Bedava Resimler, indir oyun, Program, Film İndir , Resimleri Youtube Video, Aşk, Temalar, Şiir, Hikaye, Şarkı Sözleri, Sanatçı Resimleri, Msn Program , Download , Burçlar, Haber, Sağlık Arşivi , Komik Video, Ödev, Sinama, Nokia, Cep telefon Temaları, Aşk Resimleri , Flash Oyunlar , Müzik , Sms , Aşk Sevgi , Program ,  
 

Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (Cep İcin)

Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (PC İcin)


Go Back   Bedava Resimler, indir oyun, Program, Film İndir , Resimleri Youtube Video, Aşk, Temalar, Şiir, Hikaye, Şarkı Sözleri, Sanatçı Resimleri, Msn Program , Download , Burçlar, Haber, Sağlık Arşivi , Komik Video, Ödev, Sinama, Nokia, Cep telefon Temaları, Aşk Resimleri , Flash Oyunlar , Müzik , Sms , Aşk Sevgi , Program , > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi > uZaY ve BiLiNMeYeN > Kayıp uygarlıklar

Tags:

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-28-2008, 09:59 AM   #1 (permalink)
Root Administrators

Kurtarici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Kurtarici Şuan Çevrimdışı
Kayıt Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 5.051
Rep Gücü: 10000 Rep Puanı: 10000 Rep Derecesi: Kurtarici has a spectacular aura aboutKurtarici has a spectacular aura about
kahve Kayıp Zamanlar Ve Antakya




