![]() |
|
|
| ||||||
|
Görüntüleme: 3 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Root Administrators ![]() Kurtarici Şuan
Çevrimiçi Kayıt Tarihi: Sep 2007 Mesajlar: 5.735
Rep Gücü: 10000
Rep Puanı: 10000
Rep Derecesi: ![]() | İlginç bir ülke Türkiye. Türkiye'de elden gitmesi özellikle elit bürokrasi için tedirginlik oluşturacak kavramlardan biri laikliktir. Onlar menfaatleri bozulmaya yüz tutunca ya da halka bir ayar verilmesi gerekiyorsa, 'laiklik elden gidiyor' söylemlerini ayyuka çıkarır ve tabir caizse, laiklik çığırtkanlığının yapılmasına zemin hazırlarlar. Türkiye'nin laik olduğunu ve laik kalacağını söylerler. İlginçlik de tam burada başlıyor. Laiklik, bir defa kendi kültürümüze ait bir kavram değil. Kıta Avrupasında ortaya çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1931 yılındaki kurultayında 6 ilkeden biri olarak benimsendi ve CHP'nin diğer ilkeleriyle birlikte 1937 yılında anayasaya dahil edildi. Hem de anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez olan ilk üç maddesi arasında yerini alarak. Tek parti iktidarı, kendi anlayışının bekası için, bunu Anayasada belirleyici kılma yolunu seçti. Anayasa, bir ülkenin sistemidir. Siyaset, hukuk, politika, kurumların ihdas ve işleyişi başta olmak üzere, ülke sistemini oluşturabilecek, sistem ve kurumlara ruh katabilecek her şey anayasada anlamını bulmak durumundadır. Anayasal çerçeveler, özgürlükçülüğü, esnekliği ve sürekli gelişime açık olmasıyla devletin ve milletin gelişim, değişim ve dönüşüm kabiliyetlerini de şekillendirecek bir özellik arzederler. Laiklik, anayasada yer almasına rağmen, tanımı yapılmış net bir kavram değil ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sistemi anlamına gelen anayasasında, tanımlanmamış, net olmayan bir alan oluşturuyor. Üstelik bu tartışılmaya müsait, tanımlamış olmayan alan, aynı zamanda Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez, maddeleri içerisinde. Anayasayı bu haliyle şekillendiren anlayış, belli ki, kendi iradesini halkın iradesinin üstünde tutuyor. Ve aynı zamanda, hem millet iradesinin kısıtlarını ortaya koyuyor hem de tanımlanmamış ve net olmayan alanlardan faydalanarak kendi iradesini tehlikeye sokabilecek dönemlerde, askeri ve sivil bürokrasinin devreye girmesine imkan tanımaya çalışıyor. Belirsizliklerde güçlü olan, kendi yorumunu muteber kabul eder nedense. Kurt puslu havayı sever. Esasında kavramlar, nettir ve net olmak zorundadırlar. Herkes aynı kavramı, aynı şekilde anladığı için kavramlar anlamını bulur. İzafi ve görece olmazlar. Aksi takdirde hiçbir ilmi disiplin meydana gelemez. Laiklik bizde terim anlamıyla mevcut değil. Çünkü laiklik, Ortaçağ Avrupasında kilisenin toplumsal bütün yapıları kendi doğrularıyla dizayn ederek halkın yanısıra sosyal ve siyasal kurumlar üzerindeki etkinliğini artırmasına bir tepki olarak ortaya çıktı. Kilise, İncil'in öğretileriyle de bilimsel gerçeklikler ile de çelişen, kendisine çıkar sağlamaya dönük kutsal bir yapı oluşturarak bunu toplumun bütün katmanlarına dayattı. Bu yapıya göre, her şeyin temelinde kilise/tanrı vardı. Ve tanrı kilise öğretileriyle uygun hareket edenler için cenneti, diğerleri için cehennemi yaratmıştı. Ayrıca Kilise kendi sistemine karşı çıkan şahısları, mahkemelerde yargılama, dinden çıkarma, yöneticiler için de enterdi ilan etme hakkına sahipti. Ve çıkarlarını koruma noktasında bunu bir koz olarak kullanmaktan kaçınmıyordu. Zaten sonuç olarak da toplumun gittikçe fakirleşmesine, kilisenin de giderek zenginleşmesine zemin hazırlayan