Dewforum.İNFO  
 

Reklam & Banner

Radio Dinlemek için TIKLAYIN

istek Yapmak için TIKLAYIN

YARDIM

Dosya veForum kulanımı hakkında buradan bilgi alabilirsiniz

Radio Dinlemek için TIKLAYIN

Moderatörlerin, ve Moderatörlük başvurusu yapanların Forum Kullanımı / Duyurular dan Yazabilirler

Yukarıdaki Reklamlara Tıklayın Bedava Hizmet Devam etsin...! Dosya ve Güzel konuları Aşagıda bulabilrsiniz.

Karışık konular ProgramlaR

Fantastic Four (Fantastik Dörtlü - 4)

Unleashed - Jet Le - Divx 2005

Sin City - Günah Şehri divx (hızlı)

Mr. & Mrs. Smith (2005) Hızlı

War of The Worlds - Dünyalar Savaşı

Batman Begins - Divx - 2005

 

FL Studio 8 XXL Producer Edition 8.0.0

CyberLink PowerDVD ultra V.8.0.1 Portable

DFX Audio Enhancer 8.501(all) Full

YOUTUBE'ye Giriş Programı -İndir- 2

Ulead PhotoImpact 11 Full

Network Asset Tracker

Life Photo Maker Pro 1.0

Power Mp3 Cutter full (Mp3 lerinizi kesin

Any DVD Converter Professional v3.5.8

SUPER v2008 [Tüm Formatları Birbirine Dönüştüren Program]

MP3Dancer 1.11 + 8 Dancer Pack

CA Anti-Virus 2008

ACDSee Photo Manager 2009 11.0 Build 85

||Ad-Aware 2008 Virüs Avcısı||

Avira AntiVir PersonalEdition Classic 7.06

Multi Virus Cleaner 2007 7.7.0

G DATA Antivirus Şubat 2008

Avira Premium Security Suite 2008 / FULL

Avast 4.8 Pro Tr Full

Norton Internet Security 2009

Avira Premium Security Suite 2008 / FULL

Yabancı video Clipler

Bilgi Bankası

Felsefe / Psikoloji / Sosyoloji

Cep için video kilpler


Go Back   Dewforum.İNFO > Siyaset > Siyaset Bilimi

Bedava üye ol - Şifremi Unuttum


Siyaset Bilimi Siyasi ideolojiler, siyasi doktrinler, siyasi örgütlenmeler, siyasi hareketler, siyasi oluşumlar - Siyaset Bilimi - Siyasetin özü hakkında her tür bilimsel konuyu tartışma ortamı

 
 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-16-2008, 04:33 AM   #1 (permalink)
Root Administrators

Kurtarici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Kurtarici Şuan Çevrimiçi
Kayıt Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 5.540
Rep Gücü: 10000 Rep Puanı: 10000 Rep Derecesi: Kurtarici has a spectacular aura aboutKurtarici has a spectacular aura about
Cool Seksen Yıllık Cumhuriyet'in Kimlik Meselesi...