Özellikle son yüzyılda modern kozmoloji, arkeoloji, jeoloji ve antropoloji bilimlerinin gelişmesi sonucunda ortaya çıkarılan önemli bulgular günümüz insanını şaşırtmaya devam ediyor. İnsanoğlu bir yandan modern kozmoloji vasıtasıyla, hızla evrenin gizemini çözmeye çalışırken bir yandan da kendi geçmişiyle ilgili araştırmalarını her gün yeni boyutlara taşıyor. Bilim adamları keşif diye ortaya koydukları bu bulgulara sadece modern tekniklerle ulaşmıyorlar, eski çağlardan günümüze ulaşan antik hikayelerden yani mitlerden de faydalanıyorlar. Bir zamanlar efsane nazarı ile bakılan hikayelerin gün geliyor gerçek olduğu ortaya çıkıyor.
Bütün bu çabalar geçmişi günümüze bağlayan yollarda hala gizemini koruyan antik uygarlıkların bilinmezlerinin ortaya çıkarılmasıyla ilgili. Tarihe zaman cetveli dersek, aradaki boşluklara ben “Kayıp Zamanlar” diyorum.
Antakya “Kayıp Zamanlar”a sahip, dünyada ender şehirlerden birisi ve bu kent hayatım boyunca benim için hep sürprizlerin, gizemlerin başkenti olmuştur.
Başlangıçta bunu sadece orada doğmuş, büyümüş olmanın verdiği bilinçsiz bir aidiyet duygusu zannediyordum.
Düşüncelerim zamanla yerini çocukluğumun geçtiği bu şehri daha fazla tanımaya, araştırmaya yöneltti, her fırsatta yaptığım okumalarımda, incelemelerimde gördüm ki uygarlık tarihinin gelişiminin birçok safhasında Antakya’nın önemli bir misyonu vardı ve birbirinden bağımsız, alakasız gibi görünen olaylar bir şekilde Antakya üzerinden birbirleriyle ilintili hale geliyorlardı. Antakya benim için artık “Kayıp Zamanlar”ın başkentiydi.
Bu araştırmada İ.Ö 41.000 den itibaren (bugün için) efsane uygarlık “Atlantis” de dahil olmak üzere insanlık tarihinin kayıp zamanlarının yollarının Antakya’da nasıl kesiştiğini okuyacaksınız.
ANTAKYA’YA DOĞRU
Antik çağa ait birçok efsane zamanla önemini yitirmiş olmasına rağmen Mu ve Atlantis Efsaneleri dünya çapında antik kültürün çatısını oluşturmuşlardır. Antik uygarlıklarla ilgili akademik programların dışında çalışmalar yapan araştırmacılarla bilim adamları arasında zaman zaman büyük görüş ayrılıkları olmakla birlikte birbirinden bağımsız gibi görünen bu çalışmaların nihai sonuca varmada hızlandırıcı etki yaptıkları şüphesizdir.
Bilimsel bilgi araştırmalarını sürekli olarak gözden geçirir ve buluşlarını somut verilere dayandırmak ister. Yapılan keşiflerle, Antakya dünya uygarlık tarihinin gizemlerinin çözülmesinde 19. yüzyılın başından itibaren tarih öncesi çağ araştırmacılarının ve bilim adamlarının nadide bir laboratuarı haline gelmiştir.
ATLANTİS NEREDE?
İnsanoğlunun yüzyıllardır ilgi odağı olmaya devam eden Atlantis efsanesi ilk olarak Plato’nun diyaloglarında geçer. İ.Ö 421 yılında Sokrates’in evinde yapılan felsefi bir sohbette Atinalı devlet adamı Kristias Ünlü Yunanlı şair Solon’un Mısır’da bulunduğu sırada Mısırlı bir rahibin aktardığı bilgilerden yola çıkarak İ.Ö 9.000 yılında gerçekleştiği sanılan Atlantis efsanesi olayını dedesi Dropides’e aktardığını anlatır.
Bu toplantıda Sokrates’in talebesi olarak bulunan ve notlar alan Plato daha sonra yazmış olduğu diyaloglarında Atlantis efsanesinden bahseder. Efsaneye göre Cebelitarık boğazının önünde Atlantik okyanusunda Atlantis isimli dev bir ada vardı. Adanın sakinleri çok yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmışlar: Batı Akdeniz’den Avrupa’ya ve Amerika’ya ulaşan büyük bir imparatorluk kurmuşlardı. Zaman içinde güçlerine güç katan Atlantisliler Yunanistan ve Mısır’da dahil olmak üzere tüm Akdeniz ülkelerini ele geçirmek amacıyla yaptıkları son seferde Helenlerle savaşa tutuştular ancak Helenlerin güçlü direnişi karşısında savaşı kaybettiler ve neticede Akdeniz’deki hakimiyetlerini de yitirmiş oldular. Efsaneye göre bu savaştan kısa bir müddet sonra bütün Akdeniz bölgesi tufanlar ve depremlerle sarsıldı, binlerce insan hayatını kaybetti Atlantis adası denize gömülerek yok oldu.