böyle bir ortam oluşturan kilise, bu gücünü halkın zihinlerine empoze etmeyi başardığı 'kilise ancak doğruyu söyler' anlayışının yerleşmesiyle derinleştirdi. Halkın doğru ve yanlışlarını kendi çıkarları doğrultusunda belirleyen kilise aynı zamanda halkın, kendisinin oluşturduğu manevi hegemonyaya karşı çıkabilecek bir zihin yapısına ulaşmasını da engellemiş oluyordu. Hatta kendi halkının artık sömürülebilecek tarafı kalmayınca, bu sefer onların hayatı üzerinden politikalar yürüterek, ihtişamlı ve zengin olan İslam dünyasının servetine göz diktiler. Kudüs'ü bahane göstererek, yüzbinlerce Avrupalı Hristiyanın dini duygularını harekete geçirip, Haçlı seferleri sırasında ölmelerine neden oldular. Ancak hem Haçlı seferleri, hem de Avrupalıların Endülüs Medreselerinden öğrendiklerini kendi ülkelerine öğretmeye başlamaları sonucunda, bir yandan Avrupa'da okur yazar sayısı arttı, bir yandan da İncil yerli dillere çevrildi. Bilinçlenen Avrupalılar, kilisenin kendileri için oluşturduğu sahte dünyanın farkına vardılar. Halkın dini duygularını kullanarak, bir afyon gibi beyinlerini uyuşturduğunu gördüler. Kötü bir aldanmaydı bu. Cehaletten kaynaklanan bir akıl tutulmasıydı esasında. Bu sosyal, siyasal ve kültürel sürecin ardından Avrupa'da kiliseye karşı mücadele veren ve kilisenin örneğin siyasete müdahale etmesini engelleyen aydınlanma çağı düşünürleri bu durumu, 'din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması' şeklinde formüle ettiler. Onlar dinin yani kilisenin devlet işlerine, siyasete, eğitime karışmasını istemiyorlardı. Bizdeki Batıcı zihniyete sahip aydınlar ise, muhtevasından bağımsız olarak bu laiklik formülünü savunmaya başladılar. Oysa bizde yukarıda anlatılan şekliyle, laikliğin kullanılmasını sağlayacak bir geçmiş yoktu. Batıcı aydınlarımız bu gerçeği gözardı ederek, Hristiyanlık ve kilise bağlamında kullanılan 'din' kavramını, kendi toplumumuz içerisinde İslam'a tekabül edecek şekilde kullanmaya başladılar. Dışarıdan aldıkları kabuğu korudular ve fakat muhtevayı tamamiyle farklılaştırdılar. Yani 'din' kavramının içinden Hristiyanlığı alıp boşluğu İslam ile doldurdular. Avrupa'da laikliğin oluşmasını sağlayan süreç, Kıta Avrupası dışında hiçbir yerde yaşanmadı. Hele İslam toplumunun böyle bir geçmişi hiç olmadı. Dolayısıyla Kilise ve Avrupalı toplumlar arasında meydana gelen mücadele akabinde ortaya konulan bir kavramın, evrensel nitelikleri haizmiş gibi tüm dünyaya sunulması hiç de doğru değil. Eğer Batılılar hala, kendi yaşadıkları süreçleri tüm toplumların da mutlaka ve bir şekilde yaşamaları gerektiğine inanıyorlarsa bu başka. Kaldı ki, laikliğin bu şekilde kullanılıyor olması, batı anlayışının global bir kültür oluşturma noktasında etkili bir mesafe aldığının da kanıtı olarak düşünülebilir. Ancak bizde laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması şekliyle uygulanmadı. 'Din hiçbir şekilde devlet işlerine karışmamalı; devlet de dine karşı lakayd kalmamalı bilakis dine müdahale etmeli' şekliyle uygulandı. Uygulama başlangıçta böyleydi ve inancının gereğini yerine getirmek isteyen müslümanlar baskı altındaydı. Laiklik gerekçe gösterilerek halkın dini vecibeleri yerine getirmesi engelleniyordu. Tam bir karmaşa hali. Bulanık ya da puslu bir durum. Halkın dini vecibelerini yerine getirmesinden rahatsızlık duyanlar, bunu 'laiklik' ile bağlantılı olarak dile getiriyorlar. Dini vecibelerini yerine getirmek noktasında ısrarcı olan halk da, bu ısrarını 'laiklik' bağlamında dillendiriyor. Biri başörtüsüyle okula gitmeyi 'laiklik elden gidiyor!' şeklinde değerlendirirken, ötekisi laikliğin kendisine böyle bir hak tanıması gerektiğini vurguluyor. 'Laikliğin tehlikede olduğu söylendiğinde, dini vecibelerini yerine getirme kaygısı içinde olanlar, kendilerine yönelik bir kısıtlama yapılacağını anlıyor. Onlar, din ve vicdan özgürlüğü söylemlerini dile getirirken de diğerleri, laikliğin elden gideceği zehabına kapılıyor. Millet, laikliği, din devlete, devlet dine karışmasın, diye yorumluyor, çünkü işine öyle geliyor. Laikliği, dini baskı altında tutmak olarak yorumlayan kesiminde işine böyle yorumlamak geliyor. Çünkü anayasada geçmesine rağmen, kavram tanımlanmış değil. Bu bakımdan laikliği bir polemik unsuru olarak korumaya devam eden anlayışın kesinlikle iyi niyetten yoksun olduğunu söylemek haksızlık yapmak olmayacaktır. Ama bir de, iyi niyetten yoksun olan çığırtkanların etkilemeye çalıştığı bir kesim var. Onların zaviyesinden bakıldığında işin özünde, bir güvensizliğin olduğunu anlamak hiç de zor değil. Onlar dini vecibelerini yerine getirenlerin bir gün kendileri için de bu vecibeleri dayatacakları endişesine sahipler. Bu endişe onları huzursuz ediyor. Dolayısıyla endişelerini bastırabilmeleri için, dini vecibelerini yerine getirenlerin baskı altında tutulmalarına destek verebiliyorlar. Bu duruma önemli ölçüde, propagandalara maruz kalmaları ve daha da önemlisi yaşadıkları toplumda yaygın olan din hakkında temel bilgilerden mahrum olmaları etkili oluyor. Yani cehaletin yoğun olduğu alana yönelik yoğun bir propaganda yapılıyor. Oysa İslam dini, zorlamayı kabul etmeyen bir dindir. Ve bunu bir hüküm olarak ortaya koymuştur. Çünkü Allah'ın kimsenin inanmasına ve ibadetine ihtiyacı yoktur. Buna ihtiyacı olanlar, ateşe güç yetiremeyen insanlardır. [ÜYE OLMADAN L?NKLER? GÖREMEZS?N?Z. BURAYI TIKLAYARAK BEDAVA ÜYE OLUNUZ...] Hak meşakkatli ve zordur. Batıl ise, kolay ve tatlı görünür. Nice zevkler var ki, ardında upuzun bir keder bırakır.” (İbnı Mes’ud) Dikkat ediniz, uyanınız! Nice elbisesini parlatan cilalayan vardır ki dinini kirletmiştir. Ve nice kendini üstün görüp gururlanan vardır ki, şahsiyatını yerle bir edip eskitmiştir.” (Ebu Ubeyde) “Bir kötülüğü beğenen, onu işleyenden daha kötüdür.”(Şemseddin Sami) “Allah rızası gözetilmeyen sözde, Allah yolunda harcanmayan malda, cahilliği yumuşaklığına galebe çalan kişide ve Allah yolunda kınayanın kınamasından korkan kulda hayır yoktur.” (Ebu Bekir) Gözü olmayana sen bir varlığı istediğin kadar tasvir etHapisteki adama diyorsun ki hadi gidelim gezmeye.Yalnızlık,olgunlaşmamış kişi ile oturmaktan daha hayırlıdır.Hz.Ömer (R.A.) Sakın oturduğunuz yerden 'Allah'ım, rızkımı ver' deyip durmayın. Biliyorsunuz ki, gökten ne altın yağar, ne de gümüş. (Hazreti Ömer) Akrabanın düşmalığı ve dostların eziyeti,yılan zehirinden daha acıdır. Hz.Ali (R.A.) Hangi vâli birine zulmeder ve o zulüm bana şikayet olunur da;ben o zulmü izâle etmez isem,o kimseye ben zulmetmiş,adâletten ayrılmış olurum.Hz.Ömer (R.A.) Hoşlanılmayan halleri görmezden gelip müsâmahakâr davranırsan,hürmet ve saygı görürsün.Hz.Osman (R.A.) Dünyaya geldiğin zaman,sen ağlarken çevrendekiler gülüyorlardı.Öyle bir hayat sür ki,öldüğünde çevrendekiler ağlarken,sen gülümseyerek ahirete gidesin.Mecmeddin-i Kübra (Ks.) |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk modernleşmesi ve Laiklik | Kurtarici | Köşe yazıları | 0 | 08-05-2008 11:27 PM |
| İslam ve Laiklik | Kemalist Hareket | Köşe yazıları | 0 | 07-15-2008 11:57 PM |
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]