![]() |
|
|
| ||||||
|
Görüntüleme: 49 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yeni Üye ![]() ![]() batuhan209 Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Oct 2007 Mesajlar: 87
Rep Gücü: 3
Rep Puanı: 3
Rep Derecesi: ![]() | 1. BÖLÜM HAK ve İNSAN HAKLARI 1.HAK: Pozitif hukuk kurallarının, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı yetki ya da daha kısa bir deyişle "yasal yetki" demektir. Bu başlık altında, öncelikle, "hak" kavramı üzerinde tartışılmalıdır.Bu yapılırken de, hakkın, hukuk düzeni tarafından kişilere tanınan yetkiler ve bu yetkilerden yararlanma hususu kişilerin iradesine bırakılmış menfaatler olduğu vurgulanmalıdır 2. İNSAN HAKLARI: İnsanların korunması isteği karşısında ortaya çıkmış ve mutlaka "olması gereken" haklardır: Bu haklar bildirilerde "ulaşılacak hedefler" başlığı altında yer alırlar. İnsan hakları en kısa bir şekilde "insanın insan olması dolayısıyla sahip olması gereken haklar olarak tanımlanabilir: İnsan haklarının yaşanılan yere, etnik ya da dini kökene, milliyete ve cinsiyete bakılmaksızın, her insanın kullanabileceği, "insan onuru"na dayanan haklar olduğu belirtilmelidir. İnsan haklarının açıklanmasının bir diğer şekli de, bu hakların neler olmadığını açıklamaktır. Bu açıklama da, örneğin, insan haklarının son yıllarda ortaya çıkmış kısa süreli ve geçici bir olgu olmadığı, ayrıca, sadece Batı dünyasını ilgilendiren bir konu olmadığı gibi ifadeler kullanılarak yapılabilir. Bu başlık altında, insan haklarının uluslararası alanda taşıdığı anlama da yer verilmelidir. Bu yapılırken, belirtilen hakların başta BM olmak üzere alanda çalışan tüm uluslararası kuruluşların tanımladığı ve kabul ettiği insan hakları olduğu ve uluslararası insan haklarının en önemli yanının, vatandaşları için bu hakları koruma yükümlülüğünü üstlenmiş devletler tarafından imzalanmış sözleşmelerden oluştuğu söylenmelidir. Özetle, insan haklarının, soyut, teorik ve felsefi kavramlar olmaktan çok öte, tüm insanların insan olmalarından dolayı doğumla getirdiği, kadun, erkek, çocuk vb. farklar gözetmeksizin, insanluk ailesinin bir üyesi olmasu dolayusuyla sahip olduğu haklar olduğu vurgulanmalıdır. 2.1. İnsan Hakları Kavramının Tarihi: İnsan hakları fikrinin başlangıcı ile ilgili zaman ve yer belirtmek imkansızdır. Ancak insan haklarına ilginin yüzyıllar öncesinden beri varolduğu bir gerçektir. Dünyada varolan ilk medeniyetlerde, doğru, yanlış, iyi, kötü ve yasak gibi kavramlara rastlandığı görülür. Ilk filozoflar insan haklarına olan ilgilerini, doğal hukuk vb. kavramları kullanarak ortaya koyarak, tüm insanlığın doğal hukuktan yararlanabileceğini savunmuşlardır. Devlet adamları ve din adamları, adil bir toplum oluşturmak için çesitli kurallar koyup, fikirler öne sürmüşlerdir. Ayrıca birçok sosyal ve dini reformcu insan hakları adına mücadele vermiştir. Zamanla doğal hukuk içinde yer alan fikirler, doğal hakların varlığına olan inanç yönünde gelişme göstermiştir. 18. yüzyılda, Amerikan ve Fransız İhtilalleri sonucunda ortaya konan belgelerde, doğal hakların izlerine rastlanır. Daha sonraki yüzyıllarda, insan haklarının tanınması, uluslararası belgeler ve devletlerin anayasaları yoluyla olmuştur. 2.2. Türkiye'nin İnsan Hakları Bilançosu: İnsan hakları denen kavramın 13’üncü yüzyıla, Magna Carta’ya kadar uzanan çok eski bir öyküsü var. İnsan haklarının 78 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti’ndeki öyküsü ise 53 yıl öncesine, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilmesine dayanıyor. Her ne kadar Türkiye bu beyannameyi ilk imzalayan sayılı ülkelerden biri olsa da bugüne kadar insan hakları konusunda çok elestiriye maruz kaldı. Buna rağmen Türkiye’yi yönetenler artık insan haklarını refah kavramıyla birlikte ele alıyorlar. BM Genel Kurulu 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni yayımladı. Türkiye bu bildirgeyi 27 Mayıs 1949’da Resmi Gazete’de yayımlayarak yürürlüğe koydu. Bu beyannameye göre: Tüm insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Herkesin yaşama ve kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır.Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanamaz. Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez. Türkiye bununla da kalmadı ve 1954’de Avrupa İnsan Haklarıı Sözlesmesi’ni de onayladı. 87’den sonra da Türkiye önemli bir adım daha atarak Avrupa Insan Haklari Komisyonu ve Divanı’nın yargı yetkilerini kabul etti. Ardından da işkencenin ve gayri insanı ya da küçültücü muamelenin önlenmesine dair Avrupa Sözleşmesi’ni imzaladı. Bunları Paris Şartı ve Helsinki Nihai Senedi takip etti.Her gün insanların öldüğü, anarşi ve terörün heryere girdiği, devletin ve milletin kendini koruyamaz hale geldiği bir dönemde demokrasiye ara verildi. Demokrasiye ara verenler, Türkiye’nin bu duruma gelmesini, insan haklarına ve özgürlüklere dayanan 1961 Anayasası’na bağlıyordu. Türk insanına bol geldiği söylenen insan hakları ve özgürlükler 82 Anayasası’yla sınırlandırıldı ve 12 Eylül döneminde Türkiye şu bilançoyla uluslararası raporlara geçti: 12 Eylül döneminde, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.7 bin kişi için idam cezası istendi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı. 71 bin kişi TCK’nin 141,142 ve 163’üncü maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmaktan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 171 kişinin işkenceden öldüğü belirlendi. Türkiye’de bunlar yaşanırken 5 Avrupa ülkesi Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na şikayet etti. Türkiye artık insan hakları açısından Avrupa’da sabıkalıydı. Karnesi kırık Türkiye’nin savunması hep aynı oldu: Amaç devletin korunması. Yani anayasa ve yasalar devleti bireyden korumayı amaçliyordu Türkiye için. Oysa insan haklarının, demokrasinin temeli bireyi devlete karşı korumaktan geçiyordu. İşkence iddialarıyla, faili meçhullarla, düşünce özgürlüğünün önündeki engellerle, bazı güvenlik güçlerinin olumsuz davranışlarıyla Türkiye Avrupa yolunda hep geri kaldı. Bu yüzden terörle mücadele gibi haklı olduğu konularda bile Avrupa Türkiye’ye sırt çevirdi. Ve Güneydoğu sorunu, Avrupa tarafından Kürt sorunu haline getirildi. Avrupalı parlamenterler bunun yakın takipçiliğini yaptılar. Türkiye’ye zaman zaman çifte standart uyguladılar. Türkiye’nin idam cezasına çekince koymasıysa Avrupa yolunda Türkiye için hep engel olarak gösterildi. Türkiye içinde atılan bazı olumlu girişimlerse engellendi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye aleyhinde 5 bin başvuru yapıldı. Bunlardan 2 bin 250’si çoğu kişisel olmak üzere Kıbrıs Rum Kesimi’nden, bin 500’ü de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan vatandaşlar tarafından yapıldı.Kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesiyle ilgili 455, işkence ve gözaltı süresinin uzunluğuyla ilgili 350, kayıp, faili meçhul ve yaşam hakkıyla ilgili de 134 başvuru yapıldı. Tamamlanan davaların çoğunluğu Türkiye aleyhine sonuçlandıı. Ve Türkiye bunlara karşılık 788 bin 643 Amerikan Doları, 1 milyon 294 bin 923 Fransız Frangı, 181 bin 35 İngiliz Sterlini tazminata mahkum edildi.< |