Fransız inkılâbının mahsulü olan cumhuriyet fikri, Türkiye’de Osmanlı Devleti’nin yıkılışıyla birlikte kurulan yeni devletin hükûmet şekli olarak ancak 1923 yılında benimsenmiştir. Cumhuriyetin ilânı sürecine gelinceye kadar Osmanlı toplumunun yenileşme döneminden geçtiği de hatırlanırsa Cumhuriyetin ilânı meselesini sâdece 1923 yılı Ekim ayında aniden ortaya çıkmış bir sosyo-kültürel hareket olarak değerlendirmemek gerekir. Cumhuriyetin ilânına giden yolda Osmanlı toplumunun özellikle Meşrutiyet devrinden itibaren gerek sosyal hayatında gerekse hukukî yapısında gerçekleştirdiği yenileşme hareketlerindeki dönüm noktaları unutulmamalıdır.
Cumhuriyete giden yol...
Osmanlı Devleti’nde, hükümranlık haklarının Osmanlı toplumu lehine çok cüz’î ölçüde de olsa sınırlandırılması yolundaki ilk teşebbüs Ayanlar’ın Osmanlı Padişahı ile akdettiği Sened-i İttifak’tır. Bu sözleşme ile bir takım siyasî hakların elde edilmesi ve yönetimin ilk defa zayıf da olsa sınırlandırılması mümkün olabilmiştir. 1839 yılında ilân edilen Tanzimat Fermanı ile ilk kez Osmanlı padişahının yetkileri üzerinde kanun gücünün varlığı kabul ediliyordu. Bu özelliği ile Tanzimat, hukuken bağlayıcı olup, padişahın yetkilerini sınırlamaktaydı. Ancak bu ferman anayasalı bir hareket özelliğine sahip olmayıp tek taraflı bir irade beyanından başka bir şey değildi. Tanzimat Fermanı, mutlak yetkilere sahip bir devlet başkanını dünyevî ve beşerî mânâda müeyyidesiz de olsa kendi isteği ile yetkilerini sınırlayan ve kanun üstünlüğünü ortaya çıkaran bir belge olarak demokratik gelişmelerin başlangıcı sayılabilir. Bununla birlikte aydınlarımız Tanzimat dönemini siyasî rejim bakımından mutlakıyetle millî hâkimiyet rejimi arasında bir intikal devresi olduğunu da ifâde etmektedirler.
1876 yılına gelindiğinde gerçekleştirilen I.Meşrutiyet’in ilânı, anayasalı yeni bir sistemin ortaya çıkmasını sağlamış, bu tarihten itibaren Türk siyasî hayatında anayasalı dönem başlamıştır. Bu gelişme cumhuriyete giden yolda önemli bir aşama olarak kabul edilebilir. Bu önemli gelişmeye rağmen I.Meşrutiyet Anayasası devlet şeklini monarşi dışına taşıyamamıştır. Saltanat yine babadan oğula intikal etmiş ve yine bazı müesseselere tayin padişah tarafından yapılmıştır. Hâkimiyet bu anayasaya göre millete değil, Osmanlı soyuna aitti. Ancak bilindiği gibi Osmanlı’nın devlet telâkkisinde hâkimiyetin kaynağı Tanrı’dır. Ortaya çıkan mevcut bu yeni duruma rağmen 1876 Anayasası ile Osmanlı Devleti’nin dinî telâkkilere dayalı bir devlet olma vasfını kaybettiği söylenemez. Bütün bu gelişmeler sonrasında Meşrutiyet anayasalarının Batı’lı mânâda anlam kazandıramadığı “Millî Hâkimiyet” kavramı; siyasî hayatımıza ancak Atatürk ile birlikte girmiştir.


Atatürk’ün Cumhuriyet kavramına yüklediği anlam...

Mustafa Kemal Paşa'ya göre “Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adâletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat'i mânâsıyla Millî hâkimiyetin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de, adâletin de dayanak noktası millî hâkimiyettir”. Atatürk, bu sözleriyle devletin sahip olduğu kuvveti ifâde ederken, bu kuvveti kendine özgü diye nitelediği anlaşılmalıdır. Gerçekten de, devleti oluşturan milletin üzerinde etkisini sürdüren kuvvet, kişi olarak hiç kimse tarafından verilmiş değildir. O, bir siyasî nüfuzdur ve devlet kavramının özünde vardır. Devlet onu halk üzerinde uygulamak ve milleti dış dünyaya ve diğer milletlere karşı savunmak yetkisine sahiptir. Bu siyasî nüfuz ve kudrete “irade” veya “hâkimiyet” denir. İşte bu anlamlarla birlikte millî hâkimiyete dayanan demokrasi ve cumhuriyeti bir devlet sistemi olarak düşünen Atatürk kendi yakın arkadaşları tarafından dahi idealist hayalperest olarak değerlendirilmişti. Hâlbuki Atatürk, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasını sağlayarak hem Millî Mücadele fikrine siyasî ve hukukî yönden destek sağlamış aynı zamanda devletin kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
Türkiye’nin o dönemde içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal yapısından çok daha iyi durumda bulunan birçok Avrupa devleti demokrasi fikrini hatırlarına bile getiremezken; Türkiye Devleti’nin kurucusu, eğitim düzeyi düşük, düzenli bir ordusu olmayan ve iktisadî açıdan tükenmiş bir ülkede cumhuriyet rejimini kurmak konusunda kararını çok önce vermişti. Çünkü ona göre Türk milletinin tabiat ve şiârına en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir. Bununla birlikte Mustafa Kemal Paşa, millet bilincinin ve millet olma duygusunun kuvvetlenmesi ve Türk tarihinin millî bir zemine oturtulmasıyla Türk kültürünün gelişeceğine inanmaktaydı. Başarılı olunması hususunda nihâî hedefi ise daima cumhuriyet olmuştur. Çünkü ona göre Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.
Görüldüğü gibi Türk inkılâbının hemen her safhasında olduğu gibi cumhuriyet fikrinin kabul edilmesinde ve tatbikinde Mustafa Kemal Paşa’nın liderliği inkâr edilemez. Atatürk bu tarihî sürecin liderliğini yaparken cumhuriyet fikrinin onun zihninde çok erken dönemlerde ortaya çıkmasında en önemli etken Fransız İnkılâbı’dır. Etkilendiği yer ise Fransız İhtilâli fikirlerinin Osmanlı Devleti’nde tartışıldığı bir mekân olan Harbiye’dir. Onun zihninde filizlenen cumhuriyet düşüncesi harbiye yıllarından sonra daha da belirgin hâle gelecektir.
Resmî dosyasında “Cumhuriyetçidir” ibaresi olan Mustafa Kemal Paşa’nın, Meşrutiyetin ilânı ile sosyal ve siyasî hayatımızda elde edilen kazanımlarla yetinmediği ısrarla millî hâkimiyet kaynaklı bir cumhuriyet fikri üzerinde durduğu açıktır. Bu durumun en önemli delili İttihatçı kimliğinden dolayı Suriye’ye gönderildiğinde orada ki yakın arkadaşı Halil Bey’e açıkça “.......Cumhuriyet yaparız” diyecek kadar kafasında cumhuriyet fikrinin olgunlaştığı ve her fırsatta bu fikrini ifâde ettiği bilinmektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın kafasında erken dönemlerde oluşan cumhuriyet fikrine rağmen, rejimin tesisi ve ilânı 1923 yılına kadar birkaç istisnanın hâricinde tarafından açıkça ifâde edilmemiştir. Bu durum cumhuriyete giden yolda rejimi hazırlayan bütün sebeplerin örtülü bir şekilde cereyan etmesine sebep olmuştur. Ancak bu örtülü gelişmelere ve Türk siyasî hayatındaki dağınıklığa rağmen Millî Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren demokrasinin günlük hayata hâkim olmaya başlaması mânidardır. Gerek Amasya Tamimi’nde gerekse Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde “millî hâkimiyet” fikrine atıflar yapılarak bu ana fikir, temel hedef olarak gösterilmiştir. Dönemin zarureti gereği oluşan bu tip örtülü gidişatı; Mustafa Kemal Paşa’nın ilk meclisin açılışından itibaren siyasî hayat üzerindeki tesiri ile açıklamak mümkündür. Esasında bu noktada Mustafa Kemal Paşa’nın farklı bir strateji takip etmesini akılcı bir çıkış yolu olarak mütalaa etmek gerekir. Çünkü Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları bir yandan 11 yıllık ağır savaş hâliyle Anadolu’yu işgalden kurtarmaya çalışmışlar diğer taraftan eş zamanlı olarak yeni bir devletin kuruluşunu hazırlamışlar, bütün bunların yanı sıra ilk mecliste demokratik olma çabasıyla hareket etmişlerdir. Bütün bu askerî, siyasî hâdiseleri aynı anda başarabilmek önemli bir meziyet olarak kabul edilmelidir. Üstelik sosyal açıdan düşünüldüğünde “Türkleri yeni baştan Türkleştiren” bir değişimin yakalanmış ve bu değişim “Cumhuriyet”le taçlandırılmıştır.
Yukarıdaki ifâdelerden de anlaşılacağı gibi yakın tarihimizde cumhuriyet rejimine geçiş, kademeli olarak tezahür etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele hareketini ve onu temsil eden Büyük Millet Meclisi’nin bütünlüğünü bozmamak amacıyla cumhuriyet idâresiyle ilgili fikirlerini o günlerde açık bir şekilde telaffuz etmemiş, Meclis’teki değişik grupları Misâk-ı Millî çerçevesinde birleştirmeye çalışmış ve bu amaçla şeklen de olsa bazı tavizler vermeye mecbur olmuştur. Bu tavizlere rağmen Cumhuriyet rejiminin, Millî Mücadele döneminde ülke çapında prestij kazanan bir avuç kahramanın kararlı tutumları sonucunda kurulduğunu da ifâde etmemiz gerekir. Bu noktada Cumhuriyet rejiminin ülkemizde tatbik edilmesi meselesini en üst seviyede düşünen kişinin Mustafa Kemal Atatürk olduğu aşikârdır. Bununla birlikte Meşrutiyet ve Mütareke yıllarında Mustafa Kemal Paşa’nın zihninde şekillenen cumhuriyet fikrinin kendisine ait bir orijinalitesinin olduğunu da göz ardı etmemek tarihî bir hakikatin ifâdesinden başka bir şey değildir.
Saltanat ile Cumhuriyet arasında sıkışan Türk aydını...
Türkiye’de 1922 yılında saltanatın ve 1924 yılında hilâfetin kaldırılması, Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele döneminde savunduğu “saltanat ve hilâfet mevcutlu devlet anlayışı”ndan ayrıldığının önemli bir ifâdesidir. Halifeliğin kaldırılması, rejimin demokratik anlamdaki tekâmülü açısından önemli bir siyasî gelişme olmakla birlikte Türk milleti için kültürel ve tarihî mânâları da ifâde etmektedir. 19. yüzyılın başlarından itibaren süregelen yenilikçi-muhafazakâr çatışması, hilâfetin ilgası sonucu yenilikçilerin başarısı olarak yorumlanmış; bu olaydan sonra Türkiye’de Batılı mânâda gelişmesi istenen modernleşme hareketinin önünün açıldığı düşünülmüştür.
Cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle ortaya çıkan yenilikçi-muhafazakâr çatışması, Cumhuriyet’in ilânından bu yana geçen süreçte millet olarak tarihimiz ve kültürümüzle bir türlü barışamayacağımızın habercisi olmuştur. Türk kültür ve tarihi, hep siyasetin veya siyasî düşüncenin bir boyutu olarak ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Türk aydınlarının tarihe bakışları ve ele alışları ekseriyetle tarafsız olmamış; objektif değerlendirmelerde maharet gösterememişlerdir. Ne yazık ki, bu eksiklik daha çok saltanattan cumhuriyete geçiş sürecini temsil eden Osmanlı tarihi için geçerlidir. Cumhuriyet’in daha doğrusu Atatürk ve inkılâplarının Osmanlı Devleti bâkiyesi ile örtüşüp örtüşmediğinden tutun da Osmanlı Devleti’nin bir Türk devleti olup olmadığına, Osmanlı’nın Türk Devleti olarak telâkki edilmesi durumunda bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin büyük sıkıntılara düşeceğine kadar bir çok meselede zihinlerde fevkalâde yanlış telâkkiler oluşmuştur. Hatta bu telâkkiler bugün milletler arası boyutta yaşanan millî meselelerinin kaynağının Osmanlı’da olduğu iddialarına kadar varmakta, Osmanlı’nın adetâ Türk milletinin alnına kara bir leke şeklinde vurulduğu saplantısından da öteye gitmektedir.
Osmanlıyı hâlâ yaşayan bir potansiyel tehlike gibi göstererek Türk tarih ve kültürüne saldırı aracı olarak kullanılması fevkalâde üzücüdür. Aynı şekilde Osmanlıyı savunuyor görünerek Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlığını kusan gayri millî ve dinî akımlara karşı gerekli tedbirlerin alınamaması büyük bir ihmâldir. Günümüzde “Türkiyelilik” veya “İkinci Cumhuriyet” gibi söylemlerle yapılmak istenenlerin bunlardan farklı olmadığı kanaatindeyiz. Her iki ifâde biçiminin de çıkış noktasında azınlık psikolojisinin yer aldığı ve etnik problemlerin rol oynadığı açıktır. O hâlde aydınlarımız hâlâ Osmanlı ile Cumhuriyet arasında sıkışıp kalmak yerine Türk kültürü içindeki bütün değerlere her platformda sahip çıkarak savunmak onların hayatî görevi olmalıdır. Ülkemizin aydınları Türk tarihini ve kültürünü, bir hafıza olarak muhafaza etmek ve günümüzde yaşananları onun süzgecinden geçirmek zorundadırlar. Bu zorunluluk, devlet ve millet olarak var olmanın şartı, “tarih şuurunun” bir gereğidir.
Son dönemde Osmanlı Devleti’nin başını ağrıtmış pek çok meselenin bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sıkıntıları olarak devam ettiği doğrudur. Ancak Türkiye’nin karşılaştığı bu sıkıntılar, ne yalnızca son Osmanlı’nın ne de seksen yıllık Cumhuriyet Tarihi’mizin ürünü olmasa gerektir. Buna rağmen bazı aydınlar arasında Osmanlı’ya ait kurumları kabullenmemek hatta yok saymak gibi bir arazın yaygın hâle geldiği görülmektedir. Unutulmamalıdır ki her sosyal yapı kendinden önceki sosyal yapının mirasçısıdır. Bugün sahip olduğumuz iktisadî, siyasî ve kültürel bir çok özelliğimiz Osmanlı’nın bıraktığı kültür mirasının eseridir. Bu güne kadar ifâde edilen ve sanılanın aksine; Osmanlı Devleti’nin dünya tarihindeki yeri şerefli ve onurludur. Osmanlı ile Türk özdeşleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Osmanlı Devleti’nin antitezi değildir. Osmanlı’nın kendisi olduğumuz gerçeğini reddetmek, bizi geçmişinden utanan bir millet çizgisine getirebilir ki bu görüş, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran fikre temelden aykırıdır. Ayrıca geçmişte milletlerin yok olmasıyla âlâkalı bir çok tarihî hakikati idrak edemediğimiz anlamına gelir. Bunun yanı sıra Osmanlı Tarihi anlatılırken Türk devlet geleneği, Türkler’in devlet ve millet anlayışı, devletin millet için var olduğu hakikatini ve ayrıca adâletin, hoşgörünün, huzurun ve refahın halka yani millete sunulmaya çalışıldığı bir yönetim anlayışının Türk devletlerinde daima varolduğu rahatlıkla ifâde edilebilmelidir. Millî Mücadeleyi canlandıran ruhun, Osmanlı tedrisinden geçmiş kahramanlar tarafından tesis edilen “Kuva-yı Millîye Ruhu” olduğu göz ardı edilmemelidir. En önemlisi Osmanlı Hükûmeti ile Anadolu’daki meclisin siyasî devamlılık anlamında birbirlerinin zıttı değil Türk milletini yaşatma adına iki farklı yol olduğu öğretilmelidir. Türkiye’nin çağdaşlaşma hamlesinin aşağı yukarı üç asırdır var olan bir vâkıa olduğu gözler önüne serilmeli, ancak bu hususta Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı inkılâpların bu zeminin üzerine bina edilen basamakların en önemlisi olduğu vurgulanmalıdır.
Bugünkü devlet şeklimiz olan Cumhuriyet, Misak-ı Millî ile çizilen millî sınırların üzerinde “Millî Devlet” anlayışını, “millet ve devlet birliği”ni ve “bütünlüğü”nü temsil eder. Anadolu Türkü bu temsil hakkını gerçekleştirdiği direniş hareketiyle elde etmiş, bin yıllık mâzisi olan Türk Yurdu’nun sınırlarını kanla çizmiş, millet-devlet olmanın bedelini ödeyerek, “temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti”ni kurmuştur.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte kimlik meselesi...
