![]() |
|
| | #1 (permalink) |
| Yeni Üye ![]() Z i y a Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Oct 2007 Mesajlar: 31
Rep Gücü: 3
Rep Puanı: 3
Rep Derecesi: ![]() | Yalvaç İlçesi TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARDA YALVAÇ Göller Bölgesi'nin kuzey kesiminde yer alan Yalvaç'ın kültür tarihi ile ilgili çalışmalar bugüne, kadar bölgede yapılan arkeolojik araştırmalara paralel olarak yürütülmüştür. Yalvaç'ta yapılan tarih öncesi araştırmalar sonucunda birçok yerleşme yeri tespit edilmiştir. Bununla birlikte geç neolitikten eskiye inen bir yerleşme yeri henüz bulunamamıştır. Ancak, devam eden araştırmalar sonucunda erken iskan yerlerine ulaşılacağı inancındayız. Daha öncede belirttiğimiz gibi Tokmacık yöresinde yaptığımız kazılarda yörenin doğa tarihine ait ilginç buluntular elde ettik. Bunlar arasında (gergedan, mamut, at, et obur ve geyikgiller) çok değişik memeli hayvanlara ait olabilecek kalıntılar karışık halde bulunmuştur. Bu hayvanlara ait kalıntıların tümü "Geç Miyosen" dönemine ait olup, günümüzden yaklaşık 9 milyon yıl öncesi yörede yayılım gösteren memeli fauna topluluğunun bulunduğunu yansıtmaktadır. A- GEÇ NEOLİTİK ÇAĞDAN M.Ö.II. BİNYIL BAŞINA KADAR YALVAÇ l- Geç Neolitik Yerleşmeler: Göller Bölgesi'nin güneyinde Isparta Ovası'nda ( Bozanönü ovası, Kapalıin, Baladız) üst paleolitik çağa kadar inen yerleşim yerleri tespit edilmiş olmasına rağmen Yalvaç çevresinde bugüne kadar yapılan tüm araştırmalarda Geç Neolitik safhadan daha eskiye giden bir yerleşme yerine rastlayamadık. Bu bakımdan yörenin kültür tarihini şimdilik geç neolitik dönemden başlatmak yerinde olacaktır. Geç Neolitik dönem yerleşmelerine Teknepınar ve Kuyucak hüyükleri örnek olarak gösterilebilir. Teknepınar (Yalvaç'in 10 km. kuzeybatısında Sücüllü Kasabası sınırları içerisinde) verimli ve suyu bol olan bir arazinin ortasında yer almıştır, Teknepınar hüyüğü bölgenin kültür tarihine önemli katkılar sağlayacak buluntular vermiştir. Çakmaktaşı-Obsidyen aletler pişmiş toprak keramikler burada oldukça yoğun bir Geç Neolitik yerleşmesinin varlığına işaret etmektedir. Özellikle burada bulduğumuz obsidyen ok ucu aletler bizi o devrin yaşantısının özünü vermesi bakımında çok önem arz etmektedir. Kuyucak (Yalvaç'ın 8 km. güneydoğusunda Kuyucak Kasabası'nın arazisi içerisinde bulunmakta ve çok geniş bir alanı kapsamaktadır.) hüyüğünde Geç Neolitik çağ özelliklerini gösteren keramiklerin yanı sıra çakmaktaşı aletlerin bulunması Kuyucak bölgesinin de en eski yerleşme yerlerinden biri olduğunu kanıtlaması bakımından büyük önem taşımaktadır. 2- Kalkolitik Çağ Yerleşmeleri: Bu döneme ait yerleşme yerlerine ait merkezlerin başında Yarıkkaya ve Kayadibi hüyükleri gelmektedir. Yarıkkaya: Yalvaç'ın 21 km. kuzeybatısında Sultan Dağları'nın eteklerinde aynı adla anılan köyün hemen kuzeyinde geniş yerleşim alanı bulunan bir hüyüktür. Hüyük yüzeyinden elde edilen Erken Kalkolitik Çağ form ve özellikleri gösteren keramik parçaları bu döneme ait bir yerleşmenin olduğunu kanıtlamaktadır. Kayadibi: Yalvaç'ın kuzeyinde Yarıkkaya Köyü'nün 1 km. kuzeybatısında Sultan Dağları'nın 1. yükseltileri üzerinde yer alan bir yerleşmedir. Bir yamaç yerleşmesi olan Kayadibi, keramik buluntuları bu dönemde buranın iskan gördüğüne işaret etmektedir. 