uygulamaktadır. Bu yaklaşıma göre tüm malların teker teker AB standardı alma zorunlulukları yoktur. Ancak bazı mallarda güvenli olma kavramına bağlı olarak direktifler yayımlanması suretiyle zorunluluk getirilmektedir.
Avrupa Birliği’nde, hem ürünün kalitesinin, hem de üreticilerin, satıcıların, test laboratuvarlarının ve belgeleme-kontrol kurumlarının yetkinlik ve kalitelerinin denetlenmesi suretiyle ürünün güvenliğinin sağlanması konusunda giderek güçlenen bir eğilim vardır.
Bu yaklaşımda, ürünün güvenilirliğini ve kalitesini sağlamaya yönelik önlemler, ürünün gelişimi sırasında farklı aşamada (tasarım, prototip, üretim, vb.) alınabilir ve ürünün kendisi, üretim süreci ya da her ikisine uygulanan kontrollerle ilgili olabilir. Test etme, belgeleme ve kontroller, üretimden önce, üretim esnasında, üretim sürecinden sonra ve ürünün pazara ilk sunuluşundan sonra, yani değişik aşamalarda yapılabilir.
Mali engellerin kaldırılması
Tek Pazar’ın tamamlanmasını geciktiren ve serbest dolaşım ilkesini de zedeleyen mali engeller, genelde, üye ülkelerin dolaylı vergi (katma değer vergileri) tahsilatını denetlemek üzere aldıkları ve özellikle gümrük kapılarında yoğunlaştırdıkları tedbirlerden ileri gelen çeşitli güçlükler olarak tanımlanabilir. Tek Pazar’ın tamamlanması sürecinde, gümrük kapılarında kontrollerin kaldırılmasıyla, takipleri güç bir noktaya varacak olan bu tür mali denetimlerin gümrük kapıları dışında yapılabilmesi için çeşitli çözüm yolları aranmaktadır.
Üye ülkeler arasında 1968 yılı itibariyle gerçekleştirilmiş olan gümrük birliği, esasen, Tek Pazar’ın tamamlanması için yeterli olamamıştır. Zira, serbest dolaşım ilkesi, üye ülkelerin, bir çeşit gider vergisi olan "muamele vergileri"ni (turn-over tax) gümrük birliğine rağmen tahsil etmekte gösterdikleri hassasiyet ve bu amaçla çıkarttıkları farklı mevzuat nedeniyle sekteye uğramıştır. Roma Antlaşması’nın, dolaylı vergi uygulamalarına ilişkin 99 uncu maddesinde, üye ülkelerin, bu vergilerle ilgili mevzuatlarının yakınlaştırılmasının öngörüldüğü ve ortak kurallar çerçevesinde uygulanabilecek Katma Değer Vergisi sisteminin geliştirildiği bilinmektedir.
Ancak, tüketim vergileri ve Katma Değer Vergisinin ortak bir taban tesbit edilerek, eşit oranlarda ve benzer nitelikli mallar bakımından eşit sayıda uygulanamaması; bu vergilerin, malların ve hizmetlerin fiyatlarına doğrudan yansıyan özelliği nedeniyle, üye ülkelerde, aynı mal ve hizmetler bakımından farklı fiyat düzeylerinin belirlenmesine yol açmaktadır.
Tek Avrupa Pazarı’nın Tamamlanmasındaki Son Durum
Tek Pazar programı çalışmaları kapsamında, Avrupa Tek Seneti’nin 8A maddesi gereğince Topluluk genelinde malların, sermayenin, kişilerin ve hizmetlerin üye ülkeler arasında herhangi bir engel olmaksızın serbest dolaşımının sağlanması için alınacak tedbir ve düzenlemeler teorik olarak tamamlanmış ve "Avrupa Tek Pazarı", 1 Ocak 1993 tarihi itibariyle işlerlik kazanmıştır. Avrupa Birliği, 1993 yılı başında Avrupa Tek Pazarı’nın tamamlanması çalışmalarını büyük ölçüde sonuçlandırmış ve bu tarihten itibaren daha entegre bir ekonomik yapıya ulaşarak daha ileri derecede bir entegrasyona gitmesi gerektiği bilinciyle tek pazar mevzuat uyumu konusuna özellikle önem vermiştir. Tek Pazar’ın başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi ancak Tek Pazar Direktiflerinin onaylanması ve en önemlisi mevcut Topluluk mevzuatının Üye Ülkeler iç hukukuna aktarılmasının ardından mümkün olacaktır.
Üye devletler’in bir kısmı özellikle, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve Hollanda, Tek Pazar Direktiflerinin milli mevzuata aktarılmasında önemli ilerlemeler kaydetmişler, buna karşılık Lüksemburg, İrlanda ve Portekiz bu konuda diğer ülkelerin gerisinde kalmışlardır. Ekim 1998 itibariyle tüm üye devletlerce iç hukuka aktarılması tamamlanmayan 203 Direktif bulunmaktadır. Bu bakımdan Tek Pazar Direktiflerinin tamamının iç hukuka aktarılması sürenin 1999 yılı içinde tamamlanması beklenmektedir.
Diğer taraftan, kamu güvenliğinin teminat altına alınması ve göçün kontrolüne yönelik tedbirlerin alınmasındaki gecikme nedeniyle gümrüklerde kişilerin denetimine devam edilmektedir. Edinburgh Zirvesi’nde alınan kararlar kapsamında, Schengen Anlaşması’na taraf ülkelerin yukarıda açıklanan denetimleri kaldıracakları ve diğer ülkelerin de üye ülke vatandaşları üzerindeki sözkonusu kontrolleri azaltma yoluna gidecekleri belirtilmiştir. Bu çerçevede, AB’ne üye 7 ülke (Almanya, Fransa, Belçika, Lüksemburg, İspanya ve Portekiz) arasında kişilerin serbest dolaşımının sağlanmasını amaçlayan Schengen Anlaşması 26 Mart 1995 tarihinde yürürlüğe girmiş, Yunanistan, İtalya ve Avusturya daha sonra sözkonusu Anlaşmaya taraf olmuştur.
Diğer taraftan, Schengen Anlaşması’nın üçüncü ülke vatandaşları için getirdiği düzenlemeye bakıldığında ise, herhangi bir taraf ülkeden alınacak vize ile bu ülkelerde serbest dolaşım sağlanacak ve verilecek vize ile üçüncü ülke vatandaşları en az üç ay sözkonusu ülkelerde kalabileceklerdir. Tek Pazarın potansiyelinin henüz tam olarak hayata geçirilememiş olması, Tek Pazarın işleyişinde karşılaşılan güçlüklerin aşılabilmesi, sağlık, güvenlik, fırsat eşitliği ve iş hukuku alanlarında gerekli düzenlemelerin yapılması, Birlik alanı içinde iş yapma, seyahat ve çalışma koşullarının her türlü dahili sınırdan arınmış olarak, üye ülkelerin sınırları içindeki kadar kolaylaştırılmasının sağlanabilmesi amacıyla Komisyon, Avrupa Konseyi’nin Haziran 1997'de Amsterdam'da gerçekleştirdiği Toplantısına sunulan bir Eylem Planı hazırlamıştır. Plan dört stratejik hedef çerçevesinde yapılması gerekli düzenlemeleri belirlemektedir.
1.Topluluk ve ulusal düzeydeki mevzuatın daha etkin hale getirilmesi:
· Tek Pazar Mevzuatının yürürlüğe konulması,
· Problemlerin kolayca çözülebileceği bir çerçeve oluşturulması,
· İş adamlarının bilgiye erişim imkanlarının geliştirilmesi,
· AB ve ulusal düzeydeki mevzuatın basitleştirilmesi ve iyileştirilmesi,
· Mevcut kanunlardaki eksikliklerin giderilmesi.
2. Pazar bozucu faliyetlerle mücadele
· Tek Pazarın önündeki vergi ve pazar bozucu engellerin kaldırılması
· Katma Değer Vergisi için ortak bir sistem yaratılması
· Enerji ürünlerinde AB Vergilendirme Sisteminin yeniden yapılandırılması
· Rekabet Politikasının dikkatli bir şekilde uygulanması
3. Entegrasyonun önündeki sektörel engellerin giderilmesi
· Hizmetler pazarındaki engellerin giderilmesi
· Ürün kontrollerinin güçlendirilmesi
· Uluslararası yatırım ve ticaret ilişkilerinin geliştirilmesi
· Teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı güçlüklerin aşılması
4. Bütün vatandaşların yararına bir Tek Pazar oluşturulması
· Sınır kontrollerinin ortadan kaldırılması
· İkamet hakkına ilişkin kuralların yenilenmesi
· Sosyal hakların korunması
· Birlik içinde iş gücü hareketliliğinin geliştirilmesi
· Tüketici hakları, sağlık ve çevrenin korunması
· Vatandaşlarla diyaloğun geliştirilmesi
Türkiye Açısından Değerlendirme
Topluluğa üye ülkeleri doğrudan, Topluluk ile ticari ilişkilerde bulunan tüm partnerlerini de dolaylı olarak ilgilendiren böylesine kapsamlı ve yapısal bir değişikliğin AB ile içinde bulunduğumuz ortaklık ilişkisini de etkileyeceği şüphe götürmez bir gerçektir. Bu açıdan, Topluluk ile ilişkiler tam üyelik süreci içinde çeşitli çalışmalarla ve değerlendirmelerle devam ederken, Türkiye de İç Pazar’a ilişkin gelişmelerden etkilenmektedir.
Konuya Türkiye ile Topluluk arasındaki ticari ilişkiler bakımından yaklaşıldığında, Tek Pazar hedefi ile beklenen istihdam ve GSMH artışı, fiyatların düşmesi ve rekabetin artması sonucu Topluluk içi talebin canlanması gibi gelişmelerden, Türkiye’nin, AT ile arasındaki Ortaklık Anlaşması’nın kendisine tanıdığı avantajlı durumu da değerlendirerek, arzu edilen şekilde faydalanabilmesi, şüphesiz, bu pazarda rekabet imkanı bulunan tekstil ve hazır giyim, deri konfeksiyon, demir-çelik, elektrik ve elektronik alet ve cihazlar ile özellikle otobüs türü taşıt araçlarında, sektörün oluşacak yeni yapı çerçevesinde rekabet imkanının arttırılmasına bağlı bulunmaktadır.
Sonuç olarak, AT içerisinde rekabet imkanımız bulunan sektörlerin mevcut yapısı ile dahi Tek Pazar’ın kurulması sonrasında ülkemizin anılan pazara yönelik ihracatında artış olması beklenmekte ise de, ülkemizin Tek Pazar’dan imkanlar dahilinde fakat azami düzeyde faydalanabilmesi için, Tek Pazar gerçeğ