![]() |
|
| ||||||
| Siyaset Bilimi Siyasi ideolojiler, siyasi doktrinler, siyasi örgütlenmeler, siyasi hareketler, siyasi oluşumlar - Siyaset Bilimi - Siyasetin özü hakkında her tür bilimsel konuyu tartışma ortamı |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Misafir Asi Şuan Mesajlar: n/a | Milliyetçilik, Türkiye'deki siyasal ideolojiler arasında en yerleşik olanı ve toplumu bağlayanıdır. Osmanlı düzeninde sürekli aşağılanan Türk’e, Türklük bilinci aşılayarak bir Türk dünyası kurmak; Turancılık ya da Türkçülük, İslamcılıkla birlikte Tanzimat’a bir tepki ve onun yarattığı kimlik arayışının bir ürünü olmuştur. Cumhuriyetin kuruluş mantığı bu gerçeğe dayanır. Türkçülük, 1908 Devrimi sonrası hızla etkinleşmiş, 1912’den itibaren İttihat Terakki’nin yönlendirici ideolojisi haline gelmiştir. Anadolu’yu Türkleştirme programı da bu dönemde yürürlüğe konmuştur. 1923’te kurulan cumhuriyet, bu mirası bilinçle içselleştirmiştir. Türkiye toplumunun sınıfsal bakış açısının silindiği “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir millet” olunduğunun iddia edildiği bu dönemde, Türkçülüğün irredantist (yayılmacı) yanı sınırlanarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisi haline getirilmiştir. Burada, önemli olan bu milliyetçiliğin sağ ve sol bakımından kapsayıcılığıdır. '30’lu yıllar özellikle önemlidir. İdeoloji olarak Kemalizm’in telaffuz edilmeye başlanması, Kadro dergisinin bu amaçla yayınlanması, Güneş Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi’nin imal edilmesi, İstanbul Darülfünun’unun lağvedilmesi, Halkevlerinin kurulması bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Ülkeyi “Türkleştirme” kampanyası bu dönemde hız kazanır. Türkleştirme, başka halkları asimile etme veya yaşanılan topraklardaki başka halklardan bir şekilde kurtulmak anlamına gelmektedir. Cumhuriyetin tercihi asimilasyondur. “Bir Türk Dünyaya Bedeldir”, “Ne Mutlu Türk’üm diyene” sözleri bu dönemde söylenir. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili Tetkik Cemiyeti, Türk Tarih Kurumu (Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti) ve Türk Antropoloji derneğinin kurulması, bu bilinçle ilgilidir. Resmiyette Türk milliyetçiliğinin vatandaşlığa dayalı milliyetçiliklerden biri olduğu, dolayısıyla, üzerinde yaşanan toprak parçasını temel aldığı ve bireylerin din, dil, ırk gibi farklılıklarını göz ardı eden vatandaşlık bağıyla bir arada tuttuklarını savunan bir anlayış vaaz edilir. Ancak gerçek daha farklıdır. Kuruluştan sonra Türk kimliği söz konusu olduğunda; “aynı toprak parçası üzerinde yaşıyor olma” ilkesi çok kısa zamanda geriye itilmiş, resmi milliyetçilik Türk ırkı ve Türk dilini kimliğin ayrılmaz parçaları olarak görmeye başlamıştır. Taha Parla’nın yerinde tespitiyle; Türk milliyetçiliği gitgide bu görünümün ardında ırkçı-etnik bir çehreye bürünmüştür. Tek parti döneminde Alman faşizminin etkisiyle ırkçı eğilimler daha da güçlenmiştir. Ancak Nazizm'in yenilgisinden sonra devlet, soy Türkçülerle arasına belirli bir mesafe koymuş, vatandaşlık söylemi yeniden öne çıkmıştır. Soğuk Savaş’ın politik ikliminde durum ve öncelikler değişmiştir. Milliyetçi düşüncede “esir Türkler” edebiyatından beslenen “anti-komünizm” eğilimi daha da güçlenmiştir. Kontrgerilla tipi bir parti olan Milliyetçi Hareket’in kurulması bu dönemdedir. Tüm Avrupa ölçeğinde NATO bünyesinde kurulan Gladyo örgütünün Türkiye ayağı, adeta hazır bulunmuştur. Bir Pentagon belgesinde; “Türkler, politik anlamda güçlü bir milliyetçi ve anti-komünist anlayışa sahip” denmekte, Türkiye, “Gerilla birimleri ve Gizli Ordu Rezervlerinin kurulmasına fazlasıyla uygun bir ülke” olarak görülmektedir. Böylece kontrgerilla ile bütünleşmiş milliyetçi hareket, ‘60’lar ve ‘70’ler boyunca yükselen sol tehdide karşı kullanılmıştır. Türkeş’in şahsında ise Amerikancılıkla milliyetçilik adeta özdeşleşmiştir. 12 Eylül sonrası ABD’nin geliştirdiği “Yeşil kuşak” politikasının da itkisiyle “Türk-İslam vurgusu” öne çıkmıştır. Milliyetçi Hareket ve ülkücüler, sol tehlikenin sona ermiş sayılmasıyla birlikte 1990’larda Kürt hareketine karşı bir vurucu güç olarak kullanılmaya başlanmıştır.. 1990’lı yıllar boyunca Kürt sorunu, “ülkücü-milliyetçi hareketin” yükselme dinamiği olmuştur. Anti-Amerikancılık da bu dönemin ürünüdür. Kürt savaşının sıcak günlerinde bu kesimin Özel Timler içinde örgütlendiği bilinmektedir. Söylemde ise resmi milliyetçiliğin asimilasyoncu eğilimi geçerli olmuştur. Yani soyca, Türk olmayan toplulukların, Ziya Gökalp’ten esinlenen anlayış çerçevesinde, Türk kültürü tarafından asimile edilmesinden ve Türk davasına, Türk devletine sadakat göstermesi koşuluyla Türk sayılmasından yana davranılmıştır. Türkeş’in; “Siz ne kadar Kürt’seniz, biz de o kadar Kürt’üz” benzeri sözleri, “Biz 1000 senedir beraber yaşıyoruz, etle tırnak gibiyiz, Apo ve PKK Ermenidir” tespiti, bu eğilimden kaynaklanır. Ve PKK ile Kürtler arasında bir ayrım konulur. Ancak özellikle Irak Savaşı ve ABD desteğiyle Güneydeki devletleşme pratiği bu asimilasyoncu çizgide değişikliğe yol açmış, ülkücüler kendilerini “milli refleksi zayıflatan” yukarıdaki söylemlerinden ötürü eleştirir duruma gelmişlerdir. Artık açık Kürt düşmanlığı ve ırkçı bir söylem söz konusudur. Her kötülüğün nedeni Kürtlerde aranmaya başlanmıştır. Bu süreçte Tanıl Bora’nın da belirttiği gibi, Kürtlerin “içimizdeki hainler” olarak algılanışlarına uygun düşünsel ve politik zemin oluşturulmuştur. Ve Mesut Yeğen’in tabiriyle; Kürtlerin/Kürt kimliğinin, Türk milliyetçiliğinin kendisi karşısında konumlandığı asli öteki, haline geldiği döneme girilmiştir. Bu durum, gittikçe yaygınlaşan bir husumet ve linç ortamını beslemiştir. Milliyetçi-faşist hareketin gidişatı bu yöndedir. Ancak eski sol aydınlar arasında Kemalist sol ya da sol milliyetçilik diye adlandıracağımız akımın etkinleşmesi ve giderek soy faşist hareketlerle benzeşmesi, bu dönemin en dikkate değer gerçeğidir. Bugün gelinen aşamada “anti-Kürt” hınç, sol milliyetçilikle soy faşist hareket arasındaki mesafeyi daraltmaktadır. Esasen Türk solu, “Kurtuluş Savaşı” sürecinde şekillenmiştir. TKP kurucusu Mustafa Suphi ve yoldaşları, Mustafa Kemal’e güvenilmemesi doğrultusunda yapılan bütün uyarılara rağmen ulusal savaşa katılmaya gelmiş ve katledilmiştir. TKP sekreterleri Vedat Nedim ve Şevket Süreyya, daha sonra Kadro dergisinin etrafında Kemalist ideolojinin kurucuları olmuşlardır. Sol-milliyetçiliği besleyen yönelimi, 1930’lardaki “Kadro” dergisi ve Şevket Süreyya Aydemir’den 1960’larda Doğan Avcıoğlu ve geniş kadrosuyla ‘Yön’ dergisine dek götürmek mümkündür. Türkiye’de 27 Mayıs 1960 sonrası yaşanan sol çıkışın ürünü olan Yön’le şekillenen hareket; anti-emperyalist, tam bağımsızlıkçı ve sosyalizm iddialı bir yol izlemiştir. Başyazar Doğan Avcıoğlu, “Sosyalizm yolu, demokratik milli kurtuluş hareketinden geçmektedir” demektedir. Ortadoğu coğrafyasındaki Nasırcı çizgiye hayranlık duyulmaktadır. Hareketin dayanağı “zinde kuvvetler” olarak görülen, ordu ve gençliktir. İkinci Kurtuluş Savaşı söylemi genel bir kabul görmektedir. Öte yandan anti-emperyalizm ile başlamak bir yana, Türk aydını da ortaya çıkışından bu yana kendini devleti kurtarmak misyonu ile yükümlü görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti Birinci Dünya Savaşı sonrasında emperyalistler tarafından etkinlik bölgelerine ayrılarak pay edilen bir imparatorluk bakiyesidir. Solun anti-emperyalizminde parçalanmanın kaynağı olarak görülen Düvel-i Muazzama düşmanlığı vardır. Sevr sendromu ise, Türk aydınının tüm dokularına nüfuz etmiştir. Ve bu temel göz önüne alındığında, anti-emperyalizmden milliyetçi çizgiye kaymak, sol ile “ulusalcılık” diye adlandırılan milliyetçi biçimin buluşması da kolay olmuştur. İlhan Selçuk yönetimindeki Cumhuriyet gazetesi, 2000’li yıllarda ise Doğu Perinçek ve “Aydınlık” dergisi ile Sultan Galiyef’in “Sosyalist Turan” düşüncesinin dillendiricisi ve savunucusu Attila İlhan, giderek sol söylemci milliyetçiliğin uç örnekleri durumuna gelmişlerdir. Bunun ötesinde Türk solunun önemli bir kesimi, yükselen milliyetçilik virüsünden değişik biçimlerde etkilenmiş görünmektedir. Geçmişte Yön hareketinin dillendirdiği anti-emperyalist eğilimli çizgi, daha çok “Misak-ı Milli” sınırlarını temel alıyordu. Ancak şimdi durum değişmiştir. Türkiye’deki “sol-milliyetçi” düşüncede varolan Türkçü-öz, Sovyetler Birliği’nin dağılması, ile birlikte yeniden ortaya çıkmıştır. Örnek Ekim Devrimi sırasında Stalin ‘Milletler Halk Komiseri’ iken yardımcısı olan Sultan Galiyev’in “Turan Sosyalizmi” düşüncesinin yeniden dillendirilmesidir. Sovyetler Birliği’nin dağılması Milliyetçi Hareket içindeki ‘yeniden-Türkçüleşme’ veya ‘soy’ Türkçülüğü Türk-İslamcılık karşısında etkin hale getirirken, Kemalist-ulusal sol çevre de Sovyetler Birliği’nin dağılması ile kültürel ve siyasal “irredantist” (yayılmacı) düşüncelere yönelmiştir. Örneğin, İlhan Selçuk, Turan’ın Kapısı” adlı bir makalesinde şöyle demektedir; “Haydi gelin, elimizi vicdanımıza koyalım, 21. yüzyıla 8 kala Anadolu’da yeniden coştuğumuzu, Turan özlemlerinin yüreğimizi yaktığını itiraf edelim. Suç değil bu! Tersine; ‘Adriyatik’ten Çin’e dek’ inanç, dil, kültür ortaklığını paylaşan toplumların bütünleşmesi, küçülen dünyada kaçınılmaz bir gelecek olarak görünüyor...” Milliyetçi-sol düşüncedeki görünür anti-emperyalist vurgu ya da Amerikan karşıtlığı aslında, özde yatan yayılmacı emperyalist hevesleri gizleyebilmektedir. Sultan Galiyefçi “Sosyalist Turan” düşüncesinin savunucusu Attila İlhan ise; “Önce Türkiye!” adlı yazısında da şunları söylemektedir: “Avrasya, petrol coğrafyası ama neresinden bakılsa, hem ‘Türk coğrafyası’, hem ‘İslam coğrafyası’; ...Avrasya’nın güney kuşağında, Anadolu Türkleri, Müdafaa-i Hukuk platformunda, o coğrafyayı savunurken; kuzey kuşağında, Sovyet Türkleri aynı coğrafya için savaş veriyorlardı; üstelik her ikisi de hem iç düşmana karşı, hem dış düşmana karşı. O zaman soru şu: aynı yurt ve millet bilinci, aynı anti-emperyalist tepki, bu paralelliği bugün neden sağlayamasın? Üstelik bilir misiniz, Sultan Galiyef ve yandaşlarının, 1923’de tasarladıkları ‘Turan Sosyalist Cumhuriyeti’nin coğrafyası, Avrasya kuzey kuşağının sınırları ile, santimi santimine çakışıyordu.” Attila İlhan’ın ve İlhan Selçuk’un söyledikleri, ulusalcı-sol’un milliyetçi söyleminin Türkçü-Turancı radikal milliyetçilikle ideolojik olarak nasıl yakınlaştığını göstermektedir. Aslında ister sol ister sağ ile kamufle edilmiş olsun tüm milliyetçiliklerin ırkçı-şoven, yayılmacı özü değişmemektedir. Kemalist-milliyetçi solun, Türk dünyası heyecanı, '90’lı yıllar boyunca Kürt hareketine karşı takınılan şovenist tavırla pekişmiştir. Öte yandan İslamcı hareketin 1994 ve 1995 seçim zaferleri, Kemalist-ulusalcı solun önemli bir bölümünü sadece 28 Şubatçılığın değil, MHP’nin de yanına savurmuştur. Burada “ulusal” sözcüğü bilinçli bir tercihtir. Sözcükler tamamen “ideolojik” olarak kullanılmaktadır. “Ulusal” deyimi, milliyetçi ve Kemalist solun kendini diğerlerinden ayırmak için seçtiği bir kullanımdır. Soy faşistlerle sol milliyetçilerin aralarındaki mesafe, Kürt Savaşı bir yana, AB ve Kıbrıs tartışmalarıyla daha fazla kapanmış, iki milliyetçilik arasındaki yakınlaşma giderek omuz omuza sokağa çıkmaya varmıştır. Bu sol, şimdilerde bütün çabasını bir askeri yönetimi iktidara getirmek için harcamaktadır. Serdar Turgut, Danıştay baskını sonrası 23 Mayıs 2006 tarihli yazısında, “ulusalcı güçler” adlı amorf bir örgütlenmeden söz etmektedir. Öyle görülmektedir ki, askerler, sol Kemalistler, milliyetçi solcular ve kirli savaş mensubu kontrgerillacılar aynı örgütlenmenin içinde yer tutmaktadırlar. Linç kültürü de bu ortamda gelişmekte, halklar arasında düşmanlık, devlet ve bu tür para-militer örgütlenmeler aracılığıyla kışkırtılmaktadır. Tehlikeli olan, bu ortaklığın şovenizmi ve faşizmi sıradanlaştırma konusundaki başarısıdır. Küreselleşme çağında milliyetçiliğin, şovenizmin körüklenmesi yalnızca Türkiye’ye özgü bir olay değildir. Yaşandığı her coğrafyada küreselleşme, milliyetçiliği tetiklemektedir. Avrupa ülkelerinde göçmen işçilere yönelik ırkçı saldırılar ve yeni yasal düzenlemeler, İtalya’da olduğu gibi bölgecilik temelli “mikro-milliyetçi” gelişimler örnektir. Ancak Türkiye’de sol üstünde milliyetçi etkinin giderek daha da artması söz konusudur. Türk solu, zaten milliyetçi bir damardan vücut bulmuştur. Devletin resmi-ulusçu ideolojisinden tümüyle kopmamış, oradan beslenmiştir. Muhalif olması gerekenin milliyetçiliğe yatkınlığı, şovenizme karşı mücadele konusunda ciddi bir zaaf yaratmaktadır. Bu anlamda Kürt sorunu ve Kürt mücadelesi başlı başına bir “ulusalcılık” nedeni ve milliyetçi güdüyü harekete geçirici bir faktör olmuştur. Bugün istisnasız bütün “ulusal solcular” için Kürt sorunu, bir “terörizm” ya da “bölücülük” sorunudur. Mersin’deki bayrak olayına ve Trabzon, Samsun ve Sakarya’daki linç girişimlerine şimdi laiklik yürüyüşleri de eklenmiştir. Kemalist laikçilik ve anti-Kürtçülük birbirini besler hale gelmiştir. Faşistler şimdilerde, Kürtlerin nezdinde kendi Yahudilerini bulmuş görünmektedirler. Ancak asıl tehlike, soldaki milliyetçi kabarışla birlikte bu eğilimin giderek sirayet edici olması ve sıradanlaşmaya başlamasıdır. Psikolojik hareket biçiminde örgütlenen milliyetçi histerinin yükseltilmesinde, ulusal solcuların yanında milliyetçiliğe karşı sesini yükseltmede yetersiz kalan Türk solunun da vebali vardır. Bugün Türk solcularının milliyetçiliğin her türlü tezahürü ile yüzleşmesi ve hesaplaşması, sosyalizm seçeneğini gündemleştirmesi yaşamsal görünmektedir. Topluma yayılma eğilimi gösteren milliyetçi histeri bu aciliyeti kanıtlamaktadır. Milliyetçilik her türlü sınıf çelişkisinin üstünü örtmekte, televizyondan futbol karşılaşmalarına, günlük çıkar kavgalarından reklamlara her olay ve fenomen linç kültürünün gelişmesine katkıda bulunacak biçimde kullanılmakta, gelişmeler birbirini beslemektedir. Sosyalizm düşüncesi, tıpkı kapitalizm gibi milliyetçilik ve görünümleriyle de uzlaşmazlık içindedir. Ve milliyetçilikle hesaplaşmadan sosyalizmin ve sosyalist mücadelenin başarı şansı yoktur. Türkiyeli emekçilere dayatılmak istenen milliyetçi seçenek, şovenizme karşı dikkatli bir ideolojik politik mücadelenin yanında sosyalizmin güncel bir mesele olarak her zaman gündemimizde tutulmasıyla aşılacaktır. [ÜYE OLMADAN L?NKLER? GÖREMEZS?N?Z. BURAYI TIKLAYARAK BEDAVA ÜYE OLUNUZ...] Yazı biraz uzun ama bir solukta okunacak türden ve ilginç tespitleri var. Türk solu, milliyetçilik ve Türkçülük hakkında bilgilendirmeler yapılmış. |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| fenerbahçemizin anlı şanlı tarihi (herşey var) | sanal baskan | FB Multimedia | 0 | 01-21-2008 10:39 PM |
| Türkler ve tarihe yolculuk | cuL de sac | Renklerimiz | 0 | 01-21-2008 07:15 PM |
| Bilge Kağan (683 - 734) | Pro_Hack01 | Biyografi | 0 | 01-21-2008 10:55 AM |
| Divan Edebiyatı !!!!!!!! | Asi | Türk Dili ve Edebiyatı, | 0 | 01-17-2008 12:20 PM |
| Türk Edebiyatinda Yazin Akimlari | Asi | Türk Dili ve Edebiyatı, | 0 | 01-17-2008 12:15 PM |
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]