3- Tunç Çağı Yerleşmeleri: Anadolu'da M.Ö. 3200-1200 yılları arasına tarihlenen Tunç Çağı, İlk Tunç Çağı (M.Ö.3200-2000), Orta Tunç Çağı (M.Ö.2000-1500) ve Son Tunç Çağı (M.Ö.1500-1200) olmak üzere 3 ana başlık altında toplanmıştır. Özellikle madencilik sanatında görülen teknolojik ilerleme ve tuncun yaygın bir biçimde kullanılması sonunda kültür tarihinin yeni bir ivme kazandığı dönemdir. Bu dönemde araç yapımında kullanılan malzeme ve uygulanan yöntemin çeşitliliği sonunda ulaşılan teknik gelişimi hızlı bir üretim artışını ve sonuçta yeni bir toplumsal organizasyonu oluşturmuş, hızla artan kültürel birikim kent yaşamının temellerim atmış ve olgunlaşmasını sağlamıştır. Kent yaşamı ile birlikte ise toplumsal yapıda yeni bir yapılaşma olmuştur. Anadolu'nun siyasi yapısını edindikleri güç ve zenginlik sayesinde çevrelerindeki daha küçük yönetim birimlerinde egemenlikleri altına alan sürekli birbirleriyle çekişme halinde olan çok sayıda küçük krallıkların belirlediği Tunç Çağı'nın ilk döneminde Anadolu'nun birçok yerinde Göller Bölgesi'nin hemen her kesiminde olduğu gibi, Yalvaç yöresinde de çok sayıda yerleşme yeri olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu yerleşmelerin belli başlıları üzerinde kısaca durmanın yararlı olacağı inancındayız. Ağap: Bugünkü adı Koruyaka olan köyün 200 m. kadar kuzeydoğusunda ve Ağap Çayı'nın doğu kesiminde yer almaktadır. Yağcılar: Yalvaç'ın 4 km. güneybatısındaki Yağcılar Köyü'nün 1 km. güneybatısında aynı adla anılan hüyük yer almaktadır. Hüyüklü: Yalvaç'ın 8 km. güneybatısında yer alan Hüyüklü Kasabası'nın merkezi yerinde ve bugünkü iskanın altında yer almaktadır. Akçaşar: Yalvaç'ın 11 km. güneybatısındaki Akçaşar Köyü'nün 1 km. güneydoğusunda sulak ve verimli bir arazi ortasına kurulmuştur. Tokmacık: Kasabanın yaklaşık 500 m. güneydoğusunda Tokmacık- Gelendost yolunun batısında üç tepeden yolun kenarındaki büyükte tunç yerleşmesine işaret eden buluntular ele geçirilmiştir. Değirmen: Mısırlı ile Celeptaş Köyleri arasında uzanan Yeldeğirmeni adlı tepenin doğusundaki doğal bir tepenin üzerinde bulunmaktadır. Hoyran Ovası: Hoyran Ovası'nın içinde yer alan hüyük oldukça tahrip görmüştür. Terziler: Yalvaç'ın 11 km. kuzeybatısında bulunan Terziler köyünün 300 m. kuzeybatısında yer almaktadır. Buluntulardan anlaşıldığına göre, bu hüyükte sözü edilen döneme ve sonrasına ait yerleşmenin varlığı ortaya çıkmaktadır. Sücüllü: Yalvaç'ın 5 km. kuzeybatısında yer alan Sücüllü Kasabası'nın 2 km. güneybatısında bulunmaktadır. Bu dönemin ileri teknikte yapılmış keramiklerine rastlanmıştır. Kurusarı: Yalvaç'ın 8 km. güneybatısındaki Kurusarı Köyünün 800 m. güneydoğusunda yer almaktadır. Yerleşmenin varlığını büyükte bulunan keramik parçaları doğrulamaktadır. Göynücek: Eyuplar köyünün 4 km. kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Toprağı verimli, suyu bol olan bu yerdeki buluntular yerleşmeye işaret etmektedir. Ayrıca, mezar buluntularının yoğunluğu burada bu döneme ait bir nekropolün bulunduğuna işaret etmektedir. Altınoluk: Tokmacık kasabasının 2.5 km. kuzeybatısında Yukarı Tırtar'a yakın bir yerde bulunmaktadır. Ayvalı: Yalvaç'ın 18 km. kuzeybatısında yer alan Ayvalı Köyünün hemen yanında yeralmaktadır. Çamharman: Yalvaç'a 15 km. uzaklıktaki Çamharman köyünün 500 m. kuzeybatısında Yalvaç-Yarıkkaya yolunun 200 m. batısında yer almaktadır. Bu hüyükte bulunan gerek fon gerek teknik yönden oldukça gelişmiş çeşitli kap kaçak parçalarına rastlanmıştır. Dedeçam: Yalvaç'ın 20 km. güneydoğusunda aynı adla anılan kasabanın 2 km. güneyinde Kırkuyusu mevkiinde yer almaktadır. Hüyük üzerinde bu dönem özelliklerini taşıyan keramikler bulunmuştur. Kozluçay: Yalvaç'ın 15 km. güneydoğusunda Kozluçay kasabasının 2 km. güneyinde Samılca mevkiinde bulunmaktadır. Hüyük yüzeyinde görülen keramiklerin büyük bir bölümü bu döneme aittir. Görüldüğü gibi genel olarak Eğirdir Gölü'nün kuzeyinde uzanan Sultan Dağları'nın güney eteklerini izleyerek Beyşehir Gölü'ne kadar olan kesimdeki merkezlerde oldukça yaygın bu döneme veya sonrasına ait birçok çanak, çömlek parçalarının bulunması, bu geniş alanda anılan dönemin yerleşme merkezlerinin çokluğuna işaret etmektedir. Doğal olarak bu merkezler arasında kültürel ve ticari ilişkilerin varolduğunu kabullenmek gerekir. Kuzeyde Akşehir, Afyon, Tunç Çağı yerleşme merkezleriyle ilişkileri olan Hoyran- Sultandağ kültür grubu, batıda Beyce Sultan'da benzer pişmiş toprak kap-kacak örneklerine rastlanmaktadır. Geniş bir alanda varlığını izlediğimiz bu kültür gurubu Tunç Çağı'nda bu bölgelerde kuvvetli bir ticari ilişki ya da büyük bir ihtimalle politik bir birliğe işaret etmektedir. Böyle bir birliğin Yalvaç bölgesindeki önemli merkezlerinden Teknepınar, Kuyucak, Göksöğüt ve Yağcılar hüyükleri olmalıdır. İşaret ettiğimiz bu geniş alanda henüz bir kazı yapılmadığından birçok kültürel sorunla birlikte bilgilerimiz yüzey araştırmaları ve buluntularına dayanarak sınırlı kalmaktadır. Bu bakımdan Geç Neolitik-İlk Kalkolitik Çağ'dan Tunç Çağı'na kadar buluntu veren Kuyucak ve Teknepınar hüyüklerinde yapılacak kazıların bu kültürün karanlıkta kalan kısımlarını önemli ölçüde aydınlatabileceği inancındayız. Burada hemen ilave etmemiz gereken önemli bir husus, Tunç Çağı'nın ilk ve orta safhalarında Yalvaç ve çevresinde yaygın yerleşmelerin olmasına karşın Son Tunç Çağı'nda (M.Ö. 1500-1200) bu bölgede yerleşme yerlerinin sayılarında bir azalma görülmesi dikkat çekicidir. Bu dönem yerleşme yerlerine Yarıkkaya ve Hüyüklü gösterilebilir. Bu belki salgın hastalık ya da doğa şartlarının değişmesi gibi nedenlerle yerleşme yerlerini terk eden insanlar başka yerlere göç etmiş olabilir. Ayrıntılı araştırmalar ilerledikçe bu sorunun da çözüleceğine inanmaktayız. M.Ö. II. BİN YILDAN HELENİSTİK DEVİRE KADAR M.Ö. Il.bin yılda Anadolu başta Hint-Avrupa kökenli toplumların göç dalgaları ile gelmeleri ve böylece ülkenin etnik ve kültürel yapısının değişmesi olmak üzere birçok önemli olaylara ve gelişmelere sahne olmuştur. Anadolu'ya gelen bu Hint-Avrupa kökenli insanlar ülkenin zayıf siyasal dokusundan yararlanarak M.Ö.III.bin yıldan başlayarak M.Ö.II. bin yılda varlıklarını sürdüren yerel kralların içine sızmışlar. Ve hatta yerel krallıkların bazılarının yönetimini de ellerine geçirmişlerdir. Anadolu'da, Mezopotamya'dan gelen Asurlu tüccarlar ile yapılan ticaret sonucu ülkenin sosyo-ekonomik-kültürel yapısında önemli bir değişim ve gelişim olmuştur. Anadolu, bu tüccarlardan yazıyı öğrenmiş ve böylece Anadolu'nun tarihi çağları başlamıştır. Bu dönemde, kendilerini Kültepe'de (kaneş) krallık yapmış olan kişilerin soyuna bağlayan Hititler, Anadolu'da büyük bir krallık olarak ortaya çıkmışlardır. Yalvaç yöresinin M.Ö.II bin yıl tarihi henüz tam olarak açıklığa kavuşmamakla beraber, çevrede yapılan araştırmalar neticesinde Teknepınar, Ayvalı, Yağcılar ve daha güneyde Yakaemir ve Arak hüyüklerinde bu dönem yerleşmelerine ait keramikler bulunmuştur. Sürdürülen araştırmalar ilerledikçe yörenin M.Ö.II bin yılının aydınlığa çıkacağına inanmaktayız. Aslında bunun doğal sonuç olması gerekir. Zira Beyşehir Gölü'nün hemen doğusunda bulunan Eflatunpınar Anıtı ve hemen yanındaki II bin yerleşmesinden başka, biraz daha kuzeyinde Kıreli Kıyakdede, Tola, Armutlu ve Karaçayır gibi çağdaş yerleşmenin bulunması da sorunun çözümünde büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Özsait, (Göller Bölgesi'nin ayrıntılı tarih araştırması Prof.Dr.M.Özsait tarafından sürdürülmektedir.) Göller Bölgesi'nin geniş anlamdaki Arzava Krallığı'nın bir parçası olduğunu ileri sürmekte ve yukarıda belirtilen merkezlerin göz önüne alınmasıyla burada M.Ö.II bin yılda yoğun bir yerleşmenin varlığını kabul etmektedir. Ne var ki; arkeolojik yönden önemli bir ölçüde açıklayabildiğimiz bu konuyu, henüz filolojik yönden destekleyecek yönlerden yoksun bulunmaktayız. Hitit İmparatorluğu'nun Ege Göçleri sırasında Anadolu'ya gelen Thrak kökenli (Phryg) kavimler tarafından (M.Ö.1190) ortadan kaldırılmadığı bilinmektedir. Ancak, Yalvaç yöresindeki hüyüklerde kazı yapılmadığı için hüyüklerde bu dönemi yansıtan tahrip olup olmadığını bilemiyoruz. Ancak yörede yapılan araştırmalar sırasında Phryg Devrine ait kalıntılar pişmiş toprak buluntular ile Yukarı Kaşıkara'da bulduğumuz Phryg'ce bir yazıtta yörede bu medeniyetin varlığı kanıtlanmış bulunmaktadır. Yalvaç'ın ilk ve orta Demir Çağı da Anadolu'nun birçok kesiminde olduğu gibi henüz yeterince aydınlanamamıştır. Ancak, bölgede Akçaşar, Tokmacık ve Yağcılar'da bu döneme ait keramikler bulunmuştur. Bunların dışında yukarıda M.Ö. II bin yıl yerleşmeleri olarak verilen hüyüklerde İlk ve Orta Demir Çağı buluntusuna az rastlanması bu devirde yerleşimin uzun süre terk edildiğini göstermektedir. Ancak, ovalık kesiminde bulunmayan yerleşme yerlerini Sultan Dağları'nın yukarı eteklerinde aramanın yerinde olacağı kanısındayız. M.Ö. 546 yılında Lydia Kralı Kroisos'un Pers Kralı Kyros'a yenilmesinden sonra tüm Anadolu toprakları gibi Pisidia'da Pers idaresi altına girmiştir. Persler, idari geleneklerine uygun olarak Satraplıklara ayırmışlardır. Yalvaç'ın da belki de 3.Satraplığın içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Perslerin işgalini gösterecek herhangi bir kanıt diğer Pisidia şehirleri gibi, Yalvaç ve yöresinde de ele geçmemiştir. Pers-Yunan savaşları sırasında Pers ordusu içinde yer alan ulusların arasında Pisidia'nın adına rastlanmamaktadır. Ancak, Ramsay ayrıntıya girmeden, Kilikia'dan batıya hareket eden Pers Kralı, Xerxes'in M.Ö. 481 yılında Suğla (Trogitis) ve Beyşehir (Karalis) Göllerinin doğusundan ve Antiocheia üzerinden geçerek Eğirdir Gölü'nün (Limnia) kuzeyinden Apollonia (Uluborlu) ve Keleinai'den (Dinar) Sardes'e gittiğini ileri sürer. Pisidialılar'ın, adına ilk defa M.Ö.5. yüzyılın son yıllarında Xenophon'da rastlamaktayız. Burada, Batı Anadolu Satrabı olan Genç Kyros'un, Pers Kralı Artaxerxes II'ye karşı yapacağı seferin hazırlıkları sırasında durumu gözlemek ve asker toplamak için saldırgan Pisidialılar'ı cezalandıracağı öne sürülmektedir. Bu kayıttan Pisidialılar'ın bu sırada Phrygia'ya yağma akınları yaptığı anlaşılmaktadır. Kyros'un doğu seferi sırasında Dinar'dan sonra Sultan Dağları'nın kuzeydoğu eteklerindeki Konya yolu üzerinden Kilikia'ya geçtiğini biliyoruz. M.Ö. 372 yılından itibaren küçük Asya'daki Pers Satraplıklarının büyük kral Artaxerxes II'ye (M.Ö.405-359) başkaldırması sırasında Pisidialılar'ın yalnızca adına rastlıyoruz. Bu durumda Pisidialılar'ın Pers devrinde fazla baskı altında bulunmadığı anlaşılmaktadır. HELENİSTİK DEVİRDE YALVAÇ Yalvaç ve yöresinin tarih öncesi çağlarda Helenistik Çağa kadar olan tarihçesi, yaptığımız araştırmaların sonucunda elde edilen arkeolojik verilerin ışığı altında ortaya konmuştur. Bu bölümde ise tarihi olayların akışı içinde Yalvaç (Antiocheia) şehrinin tarihçesini çıkarmaya çalışacağız. Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö.334 yılında, Persler'in egemenliği altında olan Küçük Asya'ya Hellespontos üzerinden geçer. Pers kuvvetlerini aynı yıl Granikos'da yendikten sonra Küçük Asya'nın batı ve Side'ye kadar güney sahilindeki tüm şehirleri zapteder. Böylece, Hellespontos Phrygia'sından itibaren Lydia, Karia, Lykia, Pamphylia bölgelerinin hakimi olur. Daha sonra, ordusunun diğer bölümü ile buluşmak üzere Pisidia üzerinden Büyük Phrygia'ya geçer. Büyük İskender'in Pisidia üzerindeki yürüyüşü sırasında Termessos ve Sagalassoslular'la savaştığını, Selge'nin ise Kralın tarafını tuttuğunu öğreniyoruz. Kralın Keleinai'ye gidişi sırasında ve ondan sonraki Satraplık düzeni içinde Pisidia dolayısıyla Antiocheia ile ilgili açık bir kayıt bulunmamaktadır. Büyük İskender'in ölümünden sonra M.Ö. 323'de Babylon'da yapılan toplantıda Antigonos Monophtalmos'a Lykia ve Pamphylia ile birleştirilen büyük Phrygia verilmişti. Yalvaç yöresinin bu şekilde Antigonos'un idaresi altına girdiğini düşünebiliriz. M.Ö. 321'de İmparatorluk naibi Perdikkas'ın öldürülmesinden sonra satraplıkların yeniden paylaşılması sırasında Antigonos'a Lykia ile Phrygia verilmiştir. Aynı zamanda Asya ordularının başkomutanlığını da elde eden Antigonos Eumenes'i de yenerek Indus'tan Ege Denizi'ne kadar olan toprakların da tek hakimi olur. Bu nedenle M.Ö. 301 yılında Sultan Dağları'nın hemen kuzey eteklerinde Yalvaç'a çok uzak olmayan bir yerde Helenistik Çağın en büyük çarpışmalarından biri olan İpsos (Şuhut çevresi) Savaşı yapılır. Savaş sırasında Antigonos ölür ve toprakları galiplerden Lysimakhos ile Selevkos arasında paylaşılır. Bunun sonucu Kral Toros Dağları'na kadar olan tüm Küçük Asya'ya sahip olmuştur. Böylece Yalvaç ve yöresinde Lysimakhos'un krallığı içine girmiştir. M.Ö. 281 yılında Magnesia ad Sipylos'un (Manisa) kuzeyinde Kurupedion (Kyros Ovası) da yapılan savaşta Lysimakhos yenilerek öldü. Savaş'ın galibi olan Seleukos, Büyük İskender'in hayatta kalan tek generali idi. Helenistik dünyanın da tek hakimi olmuştu. M.Ö. 281-280 yıllarında Seleukos, Ptolemaios Keraunos tarafından öldürülünce Ptolemaios Makedonia Kralı ilan edildi. Seleukos tahtına ise Selevkos I Niketor'un oğlu Antiokhos I geçmiştir. Seleukos I ve Antiokhos I, krallık topraklarının stratejik noktalarına koloniler kurmuşlardır. Pisidia'nın kuzeyinde yer alan Apollonia'nm bir selevkos kolonisi olduğu bilinmektedir. Antiocheia'nın da komşusu Apollonia gibi bir selevkos kolonisi olduğu sanılmaktadır. Pisidia Antiocheia; Isparta iline bağlı Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağlan'nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli bir arazide kurulmuş Pisidia kentidir. Antiocheia adında yirmiden fazla antik şehir olduğu için, bu şehirler birbirlerinden bulundukları bölgelere göre ayrılmaktadırlar. Bazen de yakında bulunan nehir veya benzeri isimlerde şehir adı yanında kullanılmaktadır. Buna bir örnek vermek gerekirse, Orontes Antiocheia'sı gibi. Antik literatürde Antiocheia Pisidiae veya ad Pisidiam olarak ifade edilen şehir, Frigya'nın (Phrygia Paroreia) ve Pisidia'nın sınırlarında bulunmaktadır. Antik çağlarda bölge sınırlarının esnek olduğu, tarihin akışı ile sınırların zaman zaman değiştiği bilinen bir gerçektir. Antiocheia'nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber M.Ö. 281-261 yılları arasında Antiokhos I tarafından kurulduğu kabul görmektedir. Kuruluş amacının Seleukos Krallığı'nın iki kısım arasında bulunan dar dağ geçitlerini saldırgan Pisidia Isauria ve Lykaonialılar'dan korumak olduğu anlaşılmaktadır. Kent ve çevresinde yapılan araştırma ve kazılar neticesinde şehrin bu dönemine ait kalıntılar ve çeşitli arkeolojik buluntular ele geçirilmiştir. Antiokhos I, bir taraftan yeni kurulan krallıklarla mücadele ederken, aynı zamanda Galatlar ve Ptolemaioslarla savaşmak zorunda kalmıştır. Antiokhos I'in ölümünden sonra krallık önemli toprak kaybına uğramış ve Küçük Asya'da Ptolemaios'lar, Pergamon (Bergama) ve Pontus krallığı karşısında gerileyerek bir kara devleti durumuna düşmüştür. Özellikle Bergama Kralı Attalos I (M.Ö. 241-197) Küçük Asya'da Galatları yendikten sonra (M.Ö.240) sınırlarını Toros dağlarına kadar genişletti. Bu süre içinde Antiocheia topraklarında Attalos I'in idaresi altına geçtiğini düşünebiliriz. Seleukos Krallığı'nın en parlak devri Antiokhos III (M.Ö.223-218) zamanında olmuştur. Yönetimde kolaylık sağlamak amacıyla Yukarı Asya satraplıkları valiliğine Molon'u, Küçük Asya Valiliğine de Akhaios'u atamıştır. Akhaios, Attalos I'i hemen her tarafta yenerek kısa bir sürede Küçük Asya'nın tek hakimi olur. Daha sonra Antiokhos I ile Akhaios arasında yapılan savaş sırasında Akhaios yenilir. M.Ö.190 yılında Antiokhos III, Roma ve müttefikleri arasında Yunanistan'da ve Magnesia'da yapmış olduğu savaşlarda yenilir. Kaynaklardan, Antiokhos III'ün ordusunda 4000 Pisidialı, Pamphlialı ve Lykialı savaşçı olduğunu öğrenmekteyiz. Savaşın sonuçlanması ile barış arasında geçen yaklaşık 2 yıllık süre içinde Antiocheia için önemli olaylar cereyan etmiştir. Savaşın komutanı Konsül L.Cornelius Scipion'un görev süresi sona erince, M.Ö. 189 yılı konsülü seçilen Gn. Manlius Vulso, Küçük Asya işlerini düzenlemekle görevlendirilir. M.Vulso, hazırladığı bir ordu ile Antiokhos III'e yardım eden Galatları cezalandırmak için sefere çıkar. Pamphylia ve Pisidia içlerinden geçerek Galatların sınırına gelir, burada yaptığı 2 savaşı da kazanır, büyük ganimet ve esirlerle Efesos'a döner. Manlius, bu seferi sırasında Sultan Dağları'nın batı ve kuzey eteklerinden geçmiştir. Burası Antiocheia'ya çok yakındı. Ancak, Antiocheia ile Romalılar arasındaki ilişkiyi gösteren bir kayda henüz rastlanmamıştır. Bununla birlikte yaklaşık 200 yıl sonra Strabon Phrygia Paroreidan bahsederken onun eteklerinde Antiocheia adım taşıyan bir Roma kolonisinin bulunduğuna işaret eder. Ve Antiocheia hakkında şu bilgiyi verir: " .... Şehir vakti ile Maiandros Nehri yakınında oturmuş olan Magnetler tarafından iskan edilmiştir. Romalılar Tourosların bu tarafında kalan Asia parçasının Eumenes'in egemenliğine verirken onları ayırarak bağımsız olarak iskan ettiler......" Bu anlatımdan Antioklos III ile Roma ve müttefikleri olan Bergama ile Rodos arasında M.Ö.188 yılında Apemeia Barışı imzalanmadan önce, Maiandros (Büyük Menderes) kenarlarındaki Magnesia (Magnesia Ad Maendrum) Magnetlerin kolonisi olarak Antiocheia'ya yerleştiğini anlıyoruz. Burada Magnetlerin iskanından sonra şehre verilen bağımsızlık son derece önemli idi. Olaylardan çıkardığımız sonuca göre Antiocheia Romalılar tarafından çok iyi bilinmekte idi. Gelişmiş bir kültür merkezi güçlü bir ticaret potansiyelinin bulunduğunu düşündüğümüz şehir, stratejik konumdan dolayı Termessos ve Sagalassos gibi Roma'nın dost ve müttefiki statüsünü kazanmış olmalıdır. Apemeia Barışı ile Bergama'nın kazandığı topraklar doğuda Karalis Gölü'nün (Beyşehir) güneyine kadar uzanmaktaydı. Antiocheia Bergama topraklarında bulunmakla beraber, diğer şehirlerin aksine kazandığı statü sayesinde vergiden muaftı. Küçük Asya'nın bu kesiminde Bergama idaresi üzerinde zamanla giderek artan Roma baskısı ve Galatlar'in Romalılar tarafından kışkırtılması gibi nedenlerle Attalos III (M.Ö.138-133) Roma'nın er veya geç buralara hakim olacağını anladığından bir vasiyetname ile Bergama şehri dışındaki topraklarını Roma'ya bırakmıştır. |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |