![]() |
|
|
| ||||||
|
Görüntüleme: 35 - Cevaplar: 2
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Onursal Üye ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() GüçLü Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Oct 2007 Nerden: istanbuL Mesajlar: 1.089
Rep Gücü: 42
Rep Puanı: 42
Rep Derecesi: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Ulusların en büyük zenginlik kaynağı sahip oldukları insan gücü kaynağıdır. Devletler eğitim yoluyla istedikleri nitelikte insan gücünü yetiştirmeye çalışmaktadırlar. Bugün, en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır. Eğitim de insana yapılan en önemli yatırımlardan bir tanesidir. Fakat eğitim pahalı ve sonucunu geç veren bir yatırımdır. Toplumlara yön verenler 15-20 yıllık bir eğitimin ürünüdürler. Eğitim, insanı insan yapan değerleri insana kazandırmada, düşünme yeteneğini geliştirmede, ortaya bir ürün koymasında, istendik yönde davranış değişikliği kazandırmada en önemli araçtır. Bir yıl sonrasıysa düşündüğün, tohum ek;Eğitim İnsanın ekmek-su gibi yaşamsal bir ihtiyacıdır eğitim. Olmazsa olmaz diye nitelendirebiliriz. İnsan tek başına doğar ama toplum içinde dünyaya gözlerini açar ve yaşamını ölünceye kadar bir grup içerisinde devam ettirir. Doğumdan ölüme kadar içinde yer aldığı gruplar içerisinde etkileşim halindedir. Dolaylı-dolaysız, kasıtlı-kasıtsız bir eğitimin etkisi altındadır. Bu anlamda eğitim sadece okulda değil ailede, arkadaş grubunda, sokakta, camide, askerde.. her ortamda ve hayatın her safhasında eğitime tabidir. İnsan etkilenir ve etkiler. Anne karnında başlayan ve mezara kadar devam eden bir süreç. Her an, her zaman yeni bir bilgi, beceri, davranış öğrenebiliriz veya mevcut bilgi, beceri ve davranışımız her an ve her zaman değişebilir. Eğitim çok boyutlu olduğundan eğitimin tanımı farklı açılardan yapılmaktadır. Eğitim: - Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir.Bu tanımlara göre eğitimin öğeleri; 1) Toplumda var olan kültürü aktarmada. Benimsetmede, geliştirmede araç olması 2) Bireyde yeni bir davranış meydana getirmesi, varolanı da değiştirmesidir. Eğitim aynı zamanda birçok işlevi de yerine getirmektedir. 1) Bireyin içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olmasını sağlamaktadır. 2) Ekonomik ve toplumsal kalkınmanın temeli olan nitelikli insan gücü ihtiyacını yetiştiren itici güçtür. 3) Bireyin yetenekleri ve kabiliyetleri ölçüsünde kendini yetişmesini sağlayarak nihai amaç olan bireyin kendini gerçekleştirmesinde etkili bir araçtır. 4) Ortak değerleri, inançları, kültürü, siyasi rejimi benimseyen vatandaşlar yetiştirerek toplumun devamlılığını sağlamada vazgeçilmez bir araçtır. Eğitim, sistemde örgün ve yaygın eğitim biçiminde verilmektedir. Örgün eğitim, belirli yaş grubundaki ve aynı seviyedeki bireylere, amaca göre hazırlanmış programlarla, okul çatısı altında düzenli olarak yapılan eğitimdir. Bu eğitim türünde genel, mesleki ve teknik eğitim programları uygulanır. Türk eğitim sisteminin örgün eğitim kademeleri okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimdir. Yaygın eğitim, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş, herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademelerin birinden ayrılmış olan bireylere ilgi ve gereksinme duydukları alanlarda yapılan eğitimdir. Bu eğitim değişik yaş gruplarındaki ve seviyelerdeki bireylere amaçlarına uygun hazırlanmış programlarla, programların gerektirdiği ortamda ve sürede verilen eğitimdir. Halk eğitimi, yetişkinler eğitimi, hizmet öncesi meslek eğitimi ve hizmet içi eğitim birer yaygın eğitimdir. Yaygın eğitim; genel ve mesleki teknik yaygın eğitim olmak üzere iki temel bölümden oluşmaktadır. Yaygın eğitim etkinliklerinin önemli bir bölümü Halk Eğitim Merkezinde sürdürülmektedir. Bu merkezlerde okuma yazma kursları, meslek kursları, sosyal ve kültürel kurslar açılmaktadır. Bireyin davranışlarından pek çoğu öğrenme ürünüdür. Bir davranışın öğrenme ürünü sayılabilmesi için onu: 1) Bireyin sonradan kazanmış olması, 2) En azından belli bir kararlılıkla göstermeye başlaması gerekmektedir. Malzemesi insan olduğu için eğitim ince bir sanattır. Eğitimin bilen kişiler ve uygun bir program, araç-gereç, yöntem ve ayrıca özel bir dikkat ve itina ile yapılması gerekmektedir. Eğitim, meyvesini geç veren bir süreçtir. Biliyoruz ki bugünün toplumunda söz sahibi olanlar 15-20 yıl önceki eğitim uygulamalarının ürünüdür. Bu anlamda geleceğin istenen nitelikte insanını yetiştirmeye şimdiden başlamak gerekmektedir. Eğitim günümüzde hızla gelişmekte olan bir teknolojidir. Bu teknoloji ile toplumların geleceği demek olan yeni nesiller yetiştirilmektedir. Eğitim her an her yerde olan bir olay ve olgudur. Yeri ve zamanı yoktur. Eğer: 1) Eğitim faaliyetleri iyi planlamazsa, 2) Bireyler çevrelerinde rasgele bir eğitime tabi tutuluyorlarsa, 3) Çevrelerinde eğitim açısından iyi örnekler azsa veya yoksa 4) Bireylere verilen eğitim hedef, program, araç-gereç, yöntem bakımından bilimsel değilse; amaçlara ulaşamamaktan daha kötüsü istenmeyen tipte insanlar toplumda boy gösterebilecektir. I- Türkiye'nin Yetiştirdiği İnsan Tipi Milli Eğitim Temel Kanununda, Türk milli eğitiminin uzak hedefi, bu eğitim sisteminin bir ürünü olarak yetişmesi istenen "ideal insanın" nitelikleri olarak değil de, Türk toplumuna kazandırılması istenen nitelikler sayılarak belirtilmiştir (Özçelik, 1989). Türk milli eğitim sisteminin uzak hedefi Milli Eğitim Temel Kanununun 2.maddesinin son fıkrasında şöyle belirtilmektedir: Bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak, öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı ve seçkin bir ortağı yapmaktır. Türk toplumunun uzak hedefte ifadesini bulan niteliklere sahip bir toplum haline getirebilmek için, bu toplumu oluşturması istenen "ideal insan" ın nitelikleri Milli Eğitim Temel Kanunun 2. maddesinde şöyle belirtilmiştir: Genel Amaçlar Madde 2: Türk milli eğitiminin genel amacı, Türk milletinin bütün fertlerini, 1. Atatürk inkılâplarına ve Anayasanın başlangıcında ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan milli, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; 2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek; 3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışları ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; Bu insan tipini yetiştirecek Türk Milli Eğitim sisteminin kademelerinin ve okullarının amaçları Milli Eğitim Temel Kanununun 3.maddesinde şöyle belirtilmektedir: Özel Amaçlar Madde 3: Türk eğitim ve öğretim sistemi, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenir ve çeşitli derecede ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçları, genel amaçlara ve aşağıda sıralanan temel ilkelere uygun olarak tespit edilir. Türk eğitim sisteminin yetiştirmek istediği insan profilinin özellikleri şunlardır: 1) İyi yurttaş ve insan 2) Atatürk ilkelerine, inkılâplarına ve milliyetçiliğine bağlı insan 3) Milli kültür değerlerini benimsemiş, kültürel kimlik sahibi insan 4) Meslek sahibi insan 5) Yapıcı, yaratıcı ve verimli insan Günümüzün değişen ve gelişen şartlarına cevap verebilecek nitelikte midir acaba bu insan tipi. Bu soruya evet demek biraz güçtür. Avrupa Sanayicileri ve İşadamları Yuvarlak Masası çalışmaları çerçevesinde yapılan anket sonuçlarına göre, sanayi yöneticileri, gençlere verilen eğitimde üç eksiklik görmekte, beş istekte bulunmaktadırlar. Üç eksiklik şunlardır: 1) Ekonomik çevreyi anlama yetersizliği 2) İş yapma ve iş bitirme yetersizliği 3) Kar etme kavramı yetersizliği. Beş istekte şunlardır: 1) İletişim yeteneğinin geliştirilmesi 2) Ekip halinde çalışma yeteneğinin geliştirilmesi 3) Karşılaşılan sorunları çözme yeteneğinin geliştirilmesi 4) Öğrenmeyi öğrenme yeteneğinin geliştirilmesi 5) Yabancı dil. Bu özellikler kuşkusuz Türkiye için de önem taşımaktadır. II- Tartışma: Yetiştirilmesi Önerilen İnsan Tipi Alvin Toffler'e göre 21.yüzyılda sanayi toplumundan "bilgi toplumu" na geçiş olacaktır (Kömürcü, 1995). Toffler, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişi 3. dalga olarak görüyor. Türkiye'nin ise henüz tarım ve sanayi toplumu aşamasında bir geçiş sürecinde olması düşündürücüdür. Bilgi toplumunda sanayi toplumundaki emek yoğunluğundan enformasyona, kol gücü yerine bilgiye, fabrikalarda mavi yakalılardan beyaz yakalılara bir geçiş olacaktır. Eğitimsiz işçi az maaş istese de iş bulamayacaktır. Artık eskisi gibi güçlü kasları olan, az ücrete razı olan işçiler değil; çok maaş alan ama eğitimli işçiler iş bulabilecektir. Üçüncü dalga ekonomide de en önemli alt yapı elektronik alt yapı ve bilgisayarlaşma olacaktır. Üçüncü dalga ülkelerinin en önemli hammaddesi "BİLGİ" dir. Bilgiyi elinde bulunduran kazanacak ve kazandıracaktır Bilgi toplumunun sanayi toplumundan farklılaşan yönleri şunlar olacaktır: 1) Doğal (güneş rüzgâr) ve nükleer enerji kullanımının artması. 2) Aklı geliştirici makinelerin, yaygın kullanım alanı bulmaları. 3) Elektronik araçlarla bireysel iletişimin sınırsız genişlemesi. 4) İnsanın, üretimde birincil kaynak olarak sermayeden daha öncelikli algılanması. 5) Doğrudan çıkarları korumaya yönelik küçük örgütlenmelerin yaygınlaşması. 6) Bireyin merkezi konumda olduğu değişik aile tiplerinin ortaya çıkması. 7) Sosyal değerlerde özün çeşitlilik, eşitlik, bireycilik öğelerinden oluşması. 8) Eğitimin sürekliliği ve bireyselleşmesi. 9) Yerel yönetimlerin, birincil yönetim birim ve katılımcı demokrasinin temel normu olma rolünü üstlenmeleri 10) Kadına özgü değerlerin ön plana çıkması. 11) Bağımsız bireylerden oluşan âdemi merkeziyetçi toplum yönetimi. 12) İnsanın yetenek ve gelişiminin sürekli artması. Buna göre geleceğin bilgi dünyasını yakalamak için hızla değişmek, değişimi yakalamak ve değişimin başlatıcısı olmak gerekmektedir. Bunu yapabilecek olanlar da nitelikli eğitime sahip toplumlar olacaktır. Eğitim sistemine yön veren yetiştirilmek istenen insan tipidir. Toplumlardaki eğitim sisteminin görevi, o toplumun gereklerine uygun tipte insanlar yetiştirmektir. 2.1- Öğrenmeyi öğrenmiş, ihtiyacı olan bilgiyi arayıp bulan Öğretmen içinde bulunduğu eğitim sisteminin kendine verdiği görevleri yerine getirirken onun gerektirdiği rolleri de yerine getirir. Rol ise bireyden konumuna uygun olarak beklenen davranışların tümüdür. Öğretmenin görev yaptığı okulda ve içinde yaşadığı toplumda "öğretmen olarak" yerine getirmesi beklenen rolleri vardır. Okuldaki rollerine baktığımızda en önemli rolünün "bilgi yayıcılık" olduğunu görmekteyiz. Okuldaki diğer rolleri ise "disiplincilik", "yargıçlık" ve "sırdaşlık" tır. İçinde yaşadığı çevrenin öğretmenden beklediği rollere gelince hem çevre kalkınmasına katılması (liderlik), hem de sosyolojik olarak yabancı gibi yaşamasının beklenmesi; diğer bireylerden farklı yaşaması ve tarafsız davranması; kendini kamu hizmetine adaması ve toplumun ahlak ölçülerini korumasının beklenmesi gelir. Bu roller birbiriyle de çatışabilmektedirler. Öğretmenin Değişen Rolü: Öğrenmeyi Öğretmek İnsanlık tarihi kadar eski olan öğretmenlik mesleğinin önemi, günümüze kadar tüm toplumlar tarafından kabul edile gelmiştir. Özellikle toplumumuzda öğretmene verilen önem çok büyüktür. Öğretmenin yeri ana-baba ve toplum nazarında sadece öğretici olmaktan daha ileri bir yerdedir. Öğretmenimiz, öğretmene verilen değer açısından diğer toplumlardaki öğretmenlerle eşdeğer ve hatta daha ötede diyebiliriz. Öğretmenin yetiştirilmesini ve rollerini yeniden tanımlama gereğini doğuran dünya ve Türkiye şartları nedir? diye baktığımızda karşımıza şu tablo çıkmaktadır. - İletişim teknolojisinin hızlı gelişimi sonucunda dünyamız küçülmüştür. Dünyanın herhangi bir yerinde olan en küçük bir olay, buluş, bilgi anında diğer toplumlardaki insanlara ulaşmaktadır. Gelişmenin itici gücü olan "bilgi üretimi" o kadar hızlanmıştır ki uzmanların bile kendi alanlarıyla ilgili gelişmeleri takip etmesi zorlaşmıştır. Diğer taraftan da büyük savaşlar yerini sınır çatışmalarına, bölgesel ve iç savaşlara bırakmıştır. İleri toplumlar "bilgi toplumu" na doğru gitmektedir. İnsanların "öğrenmeyi öğrenme" leri söz konusudur. - Ülkemize baktığımızda Atatürk'ün başlattığı "çağdaş uygarlık seviyesinin de üstüne" çıkma hedefinin gerçekleşmek için 1980'lerden itibaren ekonomide dış pazarlara yönelindiğini görmekteyiz. Bunun sonucunda rekabetçi ortam ekonomide hâkim olmuştur. Ülkemizde diğer toplumlar gibi daha çok ülkeyle ekonomik, kültürel, askeri eğitim gibi alanlarda iş birliğine gitmiştir. Ülke insanımız 1980 'li yıllar öncesine rağmen özellikle siyasi anlamda kamplaşmalardan ve çatışmalardan kaçınmaktadır.1980'lerden sonra hızlanan "iç göç" şehirlerimizdeki mevcut sorunları daha da artırmıştır. Terör toplumsal barışı ve huzuru önemli ölçüde etkilemektedir. Eğitim insanımız için önemli bir olgu haline gelmiştir. Tüm bu gelişmeler karşısında öğretmenin "öğrenmeyi öğreten" yönünün ağır basması gerekmektedir. Öğretmenin klasik anlamda "aktaran " konumunda olması değişen ve gelişen dünya ve Türkiye ihtiyaçlarına cevap veremez."Aktarma" anlayışına sahip öğretmenin yetiştirdiği birey Türkiye'yi, diğer toplumların hızla yöneldiği "bilgi toplumu" na ulaştırmada yetersiz kalacaktır. Çünkü bu birey, bilgiyi ve teknolojiyi hazır almak ve kullanmak isteyecektir. Hâlbuki gelecekte hedeflenen bilgi toplumunda "bilgiyi "elinde bulunduran "güçlü" olacağından, bilgi toplumuna ulaşmak için bireyleri "bilgiyi arayan, bulan ve üreten" olarak yetiştirmek gerekmektedir. Bunun da yolu bireye "öğrenmeyi öğretmek "tir. Atatürk'ün hedef gösterdiği "çağdaş uygarlık seviyesinin de üstüne çıkma" da öğretmenin üstlenmesi gereken görev Türk toplumunu "bilgi toplumu" haline getirecek "öğrenmeyi öğrenmiş" iyi insan ve yurttaş yetiştirmektir. Bunu gerçekleştirebilmesi için de öğretmenin "öğrenmeyi öğretmesi" gerekmektedir. Bu da ancak bu yönde bir felsefeyi benimsemiş yeterli bir "hizmet öncesi" eğitimle mümkündür. Yeni yetişecek öğretmenler "öğrenmeyi öğretme" felsefesiyle hazırlanmış eğitim programlarıyla yetiştirilmelidir. Görev yapan öğretmenlerde hizmet içi eğitim kurslarıyla "öğrenmeyi öğretmede" yeterli hale getirilmelidir. Böylece öğretmen "aktaran" rolünden çıkarılmalıdır. Kuan Tzu yüzyıllar öncesinde "balık tutmayı öğret, doysun ömür boyunca" dizesiyle "öğrenmeyi öğretme" yi vurgulamıştır. Artık günümüzde öğretmenler "öğrenmeyi öğrenen" bireyler yetiştirerek Türkiye' yi Atatürk'ün hedef gösterdiği "çağdaş uygarlık seviyesinin de üstüne ulaşma" da bugünkü hedef olan ve henüz dünyada hiç bir toplumun gerçekleştiremediği "bilgi toplumuna" ulaştırmada en önemli etken olmalıdır. 2.2- Bilimsel tutum ve davranışları benimseyen ve uygulayan; Bilimsel ve doğru düşünebilen, kendi kendine sansür koymayan; olay ve olguları sorgulayan Bizim eğitim sistemimizde öğrencilerin değişik seçenekler arasından en iyiyi, en doğruyu, en güzeli araştırıp bulması için zihinsel bir çabada bulunmasına gerek yoktur. Bu değerler; nasıl olsa sınıfta iyiler-kötüler, doğrular -yanlışlar, aklar-karalar şeklinde aktarılmaktadır. Tüm dükkânlar, birisi düdük çalmışçasına nasıl kapanırsa bir anda, okullarda da bir düdük sesinde hazır olacak askerler olarak yetiştiriliriz. Doğrular-yanlışlar, sevaplar-günahlar öğretilir aile boyu yaşam süresince. Nedir doğru? Nedir yanlış? Nedir ak? Nedir kara? Yöntem gösterip seçmesini, kendi çabalarıyla bulmasını öğretmeyiz insanlarımıza ta başından itibaren. Biz varız ya! O'nun için en iyisini biz biliriz, biz O'nu O'ndan çok severiz çünkü. O'nun adına kararlar veriveririz kolaylıkla. Tek doğruya bağlılığımız pekişir... pekişir okullarda. Öğretmen kanalıyla. Doğrular, yanlışlar. Bunlar, bunlar var. Bulun bakalım hangisi doğru? Şunlar, şunlar var... İnceleyin bakalım hangisi güzel? Bu yöntemler batıdadır, batının aile eğitiminde, okul eğitiminde. Çünkü kesin doğrular yoktur onların anlayışlarında... herkesin farklı doğruları vardır. Herkese kendi doğrusunu bulmasının yolu ve yöntemleri öğretilmelidir. Herkes kendi sentezini oluşturmalıdır. Bizde: anne-babadan iyi mi bilecek çocuk? Öğretmenden iyi mi bilecek öğrenci? At gözlükleri takılır insanlarımıza en duyarlı yaşlarında. Davranışların kazanılıp pekiştiği yıllarda. Olaylara belirli bir dar açıdan bakan, doğru ve yanlışları başkalarından öğrenme alışkanlığı kazanmış.. empoze edilmeye hazır insanlar.. Tınaz Titiz'e göre eğitim sorununun kökeninde ezberci eğitim yatıyor. Okul düşlediğimiz yaşam biçiminin bilgi, bilinç, tutum ve davranış olarak öğrencilere benimsetilmesini amaçlıyor. Bunu sınıf dediğimiz, çevreden tamamen yalıtılmış dört duvar arasında, ders dediğimiz hayat gerçeklerinden kopuk şeylerle yapıyoruz. Çocuklar ise ilgi alanlarına seslenmeyen konuları, sırf başkası önemsiyor diye öğrenmek istemiyor. Gerçek hayatta tek başına matematik, dilbilgisi, coğrafya yada fizik yok: hepsi bir bileşim halinde var. Eğitimdeki başarısızlık ise öğrenciler adına düşünüp "bu onlara yarın, öbür gün gerekecek" diye varsayımda bulunmaktan kaynaklanıyor. Varsayımlarımız çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilir. Ancak önemli olan çocukların bunu idrak etmeleridir. " Bizim öğretmemize" dayalı eğitim sistemi çocuğun öğrenme enerjisini yok ediyor. Eğitimde Nitelik İçin Sorgulamaya Dayalı Analitik Yöntem Analitik veya çözümlemeli yöntem bir yandan metin çözümlemesi yaparken diğer yandan da metinde geçen kavramların çeşitli açılardan sorgulaması yapılmaktadır. Analitik yöntemin temelinde sorgulama yatmaktadır. Bu yöntemi felsefeye sokan Sokrat bu yöntemle tıpkı ebe gibi fikir doğurttuğunu söylemektedir. Bu yöntemle okuma yazma bilmeyen köleye akıl yürüttürerek, düşündürerek matematiksel problem çözdürmektedir. Analitik yöntemin sorusu "niçin" dir. Niçin sorusu felsefi bir sorudur. Çünkü niçin sorusunda neden ve sonuç ilişkileri vardır; temellendirme vardır, akıl yürütme vardır. Analitik yöntemi kullanan Russel kuşkuculuğun önemi üzerine şunu söylemektedir: |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |