Dewforum.İNFO  
 

Reklam & Banner

Radio Dinlemek için TIKLAYIN

istek Yapmak için TIKLAYIN

YARDIM

Dosya veForum kulanımı hakkında buradan bilgi alabilirsiniz

Radio Dinlemek için TIKLAYIN

Moderatörlerin, ve Moderatörlük başvurusu yapanların Forum Kullanımı / Duyurular dan Yazabilirler

Yukarıdaki Reklamlara Tıklayın Bedava Hizmet Devam etsin...! Dosya ve Güzel konuları Aşagıda bulabilrsiniz.

Karışık konular ProgramlaR

Fantastic Four (Fantastik Dörtlü - 4)

Unleashed - Jet Le - Divx 2005

Sin City - Günah Şehri divx (hızlı)

Mr. & Mrs. Smith (2005) Hızlı

War of The Worlds - Dünyalar Savaşı

Batman Begins - Divx - 2005

 

FL Studio 8 XXL Producer Edition 8.0.0

CyberLink PowerDVD ultra V.8.0.1 Portable

DFX Audio Enhancer 8.501(all) Full

YOUTUBE'ye Giriş Programı -İndir- 2

Ulead PhotoImpact 11 Full

Network Asset Tracker

Life Photo Maker Pro 1.0

Power Mp3 Cutter full (Mp3 lerinizi kesin

Any DVD Converter Professional v3.5.8

SUPER v2008 [Tüm Formatları Birbirine Dönüştüren Program]

MP3Dancer 1.11 + 8 Dancer Pack

CA Anti-Virus 2008

ACDSee Photo Manager 2009 11.0 Build 85

||Ad-Aware 2008 Virüs Avcısı||

Avira AntiVir PersonalEdition Classic 7.06

Multi Virus Cleaner 2007 7.7.0

G DATA Antivirus Şubat 2008

Avira Premium Security Suite 2008 / FULL

Avast 4.8 Pro Tr Full

Norton Internet Security 2009

Avira Premium Security Suite 2008 / FULL

Yabancı video Clipler

Bilgi Bankası

Felsefe / Psikoloji / Sosyoloji

Cep için video kilpler


Go Back   Dewforum.İNFO > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi > Düşünce Grubumuza Katılın > Renklerimiz

Bedava üye ol - Şifremi Unuttum


 
 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-21-2008, 01:11 PM   #1 (permalink)
Onursal Üye

cuL de sac - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

cuL de sac Şuan Çevrimdışı
Kayıt Tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 847
Rep Gücü: 101 Rep Puanı: 101 Rep Derecesi: cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--cuL de sac маhмυt4ξνξг --ThE besT oF DewForuM--
Standart İçeriği Boşaltılan Kavramlar




İçeriği Boşaltılan Kavramlar:
Emperyalizm,
Sosyalizm
Devlet,
Demokrasi,
Faşizm
Politik Mücadele,
Silahlı Mücadele...



"Sosyalist sistemin çözülüşünün ve iki kutuplu dünya gerçeğinin sona ermesinin üzerinde on yıllık bir süreç geçti. Bu süreç içerisinde 'Yeni dünya düzeni' ekseninde yaşanan gelişmeler, yer yer devam eden direnç noktalarına karşılık egemen olmaya doğru yol alıyor. Ortaya çıkan bu gerçeklik ezilen halklar, sınıflar ve güçlerin çıkarlarını temsil etme karekteri ağırlık kazanan mücadelelerle sonuç almayı daha geçerli hale getirmektedir. Burada çelişkilerin ortadan kalkma durumu değil, çözüm yönteminin stratejik, taktik ve eylemsel değişikliği sözkonusudur. Mücadelede çok yönlülük, diğer bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla cephe savaşı ve silahlı mücadelenin vazgeçilmez tek yöntem olma gerçeği aşılmıştır. Bazen silahlı mücadele yolu bir zorunluluk olarak kullanılsa da, geride bıraktığımız yüzyıl gerçeğinde olduğu gibi ağırlıklı ve süreklilik gösteren özelliğini kaybetmiştir. Bunun yerine, süreklilik ve ağırlık kazanan siyasal mücadele yöntemidir...

Dönemin en temel çalışması siyasi örgütleme ve mücadeledir. Bireyin ve Kürt toplumunun özgürleştirilmesi temelinde Türkiye'de barış ve demokrasiyi kazanmak için, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da kitlelerin siyasi örgütlenmesinin ve mücadelesinin geliştirilmesi süreci ilerletecek en temel güçtür. Genel Başkanımızın ifade ettiği demokratik tartışma, örgütlenme ve ortak mücadele içine çekmek tarihi bir çalışmadır." (7 Ağustos 1999, PKK Merkez Komitesi, Serxwebun, Ağustos 1999, sayı: 212)
"Klasik bağımsızlık anlayışı bugünkü dünyaya denk düşmüyor
20. yüzyıl, yoğun devrimsel gelişmelerin olduğu, ulusların kendi kaderini tayin hakkının ayrı devlet kurmakla, yine ayrı devlet kurmak için silahlı savaşımı vermekle özdeş hale geldiği bir süreç olarak değerlendiriliyor. 20. yüzyılı böyle bir yüzyıl olarak tanımlıyor, dünyanın birçok bölgesinden örnekler de veriyor. 'Bu, içinde bulunulan koşulların bir gereğiydi' diyor Önderlik. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını ayrı devletle özdeşleştiren ve onu çözmede ulusal kurtuluş savaşını yöntem olarak alan ya da esas aldırtan koşullar, temelinde emperyalizmin koşullarıdır. Sistem olarak kapitalizmin 20. yüzyılda içine girdiği durumu, yaşadığı gelişme düzeyini, emperyalistler arasında varolan çelişki durumunu, emperyalist savaş ve tabi bunun içerisinde de Sovyet sisteminin doğmuş olmasını, dünyanın iki sisteme ayrılması olarak gösteriyor. Ayrıca 'Bütün bunlar ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesini, ayrı devlet kurma ve bunun için savaş vermekle özdeş hale getirdi' diyor.
Bu mümkündü, bu düzeyde savaş vermek imkan dahilindeydi. Çünkü ulusları egemenlik ve bağımlılık altında tutan dünyaya karşı, böyle bir savaşa destek olacak ikinci bir dünya vardı...
Önderlik, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesini bu biçimde değerlendirmeyi ve tekleştirmeyi, dünyanın geldiği bu aşamada geri bir durum olarak değerlendiriyor. Dünya koşulları artık böyle bir şeyi kaldırmıyor, ulusal sorunun çözümünde zorlanıyor. İki bloka ayrılmış dünyanın ortaya çıkardığı gerçeklik gibi bir durum sunmuyor. Yaşanan gelişmeler içerisinde geri bir çözüm oluyor. Ayrılmak, ayrı devlet kurmak, emperyalist sistemden gelen egemenlik yaklaşımına karşı cephe almak, bütünüyle sistem dışına çıkmak ve kendi kabuğuna çekilmek, ulusları geliştirmiyor, geliştirmedi de. Yüzyılın sonuna geldiğimiz bir süreçte, artık ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesi, çözüm yöntemi olarak esas alınmaması gereken, gelişme açısından yeterlilik arzetmeyen, ulusun bütün yönleriyle gelişimine denk düşmeyen bir yöntem olarak kalıyor.
Nitekim bunu esas alan uluslar geri kaldılar. Şimdi bu devletler yıkılıyor. Bu tür bağımsızlık anlayışı, içinde bulunduğumuz dünyaya denk düşmüyor." (Serxwebun, Ağustos 1999, sayı: 212) (abç)
"Yüzyılın başından beri özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra silahlı mücadeleye dayanan etnik, dini, ulusal vb. çatışmalar, yerini demokratik uzlaşma ve bu temelde barış içinde çözümlenme sürecine bırakıyor. Yüzyılın savaşları kendi doğasına uygun barışını arıyor. Bu da daha çok demokratik çözüm, ekonomik kalkınmaya dayalı istikrarlı bir barış ortamını amaçlıyor.
En büyük askeri güce sahip devletler, ilginçtir daha çok bu yeni çözüm yöntemini kendi ülke ve rejim çıkarlarına dayalı olarak geliştiriyorlar. ABD, Avrupa Birliği başta olmak üzere insan hakları ve demokratik adımlarla kendi çıkarlarını da esas alarak dünyayı şekillendirmek istiyorlar. Bu yeni durumu kavramadan hiçbir hareket ve özellikle problem yaşayan ülkeler eski yöntemlerde ısrar ederek ancak çıkmazı derinleştiriyorlar. Sonuçta dünyanın yeni konseptiyle uyum sağlamaktan kurtulamıyorlar. Dikkat edilirse, burada büyük güçlere teslim olma değil, en pratik uzlaşma yollarını bulmak büyük önem taşıyor ve gerçekleşen bu oluyor...
Devlet ve ordunun hükümranlık gereği sınırlardaki varlığının meşruyeti kadar, karşısında bir silahlı gücü ya imha edeceği, ya sınırların dışına atacağı da açıktır. Bu konuda en pratik yol daha önce önerilen uygun alanlara çekilmedir." (A. Öcalan, 1 Ağustos 1999) (abç)