İnsanlık tarihini derinden etkileyen Atlantis efsanesi 1882 yılında Amerikalı araştırmacı Ignatus Donnelly’nin yazdığı “Atlantis Tufan Öncesi Diyar” adlı eserinden sonra dünya mitolojisine ve antik geçmişe ilgi duyan araştırmacıların ve bilim adamlarının gündeminde yeniden ilk sıraya oturdu, birçok kurgu romanında konusu oldu. Araştırmacı Kemal Menemencioğlu’na göre “Jules Verne, H. G. Wells ve Conan Doyle gibi tanınmış yazarlar romanlarında Atlantis konusunu işlediler. Bunların haricinde klasik tezden uzaklaşıp Atlantis’in İsveç'te, İsrail'de, Kuzey Kutbu'nda, Spitzbergen adasında, Amerika'da, İspanya'da, Tunus'ta, Kafkasya'da, Almanya'da ve son olarak Thera veya Santorini adasında ve daha başka yerlerde olduğunu iddia eden eserler yazıldı”. Bu eserlerin sayısı binlerle ifade edilmektedir.
Atlantis efsanesi Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast ile yeni boyut kazandı 1990 yılından beri Atlantis’in yeri konusunda araştırmalar yapan Robert Sarmast: Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresinin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980 li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı. Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.
Sarmast “Discovery Of Atlantis” isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.
Sarmast’la yaptığım muhtelif yazışmalarımda araştırmalarında İskenderun körfezinde özellikle Arsuz, Samandağ kıyılarını ve Antakya’yı göz ardı etmemesini vurguladım, bölgede devam eden bilimsel çalışmalar hakkında bilgi verdim, dokümanlar yolladım. Bana göre efsane uygarlık Atlantis: Kıbrıs’la Suriye arasındaysa bu alandan yaklaşık 70-80 mil uzaklıktaki Arsuz, Samandağ kıyılarının ve Antakya’nın bu oluşumun dışında olmasına imkan yoktu.
Robert Sarmast Akdeniz’de Güney Kıbrıs’tan Suriye’ye doğru 50 mil mesafede “Atlantisi” keşfetmek için çalışmalarını sürdürürken, bu bölgede deniz yüzeyinden yaklaşık 1500 metre derinlikte Atlantis’le ilgili kalıntılara ulaştığını dünya kamuoyuna açıklamış ve bu beyanı tüm dünyada heyecanla karşılanmıştır. Muhtemeldir ki Sarmast’ın araştırmaları kısa bir süre sonra Arsuz ve Samandağ kıyılarına uzanacak ve Atlantis’in hikayesi Antakya’yla kesişecektir.
BİLİM ANTAKYA’DA İŞBAŞINDA
İLK BÜYÜK UYGARLIK ANTAKYA’DA MI?
(ÜÇ AĞIZLI MAĞARASI)
Ankara Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Enver Bostancı ve Prof. Dr. Süleyman Şenyürek 1950’li yıllarda başlattıkları araştırmalarda Antakya’da ilk yerleşimin İ.Ö 100.000 (Orta Paleolitik Dönem) yıllarına kadar uzandığını tespit ettiler. Bölgede Şenköy, Altınçay ve Samandağ-Çevlikte yaptıkları kazılarda İ.Ö 100.000-40.000 yıllarına tarihlenen el baltaları, kazıyıcılar, satırlar, Homosapiense ait diş ve kemikler buldular. Değerli bilim adamı Prof. Dr. Süleyman Şenyürek’in 1961 yılında bir uçak kazasında hayatını kaybetmesine rağmen Prof. Dr. Enver Bostancı araştırmalarını uzun yıllar devam ettirdi.
Paleolitik döneme ait araştırmalar 1989 yılında Fransız araştırmacı Dr. Ancelo Manzini’nin Samandağ-Meydan köyü civarındaki Üç Ağızlı Mağarasını keşfetmesiyle yeni bir boyut kazandı. 1996 yılından itibaren Kültür Bakanlığının denetiminde, Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Erksin Güleç, Doç. Dr. Ayla Sevim, Arizona Üniversitesinden Prof. Dr. Mary Kuhn ve Prof. Dr. Steven Kuhn’da dahil olmak üzere yaklaşık 25 kişilik bir ekip Üç Ağızlı Mağarasında çalışmalara başladı. Kazılarda günümüzden 41.000 yıl öncesine kadar inildi (şimdilik). Halen devam eden araştırmalarda Üst Paleolotik dönemde mağarayı kullanmış insanlara ait deniz kabuklarından yapılmış kolye, toka, kemer gibi takı eşyaları, ok uçları, taş aletler ve bunların yanında geyik, vahşi keçi, domuz ve sığır avlarından kalan kemikler bulundu. Prof. Dr. Erksin Güleç “İlk bulgulara göre Üç Ağızlı Mağarasındaki arkeolojik serinin, tüm Doğu Akdeniz bölgesindeki en uzun Paleolitik serilerden birisi olduğunu, belirterek mağarada bulunan takıların o kadar eski bir dönemde bu kadar yoğun ve bilinçli kullanımı çok az, takının 41.000 yıl önce bilinçli ve yoğun olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Onun için Antakya’yı Anadolu’nun ilk modernlerin ortaya çıktığı yerlerden biri olarak düşünüyoruz” diyor. İşin ilginç yönü benzer çağda Türkiye’deki tek kazı alanın, Üç Ağızlı mağarasına 25 km. uzaklıktaki Kanal Mağarasıdır.
Prof. Dr. Steven Kuhn’ın ise “Bu güne kadarki en önemi bulguların bazıları, alandaki seri boyunca çok sayıdaki süslemelerin; esas olarak kabuktan kolyelerin ve sallantılı küpelerin varlığına işarettir. Vücut süslemeleri, malzemeleri bir iletişim aracı olarak kullanmak suretiyle bilgi teknolojisinin en erken türünü temsil etmektedir. Boncuk gibi süsler, kullananlardan diğer insanlara bilgi taşımak için kullanılmıştır.” diyor.
Doç. Dr. Ayla Sevim; Üç Ağızlı Mağarası kazısında elde edilen süs eşyalarının ülkemizde bulunanların en eskisi ve deniz ürünlerinden yapılması açısından da dünyanın ilk örneği olduğunu belirtiyor ve mağarada yörede yaşayan insanın o dönemde külü yatak olarak kullandığına dair buluntularda elde ettiklerini söylüyor.
Bilim adamları şimdi Antakya laboratuarının bu köşesinde 41.000 yıl öncesinden geriye sessiz sedasız çalışmaya devam ediyorlar.
HİTİTLER, HURRİLER: SÜMERLERE DOĞRU!…
İ.Ö 2500 den başlayarak Anadolu’ya hakim olan Hind-Avrupa dil topluluğuna kavimler İ.Ö 700 lü yıllara kadar yaklaşık 1800 sene dünya uygarlık tarihini derinden etkilemişler ve başlangıçta Hatti-Hitit beylikleri adıyla anılan bu kavimler İ.Ö 1660 dan itibaren Hitit devletini kurarak Ege kıyılarından Suriye içlerine kadar bütün Anadolu’yu kapsayan bölgede büyük bir imparatorluk haline gelmişlerdir. Günümüze ulaşan belgelerde Anadolu medeniyetleri tarihine ait en zengin kaynaklar Hititlerden intikal etmiştir. Boğazköy ve çevresinde uzun yıllardır devam eden kazılarda bulunan binlerce çivi yazılı tablet ve antik materyal geçmişin aydınlatılmasında çok büyük bir öneme sahiptir.
İ.Ö 1200 sonlarından itibaren Balkanlar’dan ve Avrupa’nın Akdeniz kıyılarından gelen büyük göç dalgası Trakya’dan başlayarak Anadolu ve Suriye’ye yayılır; Kıbrıs üzerinden Mısır’a kadar uzanır. İstilacı kavimler geçtikleri bölgeleri talan ederler. Barbar kavimlerin istilası medeniyetleri kesintiye uğratır, öyle ki zaman içinde kullanılan yazı bile unutulur. Bütün bölge 400 yılı aşkın bir süre karanlık döneme girer ve medeniyet tarihi açısından bir boşluk oluşur.


Ta ki 1912 yılına kadar: 1912 yılında Karkamış’a gelen İngiliz arkeolog Leonard Woolley arkadaşı ve meslektaşı; sonradan ünlü İngiliz casusu olarak tarihe geçen E.T Lawrence’le (Arabistanlı Lawrence) birlikte burada kazılara başlarlar ve 1912-1914 ve 1919 yıllarında yaptıkları kazılarla Hitit’lere ait Karkamış kentini ortaya çıkarırlar. Bu kazılar esnasında dikkatlerini Antakya’da Amik vadisine yoğunlaştıran Woolley arkadaşı Lawrence’le birlikte birkaç kez Antakya’yı ziyaret ederek bölgede araştırma yaparlar. Lawrence araştırmalar esnasında bütün bölgeyi dolaşır, bu gezilerinde kullandığı motosiklet günümüzde Koç Vakfı Sanayi Müzesinde sergilenmektedir.


Daha sonraki yıllarda arkeoloji bilimine yaptığı katkılardan dolayı Sir unvanı da alan Leonard Woolley bir ara Mısırda Tell-Ell Amarna’daki kazılara katıldı. 1922-1934 yılları arasında ise Mezopotamya’da Ur’daki kazıları yönetti. Sümer uygarlığının bulunmasını sağlayan Ur Kral mezarlarını ve daha pek çok Sümer yapısını ortaya çıkardı. Karkamış, Tell-El Amarna ve Ur kazılarından elde ettiği bulgular Woolley’i daha önce araştırmalar yaptığı Antakya’ya yöneltti. Çünkü bütün bu uygarlıkların izleri bir şekilde Antakya’dan geçiyorlardı. Woolley Ege uygarlıkları ile Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak amacı ile 1937 yılında ekibiyle birlikte Antakya’ya Tell-Atçana bölgesine geldi.
O dönemin yaşayan tanıklarından ve kazılarda çocuk işçi olarak çalışan Ali Yalçın şöyle anlatıyor:
“Woolley Atçana’ya kazı yapmak için 1937 ilkbaharında geldi, yanında iki yardımcısı ve Trabluslu üç kazı ustası vardı. Burada kazı alanının yanındaki evde kaldılar. Eve yerleştikten sonra Samandağ’dan ev işlerine bakmaları için dört tane daha yardımcı tuttu. Kazılarda çok sayıda işçi çalışırdı, işçilerin bir kısmı Suriye’den gelmişti hatta Mısır’dan bile işçiler vardı ama önemli bir kısmını bizim köyden (Atçana’dan) buldular. Ben o zaman sekiz yaşındaydım. Wolley sabahları çok erkenden kalkar çalışmaya başlardı, elinde bıçak ve küçük bahçe kazması saatlerce kazı alanında dört döner, muhtelif yerleri kazardı ancak kazı alanına yardımcıları ve üç ustasından başka kimseyi sokmazdı. Bizler çıkan toprakları sazdan yapılmış sepetlerle vagonlara yükler (dekovil) köyün yakınına taşırdık. Woolley güleryüzlü ve çok çalışkan bir insandı, yurt dışından birçok misafiri gelirdi, evin bahçesinde geç saatlere kadar sohbet ederlerdi”. Ali Yalçın’ın bahsettiği misafirlerden biriside Wolleyin Ur’daki kazılarında yardımcılığını yapan arkeolog Max Mallowan ve karısı ünlü İngiliz romancı Agatha Christe’den başkası değildir. Mallowan ve Agahta Atçana’dan çok etkilenmişler hatta Woolley’e misafir oldukları kazı evinin duvarlarına imzalarını atarak o günleri ölümsüzleştirmek istemişlerdir. (Günümüzde Kültür Bakanlığının denetiminde olan kazı evi onarılmayı beklemektedir). Agatha Christe’nin dünya çapında bir romancı olmasını sağlayan öyküler: Christe’nin yıllarca kocasının Yakın ve Orta Doğuda yapmış olduğu kazılarda yanında bulunarak esinlenmesinden ortaya çıkmıştır.
Woolley Tell-Atçana’daki kazılarını 1937-39 ve 1946-49 yılları arasında sürdürdü, kazıların sonucunda İ.Ö 1500 yıllarına tarihlenen Yamhad kralı Yarım- Lim’in sarayı ile Nigme-Pa sarayının kalıntılarını gün ışığına çıkardı.
Woolleye yakın tarihlerde; 1932 ile 1938 yılları arasında Chicago Üniversitesi Oriental Enstitüsü, İ.Ö 1100 yılına uzanan tarihlerde geç Hitit Krallığı’nın başkenti Hattina’yı bulmak ve Hattuşaş ile ilişkilendirmek için Amik Vadisinde Robert J. Braidwood, Calvin W. McEwan ve ekibi tarafından araştırmalar yapmıştır. Braidwood ve ekibi, tüm vadinin arkeolojik incelemesini gerçekleştirmiş, 178 höyük keşfetmişlerdir. Bu höyüklerden en önemli altı tanesi: Çatalhöyük, El-Judaidah Höyüğü, Ta’yinat Höyüğü, Tulail El-Şarki, Ta’yinat El-Şakir Höyüğü ve Kurçoğlu Höyüğü ve Vadi-el Hamam mağarasıdır.


1938 yılında yarım kalan Amik Vadisi Projesi 1995’ten itibaren Chicago Üniversitesi, Oriental Enstitüsünden, Prof. Dr. Aslıhan Yener ve Prof. Dr. Tony Wilkinson’un yönetimi altında yeniden başlamış daha sonra kapsamı Asi Deltası yüzey araştırmalarını da içine alacak şekilde genişletilmiştir. Günümüzde Atçana höyüğünü Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Aslıhan Yener, Ta’yinat höyüğünü Toronto Üniversitesinden Prof. Dr. Timothy Harrison ve ekibi kazmakta, Asi Deltası (Al-Mina) yüzey araştırmalarını Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Hatice Pamir başkanlığında bir ekip yürütmektedir. Bölgede bulunan höyük sayısı 346 yı bulmuştur, bunlardan 30’u Asi deltasında (Al-Mina) dır. Ta’yinat höyüğünde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan 85 parça tablet Akad, Neo-Hitit kitabeleri külliyatı yaratmıştır. (Luwian kitabeleri). Bu kitabelerin ortaya çıkarılışı Luwi dilinin çözümlenmesi için çok önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Ayrıca bulunan çömlekler bölgenin Kıbrıs ve Ege adaları ile yoğun bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Bölgede halen ortaya çıkarılmayı bekleyen Antik Alalakh (Atçana), Tayinat kentlerinin kalıntıları ve Hitit dönemine ait tapınaklar, saraylar bulunmaktadır. Yapılan kazılarda bulunan çeşitli medeniyetlere ait bir çok eser Antakya Arkeoloji Müzesinde ve British Museum’da sergilenmektedir. Bunun yanında sergilenenlerin dışında bulunan en az bir o kadar eserde yer yokluğu nedeniyle Antakya Arkeoloji Müzesinde sandıklarda saklanmaktadır.
Bu araştırma ve kazılar bugün için Amık Vadisi’ nin İ.Ö 6.000 yıllardan günümüze kadar Akad, Asur, Babil, Mısır ve Mittani, Hitit ve Hurrain, Ege ve Kıbrıs medeniyetlerinin bir sentezi olduğunu ortaya koymaktadır.
Antakya sakladığı değerler itibari ile İ.Ö 100.000 li yıllardan başlayarak bilimin ve araştırmacıların vahası konumundadır.
Kuvvetle muhtemeldir ki yakın bir zamanda, tarih öncesi çağ araştırmacılarıyla bilim adamlarının yolu Antakya’da bir yerlerde kesişecektir; ve kuvvetle muhtemeldir ki eğer değerlendirebilirsek sakladığı kültürel zenginlikler itibari ile Antakya tek başına dünyada her yıl milyonlarca insanın ilgisini çeken bir başkent olacaktır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla  
 



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2. derbi de kayıp .. boncuqumm BJK - Beşiktaş 0 06-23-2008 02:53 PM


Bugün Tarih 10-07-2008


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0
Düzenleyen : DeliTurK
Web Site Ekle Pagerank Toplist
harita|harita|tek link oyun>Kelimeler Megatr | dewforum.org | DivX MP4 | TOPlist Link Ekle

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608