![]() |
|
|
| ||||||
|
Görüntüleme: 153 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Onursal Üye ![]() cuL de sac Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Jan 2008 Mesajlar: 847
Rep Gücü: 101
Rep Puanı: 101
Rep Derecesi: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Kuran´daki Ufoloji -------------------------------------------------------------------------------- Kuran´daki Ufoloji Kur´an-ı Kerim´de UFO´lara temasdan söz ediliyor mu? Bu ilahi metinde, günümüzün en ilginç sorunlarından biri olan UFO ile ilgili mesajlara yer verilmiş miydi? Genelde Kur´an etrafında yapılan çalışmalarla buna hemen ´evet´ demek mümkün değil.. Kur´an´da bizden başka varlıkların mevcudiyeti söz konusudur ama bizim ´uzaylılar´ diye tanımladığımız, metabolizmaları bizimkine benzer yaratıkların varlığından açıkça söz eden ayetler var mıdır? "Uzayda canlılar var mı?" diye bir din adamına veya Kur´an yorumcusuna bir soru yöneltseniz alacağınız cevap hemen ´evet´ olacaktır.. Çünkü Kur´anı Kerim, insanlar´dan başka, en az dört türden bahsediyor. Bunlar melek, cin, şeytan ve ruhanilerdir. Kur´an´a göre bütün bu türler bizim dünyamızın da içinde yer aldığı evrende yaşıyorlar. Ve hatta bizim mekanlarımızı bizimle paylaşıyorlar. Ancak, yapılan izahlar ışığında, bu türlerle bizim metabolizmamız arasında bir benzerlik kurmak mümkün değildir. Bununla birlikte, bu soyut varlıkların hemen hepsinin ´temessül´ yani başka bir form içinde görünebilme yetenekleri vardır. Oysa bizim aradığımız, metabolizma bakımından bize tam olarak benzemese bile bize yakın olan formlardır. Peki kutsal kitabımız, böyle bir varlıktan söz ediliyor mu? Bunun cevabı şüphesiz "evet"tir. Kur´an-ı Kerim bu türlerin dışında bir de "Dabbe" den söz eder. Dabbe kelimesi, daha çok canlı, şuurlu, ve kendi arzusuyla yer değiştirip yürüyebilen ve yeme içmeye ihtiyaç duyan varlıkları anlatır. Metabolizma açısından cinden de melekden de şeytan´dan da farklıdır. Nitekim bu kelime daha çok hayvanlar ve insanlar gibi beslenmeye ihtiyaç duyan varlıklara kapsamına alır. Dabbe´nin tariflerini de yine Kur´anda bulabiliyoruz. Çok eski bazı rivayetlerde, insan neslinden önce Nesnas denilen bir türün, yer yüzünde yaşadığı, o dönemde, yer yüzünün gerçek sahipleri olan bu varlıkların, aynı zamanda ´hilafet´ yani bugün insanın üstlenmiş olduğu Tanrı´ya muhatap olma vasfı- makamında bulundukları belirtiliyor. Fakat bu tür, zaman içinde istikametini kaybettiği için toptan imha edilmişler ve onların yerine cin taifesi atanmıştır. Sonunda Allah, meleklere ve diğer muhatap varlıklara, insan diye bir varlık yaratacağını ve onları yer yüzüne göndereceğini deklare edince, Kur´an´ın yalın ifadesiyle ´cin´, ´melek´ ve ´şeytan´ diye anılan türler, insan türünün evrendeki dengeyi bozacağını ve uzun savaşlarla birbirlerini yok edeceklerini belirterek itiraz ettiler. (Bakara Suresi) Ama Allah onlara, ´sizin bilmediklerinizi de biliyorum´ diyerek insanı yarattığı ve dünyaya ´halife´ tayin etti. İstelik ´melek´ dahil bütün varlıkları, Adem´e secde etmeye çağırdı. Bu, bir tür, üstün varlığı tayin etme seramonisiydi. şeytanlar bu çağrıya uymadılar ve insan türüyle her alanda savaşacaklarını dile getirdiler. Kur´an´da geniş geniş anlatılan bu ´gaybi´ hadise, aslında aynı zamanda, insan türünün evrendeki mücadelesinde başka varlıklarla da hesaplaşmak zorunda kalacağının açık bir kanıtıydı. Demek insan, sadece kendisine ´müsahhar´ edildiği emrine verildiği belirtilen tabiata hükmetme mücadelesiyle kalmayacak, kendi varlığını korumak için, üstün formda yaratılmış varlıklarla da mücadele etmek zorunda kalacak.. Kur´an´ın açık ifadelerinden anladığımız, bu mücadelenin cin ve şeytan taifesiyle verileceği yolundadır. östelik bu her iki türle yaptığı mücadele ´enfüsi´ (içsel) bir mücadeledir. Yani liyakat ve kimlik mücadelesi.. Oysa Mülk Suresi, açık açık, uzaydan saldıracak bir türden; uzaylılardan söz ediyor. Bunların özel kimlikler taşıyan varlıklar olduğunu ayet metninde yer alan ´men´ sözcüğünden anlıyoruz. Ayette geçen ´men fi´s Semai´ ifadesinde men, kim sorusuna verilen cevaptır. Eğer bu ayet gökten başımıza inecek ilahi belalar veya bir yıldız çarpması olsaydı, ´men´ yerine ´ma´ kelimesinin kullanılması gerekirdi. Arapça´da ´men´ ingilizce´deki ´Who´ sözcüğünün karşıtıdır.. ´Ma´ ise ´that´ sözcüğünün.. Demek ki, uzayda bizimle teke tek karşılaştırılacak varlıklar vardır ve var olmalıdır.. YEDi DüNYA şimdi biraz da insanın ilk yaradılışından söz edelim. Bize, Kur´an´da anlatılan şey, Adem´in topraktan yaratılan ilk insan olduğudur. Adem, önce ´cennet´e konmuş, burada, bugün eşeysiz üreme diyebileceğimiz bir yöntemle ondan bir eş -Havva- yaratılmış ve daha sonra da işledikleri bir hatadan -şehvetlerine mağlup olup, içinde yaşadıkları atmosferi kirletmelerinden dolayı ´aşağı´ diye nitelenen dünyaya sürülmüştür.. Kur´ani üslupla Adem ile Havva´nın, yani ilk atalarımızın hikayesi böyledir. Burada akla şöyle bir soru gelir; Adem ile Havva cennette idilerse dünyaya nasıl geldiler? Tabii ki hemen Allah´ın her şeye muktedir olduğunu söyleyeceksiniz. Muhakkak ki Allah herşeye muktedirdir. Ama Adem´in cennetten çıkarıldıktan sonra tabi olduğu kanun, determinist ve sebep sonuç ilişkisine dayanan evrensel kanunlardır. Yani kudret yurdu -sebep sonuç ilişkilerinin geçerli olduğu evren- olan Cennet´ten çıktıktan sonra sebep sonuç ilişkilerinin geçerli olduğu ´hikmet yurdu´na -eşyanın oluşumunda sebep gerekliliğinin ortadan kalktığı evrene- geçti. Burada her şeyin bir vasıtası olmalıydı. Dolayısıyla, Cennet´ten çıkarıldıktan sonraki maceralarını akıl yoluyla izah edebilmemiz gerekirdi. Çünkü eğer cennet bu dünya üzerindeyse, sürülme nasıl gerçekleşmişti? Daha da önemlisi, eğer Adem ile Havva atmosferimizin dışındaki bir yerden dünyaya gelmişlerse, zarar görmeden atmosferi nasıl geçtiler. Ve niçin ayrı ayrı yerlere düştİler.. Sonra ayrı ayrı yere düştükleri halde buluşma noktasını nasıl bildiler ve nasıl birbirlerini buldular? Ve hangi vasıtalarla yön tayini yaptılar? Herhalde Adem ile Havva´nın atmosferi oluşmamış bir dünyaya gönderildiklerini iddia etme şansımız yok. Çünkü Rahman Suresi´nde Cenab-Hak, yer kürenin insanlar için nasıl hazırlandığını safha safha anlatır.. "Semayı yükseltti ve ona ölçü koydu. Sakın bu ölçüleri bozmayın. Siz de bu dengeleri koruyun ve dengeleri zorlamayın. (Ve sonra) yeri ´Enam´ için yaşanabilir kıldı. Onda meyva ve salkımlı hurmalar var. Yapraklı taneler ve hoş kokulu meyvalar var. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Ve insanı fokurdayan balçıktan yarattı" ´Rahman Suresi, 7-14) Burada kast edilen ´sema´ tefsirlerde iki anlamda kullanılır; atmosfer ve gök yüzü. Her ikisi de belli ölçekler ve mizanlar İzerine kuruldu. Bu ´ölçü´ kavramıyla hem uzayın ruhunu teşkil eden müthiş denge kast edilir, hem de atmosferi teşkil eden hava küresinde yer alan gazların gramajları kast edilir. Azot, gazlar ve oksijenin dağılım ve miktarları insanın varlığını en iyi şekilde sürdürebilmesi için gerekli miktarlarda tutulmuştur. Böylece atmosfer toprak kökenli varlıkların yaşamasını sağlayacak duruma getirildi. Bu iki ayetin hemen devamında gelen iki ayet çok ilginç bir ikaz taşımaktadır. Cenab-ı Hak, insani, ´dengeleri bozmamak´ hususunda uyarıyor ve ölçüyü elden kaçırmayın" diyor. Çünkü insanın bir özelliği de bozmaktır. O yüzden, Allah, ancak bugün, yani yaptığımız ölçüsüzlükler ve ürettiğimiz zararlı gazlar yüzünden ozon tabakasının delinmesiyle anlayabildiğimiz bir konuya dikkatimizi çekiyor. Atmosferdeki dengeyi bozabileceğimizi, bunun da sonumuzu hazırlayacağını hatırlatıyor. Ve bu dengelerin korunması konusunda insanı uyarıyor.. Birinci sırada atmosferin yaratılması, yani aşırı sıcaklarla yer kürenin tabiatında bulunan buharların yükselip atmosferi oluşturması, ikinci etapta, bu atmosferdeki gazlarçn insan tabiatına uygun miktarlarda düzenlenmesi, üçüncü etapta da yeryüzündeki bitki örtüsünün insan ihtiyacına göre ayarlanması.. (Rahman Suresi´nin üçüncü ayetinde dev ağaçlardan ve ormansı otlaklardan bahsedilir. Ala Suresi´nde ise bu dev otlakların yerin dibine geçirilerek onlardan akışkan bir sıvının yani petrolün var edildiği hatırlatılır) Nitekim, önce dev otlaklar, ardından meyva ağaçları ve taneli bitkiler ve nihayet nazenin varlık olan insanın dünyaya teşrifi..."Biz insanı fokurdayan balçıktan yarattık" diyerek Cenab-ı Hak, balçıktaki kimyasal aktiviteye dikkat çeker. Sonuç olarak insan yer küreye indirildiği zaman yer kürenin onu dışardan gelecek meteor ve yabancı cisimlere karşı koruyacak atmosfer gibi bir koruyucusu vardı. Peki öyleyse, Adem ile Havva, yine insan oğlunun yaşadığı ama artık yaşanmaz hale getirdiği bir dünyadan, bir uzay aracıyla dünyamıza gelmiş olmazlar mı? Bizim neslimizin atası olan bu iki insan, bizim dünyamız gibi bir dünyadan geldiler dersek çok mu saçma olur? Adem ile Havva, insan türünün bozgunculuk ve fesatçılık özelliğinden dolayı, tükettikleri bir dİnyadan uzaya atılmış iki kahramandı belki de.. Pekala şöyle diyebiliriz; Milyon milyon yıl önce, bu evrenin bir başka aleminde, belki de bugün aşırı sıcaklar sonucu yaşanmaz bir hale gelmiş ama hala hayat izleri taşıyan Mars´ta yaşayan insan nesli, kendi yanlışları ve güneşin genişleyen sıcaklık halesi sonucu artık o gezegende varlığını sürdüremez hale geldi. Ulaştıkları teknolojiyi, türlerinin devamını sağlamak için kullandılar. Seçtikleri bir çifti, kapsüle koyup, buzul çağından henüz çıkmakta olan dünya gezegenine fırlattılar. Gemilerinin adı ´fülki´l-Meşhun´ (hayat için gerekli her türlü kaynağı içinde barındçran gemi, uzay gemisi, denizaltı vs. gibi) idi. Nitekim Kur´an´da bir iki yerde Cenab-ı Hak, "Zürriyyetiniz´i Fülki´l-Meşhun ile taşıdık" buyurur. Ve ona benzer daha nice gemi yarattığını hatırlatır.. Bu geminin zahiri veya tarihi karşıtı Nuh Tufanı´nda kullanılan; Cebrail´in o en büyük meleğin adıdır, ilerde melek kelimesi İzerinde de duracağız talim ve gözetimi altında inşa edildiği´ belirtilen gemi olmakla birlikte bundan pek ala yıldızlar arası seyahat eden bir gemiyi anlamak da mümkün. Çünkü, Kur´an ´atalarınızı´ demiyor, ´zürriyyetinizi´ diyor.. Bu ifade bizim neslimizin akibetinden de haber verir gibidir. Belki, bizim neslimiz de, yaşadığı dünyayı yaşanmaz hale getirdikten sonra, hayat belirtisi tesbit ettiği -buzul çağından yeni yeni çıkan- bir gezegene neslinin örneklerini gönderecektir. Tabii, yaşayan insan nesli son nesil değilse.. Çünkü bazı kaynaklarda, şu anda dünya üzerinde yaşayan neslin insan ırkının 13. Versiyonu olduğu ve insan ırkının bugüne kadar, en az altı dünya tükettiği belirtilir. Bediüzzaman Said Nursi, İşaratü´l-i´caz adlı tefsir denemesinde, Bakara Suresi´ndeki "O Allah ki, yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi ve onu 7 uzay halinde düzenledi. O, herşeyin gerçeğini bilendir" ayetini yorumlarken, ´Yedi´ kelimesi İzerinde uzun uzadıya durur ve bu ayetten, Yer küremiz gibi atmosferi bulunan yedi dünyayı anlamanın mümkün olabileceğini hatırlatır.. Demek ki, biraz cesur bir yorumla, yedi dünyadan ve üzerinde yaşayan insansı varlıklardan söz etmek pek de akıl dışı olmayacak.. UZAYDA HAYAT VAR MI? Uzay´da melek ve ruhanilerin varlığı, yer yüzünde insan ve hayvanların varlığı kadar kesindir, denilebilir. Kur´an-ı Kerim, bu gerçeği say |