15 Şubat 1999 günü A. Öcalan'ın Kenya'da tutsak alınmasıyla birlikte başlayan süreçte, PKK hareketi, kendi içinde tasfiye ve teslimiyet koşullarını geliştirerek ilerlemektedir. Bu süreç içinde gerek A. Öcalan'ın İmralı'da ortaya koyduğu yeni "politikalar" ve "açılımlar", gerekse buna bağlı olarak PKK'nin üst yönetiminin ve yayın organlarının bu yeni "politikalar" ve "açılımlar"a ilişkin olarak ortaya koydukları, ülkemiz solunda egemen olan pragmatizm ve ideolojisizleşme koşullarında tam bir kavram keşmekeşi ortaya çıkarmıştır.
Ülkemiz solunda en uç noktalarına kadar ulaşan bu kavram keşmekeşi, tarihsel olarak ele alındığında SBKP revizyonizminin gelişimiyle birlikte gelişmiş ve 1980 sonrasında en üst boyuta ulaşmıştır.
1980 sonrasında Amerikan emperyalizminin neo-liberalizm sloganı etrafından dünya çapında başlatmış olduğu ideolojik saldırı ve propagandalar ile geri-bıraktırılmış ülkeler devrimci mücadelelerinde ortaya çıkan başarısızlıklar ortamında, her türden kavram ve kavrayışın çarpıtıldığı bir döneme girilmiştir. Bu dönem içinde Gorbaçov'la birlikte başlatılan "perestroyka" ve "glastnost" söylemi, dünya çapında sol hareketler üzerinde tam bir kargaşa ve çarpıklık ortaya çıkarmıştır. Bu süreç sonucunda, her türlü Marksist-Leninist belirleme ve ilke bir yana bırakıldığı gibi, Marksist-Leninist literatür tümüyle gözden düşürülmüştür. Böylece, kendisini Marksist ya da Marksist-Leninist diye tanımlayan, ancak gerek söylemiyle, gerekse kullanılan yöntemle Marksizm-Leninizmle hiçbir ilişkisi olmayan bir "düşünce üretimi" sola miras bırakılmıştır.
Küçük-burjuva aydınlarının "yeniden" kazanılması paravanası altında SBKP revizyonizmi tarafından 1985 sonrasında uygulamaya sokulan politikalar, her türden düşüncenin "özgürce" ve "demokratikçe" ortaya konulması gerekçesi altında, bu düşüncelerin Marksist-Leninist örgütler ve teoriler için "geçerli" kabul edilmesi şeklinde gelişmiştir. Bu bağlamda, Amerikan emperyalizminin neo-liberalizm söylemiyle yaygın bir biçimde propagandasını yaptığı pragmatizm dünya çapında en popüler felsefe haline gelmiştir.
Pragmatist felsefenin en temel özelliği olan "yararcılık", her türden kavramın istenilen biçimde değiştirilmesini ve değişik tanımlar için kullanılabilinmesini haklı ve mazur göstermiştir. Bunun dünya sol hareket üzerindeki etkisi ise, o güne kadar dünyanın tahlilinde ve yorumlanmasında kullanılan her türden kavramın ve ölçütün anlamını yitirmesi ve ideolojik bir kaosun ortaya çıkması olmuştur.
Dünya sol hareketinde ortaya çıkan ideolojik kaos, kendi içinde SBKP revizyonizminin yeni revizyonlarıyla derinleşirken, aynı zamanda Marksist-Leninist kavramların içeriklerinin boşaltılması ve yerlerine ne olduğu tanımlanmamış sözcüklerin konulması ile daha da gelişmiştir.
Bilimsel olarak kavram, nesnel gerçekliğin insan beyninde yansıma biçimidir. Dolayısıyla, kullanılan kavramlar, aynı zamanda kişinin ya da ortaya konulan düşüncenin nesnel gerçekliği nasıl kavradığını, algıladığını ortaya koyar. Bu yüzden, her dünya görüşü ya da siyasal görüş, kendi kavrayışını belli kavramlarla, kavramlar dizgesi ile ortaya koyar. Ne anlama geldiği ve neyi ifade ettiği belirlenmiş sözcükler, böylece belli bir görüşün ifade edilmesinin temel araçları durumundadır ve bu yolla kavram haline gelirler. Tanımlanmamış ve her istenildiğinde değişik anlamlara sokulabilen kavramlar, kaçınılmaz olarak belirsizliği ortaya çıkarır ve bu tür kavramlarla ortaya konulan görüş ve düşünce her yöne çekilebilir bir nitelik kazanır. Bu da, her türden oportünizmin kendisini kolayca gizleyebilmesini olanaklı kılar.
"Felsefesel pratiğin ana görevi tek sözle özetlenebilir: Doğru kavramlarla düzmece kavramları bir çizgiyle ayırmak... Felsefe, kavgasını neden kavramlarla yapar? Bilimsel ve felsefesel akılyürütmelerde kavramlar, bilgi ileten araçlardır. Ama siyasal, ideolojik ve felsefesel savaşta kavramlar hem silah, hem de uyuşturucu bir maddedir. Kimi zaman tüm sınıf mücadelesi bir kavramın bir başka kavramla savaşı olarak dile getirilebilir. Belli kavramlar birbirleriyle gerçek düşmanlar gibi savaşırlar. Daha başka kavramlar da yarının bilinmeyen savaşlarını hazırlamaktadırlar. Felsefe, çok soyut konularda bile savaşını kavramlarla sürdürür. Bu savaş, belki de küçük bir anlayış ayrılıkları üstündedir. Ama her zaman, yalan söyleyen kavramlara karşı doğruyu bildiren kavramlar için yapılır... Kavramlarla yapılan felsefesel savaş, siyasal savaşın bir parçasıdır." (L. Althusser)
L. Althusser'in de açık biçimde belirttiği gibi, kavramlar üzerine yürütülen mücadele, aynı zamanda siyasal mücadelenin bir parçasıdır. Dolayısıyla, proletaryanın iktidar mücadelesinde belirleyici bir yere sahiptir. Dünya solunda bugüne kadar değişik kavramlar üzerinde yürütülmüş olan tartışmalar ve polemikler, bu gerçeğin tüm açılımlarını tarihsel olarak yeterince sergilemiştir.
1980 sonrasında "marksizmin bunalımı" sloganı ile ortaya çıkan küçük-burjuva aydın kesimin ortaya çıkardığı kavram keşmekeşi, geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde büyük bir kaos yaratmıştır. Amerikan emperyalizminin neo-liberalizm söylemi ve SBKP revizyonizminin "perestroyka"sı bu kaosun boyutlarını belirlemiştir.
Örneğin, Gorbaçov'un SBKP Genel Sekreteri seçilmesiyle birlikte başlayan ve 1991'de SSCB'nin dağıtılmasıyla sonuçlanan altı yıl boyunca "perestroyka" sözcüğü herşey için kullanılır hale gelmiştir. Türkçe karşılığı "yeniden yapılandırma" olan "perestroyka" sözcüğünün akla gelebilecek her alanda kullanılması, pekçok kavramın anlamsızlaşmasına ve içeriğinin boşalmasına neden olmuştur. Reformasyon (yeniden biçimlendirme) kavramında karşılığını bulan pekçok içerik, böylece "perestroyka" (yeniden yapılandırma) kavramı ile karşılanır olmuştur. Böylece reform ile devrim birbirine karışmış ve her türden reformist hareket "perestroyka" sözcüğünün genelde kabul gören "sol" görünümüyle kendisini kolayca gizleyebilmiştir.
Günümüzde Türkiye oligarşisinin bile kendisini "yeniden yapılandırma"dan söz ettiği düşünülecek olursa, bu kavram keşmekeşinin boyutları daha iyi anlaşılabilir. Ve yine, ülkemiz somutunda görüldüğü gibi, sosyal güvenlik yasasında yapılan değişikliklerle emekçilerin haklarında yapılan kısıtlamalar kolayca "sosyal güvenlik reformu" gibi sunulabilmekte ve SSK'nın "yeniden yapılandırılması"ndan sözedilebilmektedir.
1980 sonrasında dünya solunda egemen olan yeni kavram keşmekeşinin ülkemiz solundaki yansısı, Amerikan emperyalizminin "demokrasi projesi"yle desteklenen yayın faaliyetleriyle birlikte çok daha yıkıcı noktalara ulaşmıştır. Marksist-Leninist ideolojik ve teorik belirlemelerin bir kalemde silindiği ve bir yana atıldığı, her şeyin "pratikte kaç gerillan var"la ölçülür olduğu bir dönemde bu kavram keşmekeşi, pekçok samimi unsurun sağa sola savrulmasını getirdiği gibi, oportünizme ve pragmatizme karşı verilen ideolojik mücadeleyi de etkisizleştirmiştir.
Örneğin, daha dün "Filistin'de eğitilmiş gerillalara" sahip olduğunu söyleyen ve bunlarla M-18 gerilla örgütü kurduğunu ilan eden bir MLKP, hiçbir şey olmamışcasına kolaylıkla sovyetik ayaklanma savunucusu görünümünde legal bir hareket haline gelebilmiştir. Halk Savaşı stratejisinin amansız bir karşıtı konumuna giren aynı çevre, sovyetik ayaklanma savunucusu olarak PKK'nin silahlı mücadeleyi terketmesi üzerine şunları söyleyebilmektedir:
"Bugün açısından eğer A. Öcalan ve PKK Başkanlık Konseyi, gerilla savaşı kendi limitini zorlamaya başlamıştır. Biz mücadelenin silahlı biçiminden, sömürgeciliğe karşı kitle mücadelesini örgütleme biçimine geçiyoruz. Türkiye ve Kürdistan şehirlerinde yaygın örgütlenme yoluyla kitle eylemi dalgasını büyüterek, silahlı ayaklanma hazırlığı yolunda yürüyeceğiz gibi fikirler üzerinde silahlı mücadeleyi geri plana çekme (silahları bırakma değil) çağrısı yapılsaydı bu ayrı bir tartışma ve değerlendirme konusuydu. Ne var ki, ortada olan temel bir strateji değişikliği ve irade kırılmasıdır."(abç)
Ülkemiz solunun tarihini az çok bilen herkesin kolayca anlayabileceği gibi, bu söylem, kendi yaptıklarının PKK'ye "önerilmesi"nden başka birşey değildir. Onlar, bir dönemin Halk Savaşı savunucusu, Mao Zedung düşüncesi taraftarı, Filistin kamplarında gerilla eğiten ve M-18 gerilla örgütü kuranlar olarak, kolayca bütün bunları bir yana bırakıp silahlı ayaklanma stratejisi savunucusu görünümüne girerken izledikleri yolu böylesine açık ve net ifade edebilmektedirler. Onlar, M-18 gerilla hikayesine son vermeyi "silahlı mücadeleyi geri plana çekme" ile gerekçelendirip, bunun da "silahları bırakma" anlamına gelmediğini söyleyerek başardıklarını söylerken, aynı zamanda kavram keşmekeşinden nasıl yararlandıklarını da ortaya koymaktadırlar.
Bu oportünistlere göre, Halk Savaşı çizgisini terkederek ya da kendi deyişleriyle "silahlı mücadeleyi geri plana çek"erek, "kitle eylemlerini büyüterek silahlı ayaklanma hazırlığı" yapma yoluna girmeleri, PKK'nin içine girdiği gibi bir "strateji değişikliği ve irade kırılması" anlamına gelmemektedir. Diğer taraftan, yine bu oportünistler için, "kitle eylemlerini büyütmek" silahlı ayaklanma "hazırlığı" anlamına gelmektedir.
İşte içinden çıkılması oldukça güç görünen bir kavram keşmekeşi!
Bir kere, silahlı mücadele ile silahlı mücadelenin biçimleri birbirinden farklı kavramlardır. Silahlı mücadele, genel olara