Osmanlı’nın çöküşüyle devletin aslî unsuru olan Türkler’de kimlik bunalımının ortaya çıkması arasında paralellik bulunmaktadır. Türk kimliği meselesinin yavaş yavaş aydınları meşgul etmeye başlaması daha ziyade Tanzimat Fermanı’nın ilânıyla başlar. Türk aydını Tanzimat’tan bu tarafa aşağı yukarı yüz elli yıl boyunca kimlik bunalımı meselesine yeni çözümler aramıştır. Ortaya konan alternatif kimlikler ise; Osmanlılık, Türkçülük, Anadoluculuk, İnkılâpçılık, Çağdaşlık, Cumhuriyetçilik, Turancılık, Demokratlık, Batıcılık, İslâmcılık, Lâiklik ve buna benzer başlıklar olmuştur.
Çok milletli bir devlet olan Osmanlı; Müslümanlık üzerine kurulu olan Türk kimliği, tek bir milletin hususiyetleri yerine, diğer milletlerle müşterek olan değerler üzerinde yükselmişti. Ancak modernleşme sürecinin baskısı ve Osmanlı Devleti’nin bu sürece karşı gösterdiği kayıtsızlık sebebiyle Türkler dışında gelişen milliyetçilik hareketleri, güçlenerek tek müşterek olan “din”in eski fonksiyonunu Osmanlı toplumunda varlık temeli açısından yitirmesine yol açmıştır.
Bu dönem, “İslâm kimliği”nden “Türk kimliğine” geçiş tarihini ihtiva etmesi bakımından önemlidir. Bu geçişte Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkması ve hâkim ideoloji hâline gelmesi doğaldır. Ancak Türk milliyetçiliğinin ilk biçimi olan “Türkçülük” akımı, Türkler’e karşı önyargılarla dolu bir ortamda geliştiği için daima, kendisini uygarlık tarihinde Türkler’in, İslâmlık dışında da mevcut olduğunu kanıtlamak zorunda hissetmiştir.
Siyasî varlığını yaklaşık bin yıldır İslâm esasına dayandıran bir geleneğin yıkılmasının ardından Cumhuriyet’in kurucuları, çâreyi yeni devletin, yeni kimliğini Türk milletinin bizzat kendi kültürüne dayandırmanın en isabetli yol olacağına karar vermişlerdi. Temel düstur olarak benimsenen “.....hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir” ifâdesiyle Türk toplumunun, cumhuriyetçi nitelikleri önplâna çıkarılmıştır. Dana da önemlisi hâkimiyet anlayışının tek bir temel esasa değil, dil, din, kültür, tarih vb. hemen her konuda müşterekleri olan bir millete dayandığı vurgulanmıştır. Bu noktada ortaya konan millet anlayışı, sâdece bir “ırk”tan oluşan topluluk değil, aksine tarihî geleneklerin ve köklü bir kültürün mensubu olan büyük bir cemiyet olarak kabullenilmiştir.
Türk kimliğinin oluşum sürecinde Cumhuriyet’in kurucuları, Türk kimliğini “kültürel aidiyete” ve “yurttaşlık mensubiyetine” dayanan bir muhtevaya sahip olarak mütalaa etmişlerdir. Bu özelliği itibariyle Türk kimliği, siyasî sınırları dahilindeki bütün farklı kesimleri kapsayıcı ve bütünleşmeyi sağlamaya yönelik bir şekilde düşünülmelidir. Türk kimliğinin sahip olduğu böyle bir bütünleşme gücüne rağmen “Türkiyelilik” gibi tamamen milliyetsiz bir kavramın hangi sebep ve ihtiyaçtan ortaya çıktığının açıklanması gerekir. Bugün “Türkiyelilik” kimliğinin bir ihtiyaç ve gereklilik olduğunu savunanların Mütareke günlerinde ki mandacı zihniyetin halefleri olduğunu görebilmek zor olmasa gerektir. Üstelik bu devşirme zihniyetin Türk kimliğine karşı tavır alarak ve bu kimlikten dışlandıklarına inanarak farklı bir kimlik altında mücadeleye girişmeleri Türk milletinin makûs talihinin yaşandığı dönemleri hatırlatması bakımından üzücüdür.


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla  
 



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
20. Yüzyıl Türkiye Tarihi l_casus_l Tarihimiz 2 02-13-2008 09:04 PM


Bugün Tarih 11-21-2008


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0
Forum program Divx haber youtube

Nokia

Oyun

Program Download Merkezi

Divx-Mp4

Message Boards and Forums Directory

[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]

[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426<