Dewforum.İNFO  
 

Reklam & Banner

Radio Dinlemek için TIKLAYIN

istek Yapmak için TIKLAYIN

YARDIM

Dosya veForum kulanımı hakkında buradan bilgi alabilirsiniz

Radio Dinlemek için TIKLAYIN

Moderatörlerin, ve Moderatörlük başvurusu yapanların Forum Kullanımı / Duyurular dan Yazabilirler

Yukarıdaki Reklamlara Tıklayın Bedava Hizmet Devam etsin...! Dosya ve Güzel konuları Aşagıda bulabilrsiniz.

Karışık konular ProgramlaR

Fantastic Four (Fantastik Dörtlü - 4)

Unleashed - Jet Le - Divx 2005

Sin City - Günah Şehri divx (hızlı)

Mr. & Mrs. Smith (2005) Hızlı

War of The Worlds - Dünyalar Savaşı

Batman Begins - Divx - 2005

 

FL Studio 8 XXL Producer Edition 8.0.0

CyberLink PowerDVD ultra V.8.0.1 Portable

DFX Audio Enhancer 8.501(all) Full

YOUTUBE'ye Giriş Programı -İndir- 2

Ulead PhotoImpact 11 Full

Network Asset Tracker

Life Photo Maker Pro 1.0

Power Mp3 Cutter full (Mp3 lerinizi kesin

Any DVD Converter Professional v3.5.8

SUPER v2008 [Tüm Formatları Birbirine Dönüştüren Program]

MP3Dancer 1.11 + 8 Dancer Pack

CA Anti-Virus 2008

ACDSee Photo Manager 2009 11.0 Build 85

||Ad-Aware 2008 Virüs Avcısı||

Avira AntiVir PersonalEdition Classic 7.06

Multi Virus Cleaner 2007 7.7.0

G DATA Antivirus Şubat 2008

Avira Premium Security Suite 2008 / FULL

Avast 4.8 Pro Tr Full

Norton Internet Security 2009

Avira Premium Security Suite 2008 / FULL

Yabancı video Clipler

Bilgi Bankası

Felsefe / Psikoloji / Sosyoloji

Cep için video kilpler


Go Back   Dewforum.İNFO > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi > Düşünce Grubumuza Katılın > Renklerimiz

Bedava üye ol - Şifremi Unuttum


 
 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-28-2008, 01:41 AM   #1 (permalink)
Onursal Üye

cuL de sac - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

cuL de sac Şuan Çevrimdışı
Kayıt Tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 847
Rep Gücü: 101 Rep Puanı: 101 Rep Derecesi: cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--
Standart İlahe Pşine




Halil Hatko

Yüreğimden gelen ses: “Haydi, haydi durma yaz.” Deyince cesaret edemedim doğrusu. Pşıneye haksızlık edebilirim diye kaygılandım uzun bir süre. Pşıneyi anlatabilmek, pşıneyi sözcüklerle ifade edebilmek kolay değildi. Sonunda yüreğimin sesini dinledim. Yüreğim: “Gizler öyle kolay çözülmez. Sen pşınedeki gizi çözmüşsün. Paylaş dostlarınla o güzelim enstrümanın gizini” deyince, mahçup mahçup koyuldum pşınedeki gizleri yazmaya, yazabilmeye…

Babaannem pşıne çalıyor. Gözleri derinlerde, öylesine derinlerde ki beni görmüyor. Duvara yaslanmış, ellerimi dizlerimde birleştirmiş karşısında oturuyorum. Pşınenin nağmeleri yüreğimi açıyor, hoşuma gidiyor. Ben de babaannemle birlikte derinlere doğru yol alıyorum. Kimi zaman onunla mırıldanıyor, kimi zaman ellerimle tempo tutup dejuv yapıyordum. Babaannem bir süre sonra pşıneyi bırakıyor. Saçlarımı okşuyor “yavrum, yavrum” diyerek. Arkasından:

Dayımlar Kafkasya’da kaldı, diye ekliyor.

Dayıların mı vardı? diye soruyorum. Derin bir nefes alarak:

Vardı ya, diyor. Ona da annesi anlatmış. Yani görmemiş dayılarını.

Neden? Diye soruyorum.

Gelememişler. Diyor bir ahh çekerek. Yüreğim daralıyor, üzülüyorum.
Peki neden gelememişler babaanne? Diye soruyorum.
Savaş varmış yavrum, diyor. Ruslarla savaşmışlar, kaybetmişler. Gelebilen gelmiş, gelemeyen gelememiş, diyor. Peki neden? diye arkasından bir soru daha soracakken, babaannem:

Yeter. Sen daha küçüksün, anlamazsın. Haydi çık dışarı. Hava çok güzel oyna, diyor. Babaannemin üzüldüğünü hissediyorum. Ona sarılıp öpüyorum. Babaannemin ezgisini mırıldanarak dışarı çıkıyorum...

Yaz tatilimiz var. Okullar kapalı. Artık her gün oyun var. Mutluyuz. Dünya umurumuzda değil. Oynamaya doymuyoruz. Oynuyoruz, büyüyoruz, yaşamı öğreniyoruz. İlk kaşenim tatile memleketimize geliyor. Heyecanım dorukta. Sabah kahvaltı yaptıktan sonra ilk işim bahçelerinin karşısında oturup onu görebilmeye çalışmak oluyor. Amcası beni farkediyor ve kaşenime sesleniyor: “Eniştemiz geldi!…” Hoşuma gidiyor aile tarafından kabul edilmek. Ama kaşenim olarak düşündüğüm kızdırıyor beni, “sümüklü” diye. Biraz üzülüp, bozuluyorum ama kaşensiz de olmaz diye düşünüyorum. Onun için yaz tatillerini özlüyorum.

Yaz tatillerinde düğünler oluyor. Kimi sünnet oluyor, kimileri evleniyor ama sonunda illa ki düğün oluyor. Eğleniyor herkes, sevinci paylaşıyor. Gündüzden düğün yeri ayarlanıyor. Bir taraftan zemin üzerindeki tümsekler düzlenirken, çukur olan yerler dolduruluyor. Tahtalar kesiliyor, pxeçiç için Yer sulanıyor tozlanmaya karşı. Gençler akşama hazırlık yapıyor. Kızlar süsleniyor, erkekler saçlarını sakallarını bir düzene sokuyorlar. Hatiyako, Pşaşe Thamate, düğün sahibi genç kız ve genç erkek ev ev dolaşıp kızları topluyor ve ev halkını düğüne davet ediyorlar. Düğün saati yaklaştıkça gençlerin heyecanı artıyor. Yürekler artık kıpır kıpır. Sonsuz sevdalara açık her biri. Düğün başlayacak artık. Kızlar bir sıra inci gibi diziliyor. Karşılarındaki delikanlılar ise dünyayı ben yarattım havasında. Yan taraftaki izleyiciler herkesi pür dikkat incelemeye koyuluyor. Hatiyako mızıkayı eline alıyor, düğünün başlayacağı işaretini verip Pşınavo’yu yerine davet ediyor. Pşınavo pşıne elinde yerini alıyor. Her bir şeyi gözden geçiriyor ve hatiyakoyla göz göze geliyor, tamam ben hazırım diyor. Hatiyako oyuncuları davet ediyor oyuna. Artık pşıne devrededir ve pşınenin tuşları konuşuyor. Artık pşıneyi kimse susturamaz. Pşıne voredleri yayar, ta ki voredlerin geldiği yere kadar. Getirilen asırlaşmış ezgiler, sürgünün evlat ve torunlarını kimliklerine ve memleketlerine ulaştırır beyinlerde. O ezgiler ki yürekleri parçalar, yürekleri coşturur her bir bedende. Ezgileri çıkaran pşıne artık bir ilahedir. Onun tuşlarına dokunan, sürgün pşınavonun parmakları hipnotize olur. İlahe pşıne, sürgün pşınavonun yüreğini içine alır okşar, okşar, okşar… Sürgün pşınavo sonsuz bir doyuma erişmeye çabalar. İlahe pşıne, bunun öyle kolay olmadığını sürgün pşınavo’ya Oşhamafe’yi göstererek okşamasını keser. Sürgün pşınavonun boğazı düğümlenir, parmakları hipnotizmadan çözülür, yorulur ve yığılır. İlahe pşıneyi bir başka sürgün alır. Her bir değişim, bir öncekinin tekrarı olur. İlahe pşınenin nağmeleri her bir sürgün pşınavonun parmaklarında yürekleri daha bir parçalar, daha bir coşturur sıcak yaz gecelerinde… Çocuklar ilahe pşınenin gözdesidir. Onları içine daha çok çekmek ister ve çocukların küçük yürekleri daralır, daralır…

Çocukluğumuzda canlı olarak dinlediğimiz ilk müzik enstrümanı pşıneydi. Babaannem, amcalarım, halalarım, annem, ablam güzel pşıne çalıyorlardı. Ne zaman bir araya gelinse, ne zaman birileri misafir olarak gelse pşıne ortaya çıkar, ona hünerleri gösterilirdi kullanıcıları tarafından. Bir çocuk olarak hemen pşınenin yanına sokulurduk ister istemez. Elimize almak istediğimizde kızardı büyüklerimiz: “Dokunmayın ona!… Çekil!… Çekilin ordan!…” sözleriyle. Ona dokunamamanın sırlarını biraz daha olgunlaştığımızda anlayacaktık. O bir köşede sessiz, bize bakar, bizim onu almamızı, kendisiyle oynamamızı isterdi.

Babam Hac için Mekke’ye gidip döndüğünde ablama oradan bir küçük oyuncak pşıne getirmişti. Ablamın sevincine ortak olmuştuk ağabeyimle beraber. Ablam onu çalmaya başladığında ağabeyimle beraber oynar, büyüklerimizin nasıl oynadıklarını taklit ederdik. Hakunaj, Gülahmet Dayı, Karadaşlı Mahmut Dayı, Doşemedaşlı Ferdavus taklit ettiğimiz tiplerdi. Herkes kahkahayla yerlere yığılırdı. Ablam o minik oyuncağıyla yatar kalkardı. Bize vermez, biz ise onu ondan alıp oynayabilmek için bin türlü hile yapar, bir türlü başarılı olamazdık. Ne zaman elimize alsak ya dayak yer, ya da azar işitip otururduk. Sabah kalktığımızda ilk işimiz gizlice onun yanına gitmek olur, onu elimize alıp sesini kimsenin duymayacağı bir köşede seslerini keşfetmekle uğraşıp özlemlerimizi gidermeye çalışırdık. Her seferinde yarım kalan bu istemi bir başka güne, bir başka zamana diye erteler dururduk.

İşte o pşıne, çocukluk yıllarımızın en değerli, en ulaşılmaz oyuncağıydı. Pşıne Çerkeslerin acılarının, sevinçlerinin, duygularının ortak bir sesi, bir diliydi. O yaşanan olayları, ağızlardan dökülen sözcüklerden daha iyi anlatan bir tanıktı.
Liseyi bitirdiğimde iki kültürde yetişmenin verdiği bir kimlik arayışı, yaşamın dengesizlikleri, bir yüksekokula girebilme kaygısı, daha doğrusu gelecek kaygısı, ayrıca ideolojik ayrışma ve çatışmaların bende oluşturduğu karmakarışık duygular içerisindeydim.

1977 yılında ilçemizde bir Kuzey Kafkasya Kültür Derneği kurulunca bir grup arkadaşla birlikte oradaki yerimizi hemen almıştık. O ana değin kulaktak kulağa dinlediğimiz, yaşayarak öğrendiğimiz Çerkeslerin dramını artık okuyarak tüm gerçeğiyle öğreniyorduk. Kendi çapımızda bir ulusal bilinçlenme sürecini başlatmıştık. İlk işimiz Adığe alfabesini öğrenmek oldu. Kendi aramızda Kafkasya, Çerkesler ve Türkiye’ye geliş üzerine seminerler düzenliyor, karşılıklı birbirimizi bilgilendiriyorduk. Kısacası kendimizi yeniden keşfetmenin mutluluğuyla karmaşık duygularımdan yavaş yavaş sıyrılıyordum. Bu ara, derneğimize iki pşıne bağışlandığında oldukça sevinmiştik. Her boş kalışımızda onları elimize alır, bir parça çıkarmaya uğraşır, seslerini keşfetmeye çalışır, her seferinde başarısız kalırdık. Bir gün can arkadaşım Oğuz ile birlikte pşıneleri elimize alıp uğraşmaya başlamıştık. Bir takım sesler çıkartıyorduk, fakat sonunu getiremiyorduk. Oğuz: “Ben bu işi yapamayacağım” diyerek pşıneyi bırakmıştı. Ben hala uğraşıyordum. Bir zefakoyu çözmeye çalışıyordum. Suratım bin bir çeşit oluyor, adalelerim kasılıyor, vücudum çeşitli şekillere giriyor, bir türlü sesleri birbirine bağlayamıyordum. Pşıneyi bırakıp, sanki ağır bir yük taşımış gibi sere serpe oturdum. O ara Oğuz bana dönerek :

Sen o pşıneyi çalamazsın, kendini boşuna yorma kabiliyetin yok. Deyince sinirlenmiştim. Oğuz’a dedim ki:

Ben o pşıneyi çalacağım, seni de oynatmayacağım.

Oğuz’a kızgınlığımdan o gece pşıneyi eve getirmiş, bu sefer de evde kaldığım yerden devam etmeye başlamıştım. Bir anneme, bir babaanneme soruyordum. Oluyor mu, olmuyorsa nasıl olacak. Annem kızıyor bu halime, başka uğraşacak bir şey bulamadın mı diye. Ama babaannem seviniyor. Hatta çok ama çok seviniyor. Babaannem, yaşadığı bir üzüntüden sonra felç geçirmişti. Sol yanı tutmuyordu. Zor yiyor, zor yürüyor, zor anlaşılıyordu. Babaannemin benim pşıneyi öğrenmeme sevinmesi beni daha bir kamçıladı. Artık gündüzleri dernekte, geceleri evde bıkmadan, yorulmadan pşınenin seslerini keşfediyordum. Yorucu bir zaman sürecinden sonra artık sesleri keşfetmiş, bu sefer de repertuar genişletme çalışmalarına başlamıştım. Yöremizdeki pşınavo ailesine bende katılmıştım. İkinci sınıf bir pşınavo. Usta pşınavo düğünde yorulunca, o dinleninceye değin düğünü ben idare ediyordum. Ben pşıneyi elime aldığımda dernekten arkadaşlarım yanıma geliyor, agu onlar vuruyor, dejuv ve voredleri onlar söylüyorlardı.

Derneğin gençleri olarak, çağrılı olsak da olmasak da her düğüne katılıyor, unutulan oyunları, yitirdiğimizi zannettiğimiz, asırlaşmış düğün xabzelerini büyüklerimizden öğrenip her düğünde uyguluyor, izleyenlerin şaşkınlığı ve beğenisini gördükçe bir sonraki düğüne daha bir istekle katılıyorduk. Yıllardır yapılamayan coşkulu düğünler yeniden canlanmaya başlamıştı. Belli bir yaşta insanların katıldığı düğünlerin yerini artık her yaştan insanların katıldığı düğünler almış, yılların kaybolan o güzelim pşınavoları teker teker ortaya çıkmaya başlamıştı. Bizle başlayan bu hareketlilik düğüne gelen tüm insanlara yansıyordu. Ortaya bir mutluluk ve sevinç tablosu çıkıyor bu da insanların yüzlerindeki ifadede kendini buluyordu.

Amcamların evine taşınışımız bugünlere denk geliyordu. Pşıneyi artık öğrenmiştim, hatta kendi çapımda ustalaşmaya bile başlamıştım. Babaannemle artık aynı odada kalıyorduk. Bazı geceler eve geç dönerdim. Babaannem ise yatmaz, ben dönünceye değin pencerede beni bekler, görünce de seslenirdi:
Halil, vora, vora, yavrum!…

Ben de:

Seri, seri. Şıyeba, ha’e vu şıs şeşnuge xuge goll, derdim. Peşinden babaannem gece yarısı kahkahayı patlatırdı. Aslında o benim Çerkesçe’me gülüyordu. Alfabeyi öğrenince ona Çerkesçe hikayeler okuyordum. İlk başlarında kötü olan telaffuzum yavaş yavaş düzelmeye başlamıştı. Ben Adığexer diye büyük laflar etmeye çalışınca babaannem:

Mode mode, yepl diye bana dudak büker, beni beğenmezmiş gibi yapar ama bilerek beni kışkırtarak konuşturur, sonra da gülerdi.

Sabah kahvaltıdan sonra pşıneyi alır, yanına oturur, başlardım çalmaya. Beni dinlemekten bıkmaz, yanlışlarımı söyler, bazen de dayanamaz, pşıneyi benden alır, o hasta haliyle çalar, doğrusunu öğretmeye çabalardı. Her seferinde Döşemedaşlı Cefi’yi örnek verir, onun ne kadar usta bir pşınavo olduğunu söyler, onun bestelediği müzikleri çalar, onun ne duygulu, pşıneye ne denli tutkun olduğunu anlatırdı. Hey gidi Thamıç Cefi, yi voredıjhemre kojığ, keğot cı… diye hayıflanarak; “Haydi, uç mode, Sefer dexeme adıy ko. Ay nex tereze yevoşt… diye yöremizin en usta pşınavosu Sefer Dayı’ya gitmemi salık vermişti.

Bir akşam babaannemin sözünü tutup Sefer Dayı’nın yanına gittim. Sefer Dayı tüm yaşamı boyunca oldukça sıkıntılar çekmiş, hayatın şamarını yemiş, hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen direnen, onurlu, alçakgönüllü tam bir Çerkes beyefendisiydi. Bakışlarıyla, davranışlarıyla biz gençleri onore ederdi. Bize, bizim bir büyüğümüze göstermemiz gereken saygıyı gösterirdi. Onun bu ince nezaketi, bize, insan sevgisini, daha doğrusu insanlaşmayı aşılıyordu. Biz onun farkına daha sonraları varacaktık… Kendisine pşıneyi tüm güzellikleriyle öğrenmek istediğimi anlattım. Bana yardımcı olursa çok sevineceğimi, kendisini sık sık dinleyebilmeyi arzuladığımı ilettim. Sevmişti. “Ne güzel, ne güzel. Böyle öğrenmeye azimli, istekliler olursa hiç bir şey unutulmaz.” dedi umutsuzca. Arkasından pşıneyi eline aldı. Sefer Dayı ve pşıne artık baş başaydılar. İnce bir sesten başlayıp kalın seslere doğru giden, duygu yüklü, insanın yüreğine inen bir zefakoçıh çalıyordu. Sefer Dayı’nın gözleri bir noktaya takılmış, artık kimseyi görmüyor, kimseyi işitmiyordu. Parmakları sanki tuşların üzerinde bale yapıyor, ayakları ise sanki pamuk üstünde uçarcasına ritim tutuyordu. Sefer Dayı pşıneyle dans eder gibiydi. Pşıne hoşnuttu bu ilgiden!… O zaten böyle ilgiler istiyordu her zaman… Hızlandı her ikisi de. Zefakoçıhtan Zegelate geçmişler, tempo hızlanmıştı. Duymadığım ezgiler işitiyor, pşınenin maharetlerini ve onun muhteşem sesini bir ustadan dinleme farklılığını canlı olarak yaşıyordum…

Bu dinletinin sonunda, neden orada bulunduğumun yanıtını almıştım. Babaannemin beni Sefer Dayı’ya göndermesinin nedeni ilahe pşınenin gizlerine yapılacak bir yolculuk içindi. Yolculuk yorucuydu ve yolculuk şoförü varsa sonsuzluğa gidiyordu. Doğrusu ilahe pşıne işini iyi biliyordu…

Artık duygularımı pşıneye yüklemiştim. Günler, ayları kovalıyor ve ayrılmaz bir ikili oluşturuyoruz. Parmaklarım su toplamıyor, pşınenin tuşları onlara sıcak bir şefkat gösteriyordu. Bu sıcak şefkate ben de, bir zefakoçıh ve vuc besteleyerek karşılık veriyorum. Çevremiz kalabalıklaşıyor, düğünlerin, zexeslerin vazgeçilmez davetlileri oluyor, yaptığımız işlerden büyük mutluluk duyuyorduk.

O günler artık çoktan gerilerde kaldı. Babaannem, Sefer Dayı, oyunlarını taklit ettiğimiz kimi insanlar bedenen hayatta değiller. O güzel insanlar Nartıj Tha’nın himayesinde ince ruhlarıyla ülkelerine geri döndüler. Oşhamafe’nin eteklerinden doruklarına ulaşan kalabalıklara karıştılar. Şimdilerde ilahe pşıneyle voredler söyleyerek çocuklarının dönmesini bekliyorlar…

…Ve ben ilahe pşıneyi ne zaman elime alsam Oşhamafe’deki o kalabalıkların pşıne ve voredleriyle bana katıldıklarını hisseder gibi olurum.

Pşıne: mızıka, armonika
Dejuv: müziğe sesle yapılan eşlik
Kaşen: sevgili, yar
Pxeçıç: vurmalı tahta ritim
Hatiyako: düğünü yöneten, yönlendiren
Pşaşe Thamate: düğünde kızların lideri
Pşınavo: mızıka çalan
Vored: şarkı
Oşhamafe: Kuzey Kafkasya’daki mitolojik Kaf Dağı, Elbruz
Zefako: Adığelerin ağır bir oyunu, kafenin anası
Agu: müziğe yapılan ritmik alkış
Xabze: gelenek, görenek, anane
Vora, vora: sen misin, sen misin
Serı, serı, ha’e vu şıs şeşnuke xuge ğoll: Benim, benim. Neden oturuyorsun? Gece yarısı oldu, yatsana.
Mode, mode yepl: Şuna bak sen
Thamıc: Acınası, zavallı
Yi voredıjhemre kojıg, kegot cı: Şarkılarıyla gitti. Bul şimdi.
Uç mode: Çekil başımdan
…dexeme adıy ko. Ay nex tereze yevost: …gile git. O daha iyi çalar.
Zefakocıh: Adığelerin en ağır oyunu, kafenin anası, babası.
Zegelate: Adığelerin en hızlı oyunlarından biri. Leperuş
Vuc: Çiftlerle oynanan herkesin katıldığı düğünün final oyunu
Nartıj Tha: Mitolojik Adığe Tanrısı



-------------

Kaynak : [ÜYE OLMADAN L?NKLER? GÖREMEZS?N?Z. BURAYI TIKLAYARAK BEDAVA ÜYE OLUNUZ...]
Yazan : Halil Hatko

[ÜYE OLMADAN L?NKLER? GÖREMEZS?N?Z. BURAYI TIKLAYARAK BEDAVA ÜYE OLUNUZ...]
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla  
 



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bugün Tarih 11-21-2008


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0
Forum program Divx haber youtube

Nokia

Oyun

Program Download Merkezi

Divx-Mp4

Message Boards and Forums Directory

[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]

[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517