Bedava Resimler, indir oyun, Program, Film İndir , Resimleri Youtube Video, Aşk, Temalar, Şiir, Hikaye, Şarkı Sözleri, Sanatçı Resimleri, Msn Program , Download , Burçlar, Haber, Sağlık Arşivi , Komik Video, Ödev, Sinama, Nokia, Cep telefon Temaları, Aşk Resimleri , Flash Oyunlar , Müzik , Sms , Aşk Sevgi , Program ,  
 

Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (Cep İcin)

Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (PC İcin)


Go Back   Bedava Resimler, indir oyun, Program, Film İndir , Resimleri Youtube Video, Aşk, Temalar, Şiir, Hikaye, Şarkı Sözleri, Sanatçı Resimleri, Msn Program , Download , Burçlar, Haber, Sağlık Arşivi , Komik Video, Ödev, Sinama, Nokia, Cep telefon Temaları, Aşk Resimleri , Flash Oyunlar , Müzik , Sms , Aşk Sevgi , Program , > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi > Karış karış Vatanım > Gaziantep

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12-26-2007, 08:47 PM   #1 (permalink)
Cezalı

FearStrom Şuan Çevrimdışı
Kayıt Tarihi: Sep 2007
Nerden: [[_GaZiAnTeP_]]
Mesajlar: 92
Rep Gücü: 0 Rep Puanı: 0 Rep Derecesi: FearStrom has a spectacular aura aboutFearStrom has a spectacular aura about
::Gaziantep Savunması::




[ÜYE OLMADAN L?NKLER? GÖREMEZS?N?Z. BURAYI TIKLAYARAK BEDAVA ÜYE OLUNUZ...]

A) Giriş

Gaziantep savunması, ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde yiğitlik, kahramanlık ve fedakarlığın ulaşılmaz şahikasıdır. Bu destanı yaratanlar yurt sevgisi, milliyet aşkı ve iman dolu göğüslerinden başka silahları olmayan açık bir şehrin, bir Türk kentinin çocukları idiler... Karşılarında kuvvetten başka hiçbir hak tanımayan , I. Dünya Savaşının galibi, mağrur ve mütehakkim Fransız ordusu idi. Bu açık şehir halkı , bütün yokluklar ve imkansızlıklar içinde hiçbir yerden yardım görmeden kadını erkeği; genci ihtiyarı; çoluk ve çocuğu ile bu koca orduya göğüslerini siper ederek çarpıştılar. Türk’ün fıtrî ve ezeli azim ve imanı karşısında bütün toplar, uçaklar, mitralyözler yetersiz ve aciz kaldı. Koca Fransız ordusu bu şehri almak için on bir ay bütün kudret ve kuvvetiyle savaştı. Gaziantep savunması, bu eşsiz kahramanlığı ile hem kendini, hem de güneydoğu Anadolu’yu düşman istilasından kurtarmış oldu.

Gaziantep savunması, bir halk hareketi, milli şuurun şahlanışı, Türk milli birliğinin kendiliğinden teşekkül etmiş fıtri ve tabii bir oluşu idi.

B) I. Dünya Savaşı ve Gaziantep’in Jeopolitik durumu:

1914' te Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep Türkiye’nin ortasında idi. En yakın sınır bile binlerce kilometre ile ölçülüyordu. Ve o zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir LİVA merkezi idi. Şehir nüfusunun %57 si Türk, %43 ü Ermeni idi. Savaş sırasında Gaziantep’ten 35,000 kadar Ermeni Suriye’ye sürülmüştü. Köyler tamamen Türk’tü. Mondros Mütarekesi imza edildiği gün Gaziantep Türk hudutları içinde ve fakat bir sınır şehri olmuştu.

C) İngiliz İşgali:
Savaşla aldıkları Halep’te bulunan İngilizler, Mondros Mütarekesinin 7. Maddesine dayanarak 15 ocak 1919 da bir süvari livası (tugayı), bir istihkam müfrezesi, bir top bataryası ve ağır makinalı tüfeklerden kurulu bir kuvvetle Gaziantep’i işgal ettiler. Amerikan Kolejini ve çevresindeki Ermeni evlerini kışla ve karargah edindiler. Gaziantepliler bu işgali, mütareke hükümlerini bozduğundan bahisle protesto ettiler. Hiçbir kuvvete dayanmayan bu protesto tabiatiyle sonuçsuz kaldı. İngilizler kışı geçirmek ve hayvanlarına yem temin etmek amacıyla Antep’i işgal ettiklerini beyan ettilerse de, bir ay sonra Maraş ve Urfa’yı da işgal etmekle bu iddialarını fiilen yalanladılar.

Birinci Dünya Savaşında Suriye’ye sürülen Ermeniler de fırsattan istifade ederek İngilizlerle birlikte Antep’e döndüler. Dönenler arasında Antepli olmayan ve asayişsizlikten dolayı memleketlerine dönemeyen Sivaslı, Erzurumlu ve diğer Anadolu şehirlerinden Ermeniler de vardı. Yabancılarla birlikte Ermeni mevcudu Türk nüfusunu aşıyordu. Türklere karşı büyük bir hırs, kin ve nefretle dolu olan Ermeniler, İngiliz makamlarına karşı sert, mütehakkim ve zalim bir idare tesis ettiler. Türklerin satışa çıkardıkları menkul (taşınabilir) malları Ermeni malıdır diye gasbettiler. Silah arama bahanesi ile şehir günlerce baskı altında tutuldu; köşe başlarına zırhlı arabalar, makinalı tüfekler yerleştirilmek suretiyle bütün evler arandı;sokağa çıkma yasağı kondu. Türkler bıçaklarına kadar ellerindeki kesici ve patlayıcı silahları İngiliz makamlarına teslim etmek zorunda kaldılar. Bu da kafi gelmedi, 15 Mart 1919 da on beş günlük dükkan kapatma ve sokağa çıkma yasağı koydular. Bütün toplantılar yasak edildi. Dükkanlardaki etler koktu, sebzeler çürüdü, bozuldu. Bu baskı nihayet 31 Mart 1919 da son buldu.

İşgalin ağırlığı, düşmanın eziyet ve kötü davranışları, Türkler üzerinde reaksiyon yaptı. Uzun ve çetin bir savaşın yorgunlukları, çekilen sonsuz ızdırap ve sefalet unutulmaya, yenilginin verdiği yeis ve gevşeklik yerini karar ve direnme azmine terk etti. Halktaki bu ruh halini sezen ve Ermenilerin giriştikleri yalan ve kışkırtmaların doğuracağı olumsuz sonuçları anlayan İngilizler, idare şekillerini değiştirdiler. Ermeniler ve Türkler arasında ayrılık yapmadan memleketi idareye yöneldiler. Mahalli teşkilata karışmadılar. Osmanlı memurlarını yönetimlerinde serbest bıraktılar.

Ç) Fransız işgali ve Ermeni taşkınlıkları:

1919 Ekiminin sonunda İngilizler Gaziantep’i Fransız işgaline terkettiler. 29 Ekimde Antep’e gelen Fransız-Ermeni alayı komutanı Kolonel Saint Mari, İngilizlerin Antep’in işgal idaresini teslim aldı ve 5 Kasım 1919 da hepsi de Ermeni gönüllülerinden kurulu Fransız birlikleri, Ermenilerin taşkın gösterileri, çiçek yağmurları altında Antep’e girdi. Antepliler Fransız işgalini çok kötü karşılıyor ve Fransızların Adana’da Türk halkına yaptıkları zulüm ve işkenceyi bildiklerinden, bu şehirde oynanacak dramı sanki gözleriyle görüyor, bütün varlıkları ile bu işgali protesto ediyorlardı. Nitekim Fransızlar şehre girdikleri gün marifetlerini gösterdiler. Akyol karakolundaki Türk bayrağı bir Ermeni tercüman eşliğinde bir Fransız subayı tarafından zorla indirtildi.

Milli varlığımızın sembolü olan bayrağımıza karşı yapılan bu davranış Türk halkı arasında bomba gibi patladı. Mutasarrıflık, Cemiyet-i İslamiye, Belediye bu tutumu şiddetle protesto ettiler. Bu kötü başlangıcı daha kötü davranışlar takip etti. Fransız işgal komutanlığı daire ve müesseselere çekilmekte olan Türk bayrağının indirilerek Fransız bayraklarının çekilmesini istedi. Türk polis ve jandarmasının Fransız makamlarına bağlanmasını talep etti. Hiçbir zaman tatbik edilmeyen bu emirler, Türkler üzerinde şiddetli tepkiler yarattı. Fransızların bu davranışlarına paralel olarak, Ermeni askerleriyle işbirliği yapan yerli Ermenilerde Türk halkına karşı zulme, dövüp sövmeye, yalnız buldukları yerde akla gelmedik işkenceler yapmağa başladılar. Türkler Ermenilerin çoğunlukta oldukları semtlerde dolaşamaz oldular. Tecavüzler, sarkıntılıklar arttı. Bir akşamüzeri şimdiki Şehit Kamil İlkokulu önünden geçen bir Türk anasına sarhoş Fransız erleri sarkıntılık ettiler. Annesini korumak isteyen ve taşla kendilerine saldıran çocuğu da süngüleyerek öldürdüler. Bu şehit edilen çocuk şimdi okula ismi verilen Mehmet Kamil’di. Hadise şehirde bomba gibi patladı. Dükkanlar kapandı; halk her tarafta toplanmaya, bu tecavüze mukabele etmeğe hazırlanıyordu. Olay Cemiyet-i İslamiye tarafından Fransız makamları nezdinde şiddetle protesto edildi ve halkın zaptedilemiyeceği bizzat kumandan Sent Mari’ye anlatıldı. Sent Mari Cemiyet_i İslâhiye’ye kadar gelerek tarziye ve katillerin en yakın zamanda yakalanarak cezalandırılacağına dair teminat verdi ve çocuğun babasına tazminat vermek istedi. Fakir, fakat tok gönüllü , yüce ruhlu olan Ökkeş Ağa bu tazminatı nefretle reddetti.”Benim oğlum öldü. Milletimin intikamını alacaktır. Ben çocuğumu para ile satacak vicdansızlardan değilim.” Cevabını verdi. Bütün bu haksızlıklar, zulümler ve halk üzerinde yarattığı şiddetli tepkiler Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin (ki o zamanlar gizli çalışıyordu) vazifesini kolaylaştırıyor ve giriştiği savunma hazırlıklarını hızlandırıyordu.

D) Müdafaa-i Hukuk-u Milliyenin teşekkülü:

4Eylül 1919 Sivas Kongresinde teşkil edilen ve Mustafa Kemal Paşayı Heyet-i Temsiliye Reisi seçen Anadolu ve Rumeliyi Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti, bütün il ve ilçelerde şubeler açılması ve Milli Misakın tahakkuk ettirilmesi için valilere, mutasarrıflara genelgeler göndermişti. Tahrirat Müdürü Ragıp Bey vasıtasıyla genelgeden bilgi edinen Antep vatanseverleri cemiyeti gizli olarak kurdular ve Hama Mutasarrıfı Sabri Bey’in Ekim 1919 tarihinde, Cemiyetin beyannamesini hükümete vererek ilmühaberini aldılar. Buna rağmen cemiyet yine gizli çalışıyordu. Önceleri teker teker yapılmakta olan üye kaydı Fransızların kötü tutumları karşısında gittikçe hızını artırdı, memleketin aydın hocalarından kurulu Tahlif(yemin) heyetleri kendilerine kitleler halinde başvuran vatandaşlara yemin ettiriyor ve onları cemiyete üye yazıyorlardı. Aralık ayında cemiyet bütün Türkleri üye olarak kaydetmiş; kazalarda şubeler açmış ve bütün köylerde bu milli ruhu benimseterek onların da üyeliğini sağlamıştı.

Cemiyetin sancak dahilindeki teşkilatını Heyet-i Merkeziye adı verilen il yönetim kurulu idare ediyordu. Parola: “Silahlanmak ve bir silahlı direnmeye hazırlanmaktı.” Her Gaziantepli Cemiyetin bu çağrısına heyecan ve istekle cevap veriyor. Mali durumu müsait olan esnaf parayla, müsait olmayanlar yatak ve yorganlarını veya çift öküzlerini satarak silah tedarik etmekle bu kampanyaya katılıyorlardı. Geceleri kafileler halinde altın para ödenerek Halep’ten satın alınan silahlar şehre sokuluyor ve gönüllü mücahitlere dağıtılıyordu. Heyet-i merkeziye o sırada Mustafa Kemal Paşa’dan aldığı talimatla Pazarcık’a gelen ve milli harekatın tanzimine memur edilen Kılıç Ali Beyle temas ediyor ve merkezin direktiflerini alıyordu.

30 Aralık 1919 da o zamana kadar yapılmayan Osmanlı İstiklalinin kutlanması adı altında Fransız gösterisi yapıldı. O günün Sabahı on binlerce vatandaş belediye önünde toplandı. İşgali protesto eden nutuklar söylendi, daha sonra başta sancakları, kudum ve haliliyeleri ile Rüfai ve Kadiri tekkeleri mensupları olduğu halde bu büyük kütle şimdiki İnönü Caddesi yoluyla harekete geçti. Fransız karargâhının bulunduğu şimdiki Lisenin önünden dolaşarak Atatürk Bulvarını takiben Belediyeye dönüldü. Fransız ve Ermeniler bu gösteriye seyirci olmaktan başka bir şey yapamadılar. Fakat bu gösterinin düşmanlar üzerindeki tesiri ne kadar yıkıcı ve kahredici idiyse Türkler üzerindeki morali yükselten, imanı ve güveni artıran tesiri de o derece kuvvetli oldu. Bundan sonra Gaziantep’te hakimiyet ve inisiyatif fiilen Türklere geçmişti. Fransız devriyesi geceleri şehre inemiyor, bu görevi silahlı milli kuvvetler yapıyorlardı. Zahire tüccarları Ermeni ve Fransızlara zahire satışını durdurdular. Satın aldıkları direklerle tahkimat yaptıkları öğrenildiğinden direkçiler Fransızlara direk satmadılar. Türk mahallelerindeki Ermeniler, Ermeni semtine taşınmaya başladılar. Şehirde umumi bir gerginlik yer aldı ve tam manası ile bir savaş havası esmeğe başladı.

1920 senesinin girişi ile savaş da başlamış oldu. 11 ocak 1920 tarihinde 400 piyade, 50 süvari ve iki dağ topundan kurulu bir Fransız müfrezesi Sakçagöz’e hareket etmişti. Geceyi Büyükaraptar Köyünde geçiren müfreze, halkı köyden kovmuş, evlerdeki sandıkları açarak eşyayı yağma ve kadınlara sarkıntılık etmiş; bulabildiği koyun, keçi ve tavukları boğazlayarak büyük zararlara sebebiyet vermişti. Çevre köylere dağılan halk etraftaki milli kuvvetlere haber ulaştırdılar ve çevre köylerden toplanan silahlı çeteler Çatalmazı denilen dar boğazda Fransızları kıstırarak savaşa mecbur ettiler. Bu savaştan pek az Fransız kurtulma imkanı buldu. Antep Fransız Kumandanı küplere bindi. Bir Türk ve bir Fransız subayından kurulu heyet hadiseyi yerinde tetkik etti; Fransızların suçlu olduğu anlaşıldığından kumandan herhangi bir harekete girişmekten çekindi.

19 Ocak 1920 de Antep’ten Maraş’a hareket eden başka bir Fransız müfrezesi de Karabıyıklı’da Karayılan çetesi tarafından pusuya düşürülerek tamamen imha ve esir edildi. Antep – Maraş yolu Fransızlara kapandı.

E) Şahinbey Bey Savaşları:

Gaziantep’teki Fransızlar tamamen mahsur bir vaziyete düşmüşlerdi. Şehirden çıkamıyor, dışarıdan da kuvvet alamıyorlardı. Erzakları bitmişti. Katmadaki ikinci Fransız Tümen Kumandanlığından boyuna yardım istiyorlardı. Düşmanın bu sıkışık durumunu sürdürmek ve sonunda şehri terke mecbur etmek için Kilis’ten gelecek yardım kuvvetlerine engel olunması Heyeti Merkeziyece kararlaştırıldı. Bu gereği yerine getirecek tecrübeli, bilgili bir kumandan araştırılmağa başlandı. O sırada esaretten dönen ve İstanbul Hükümetince Nizip Askerlik Şubesine memur edilen Üsteğmen Mehmet Sait Efendi (Şahin Bey) Antep’e gelmişti. Heyeti Merkeziye azasından Ahmet Muhtar (Göğüş) Bey, Şahin Beyi yakından tanıyor ve yüksek vasıflı kahraman bir subay olduğunu biliyordu. Şahin Beyi Heyeti Merkeziye ile tanıştırdı ve Gaziantep-Kilis yolu Kuvayi Milliye Kumandanlığı için en münasip subay olduğunu anlattı. Şahin Bey kendine yapılan bu teklifi tereddüt etmeden seve seve kabul etti. Ve tek silahı ile Kilis yoluna hareket etti. Çapalı Köyünde karargah kurdu. Köylerde henüz teşkilatlanmış milli kuvvetler yoktu. Her köyde 5-10 silahlı vatandaş vardı. Şahin Bey güzel konuşan, karşısındakine etki yapan, her görüştüğü insanı kendine sevgi, saygı ve biraz da korkuyla bağlayan bir şahsiyetti. Çevre köylerin ileri gelenleri ile konuşuyor onlara millet, vatan sevgisinin ne demek olduğunu, işgalin doğuracağı neticeleri, beliğ ve veciz bir tarzda ve onların anlayacağı bir dille anlatıyor ve her konuştuğu kişiyi kendine bağlıyordu. Ayrıca köylere çıkıyor ve her köyde aynı sohbetler yapıyor, köylerin silahlanmasını ve gereğinde kendine yardımcı olmalarını sağlıyordu. Şahin Bey bu çalışmaları sonunda çevre köylerde milli ruh vatan duygusu etrafında toplanmış, teşkilatlanmış MİLLİ MÜFREZELER meydana getirdi. Bunların her birine ayrı ayrı vazifeler verdi. Biri Acar sırtlarında, biri Kertil’de, biri de Bostancık ve Elmalı sırtlarında olmak üzere üç müdafaa hattı tespit ve buralarda siper kazılması için çevre köyleri memur etti. Bu siperlerde gece gündüz nöbetçilerin de bulunmasını temin etti.

Antep – Kilis yolu üzerinde asayiş ve emniyet mükemmeldi. Çeteler kendilerine Şahin Bey’in kumanda ettiği süre içinde çevre halkının mal ve mülkünün, ırz ve namusunun hakiki bekçileri durumuna gelmişlerdi. Bu durum Şahin Beyin tutumunun tabii bir sonucu idi. Hatta Heyeti Merkeziyenin gönderdiği çadırlarda mutfaklar kurdurmuş, çeteleri orada pişen yemeklerle iaşe etmiş, çetelerin halka yük olmamasını sağlamıştı. Zaman zaman çevre halkının kendisi için gönderdiği yemekleri reddetmiş, çeteler için pişen yemeklerden yemeyi daha uygun bulmuştu. Siperlerin önüne kurduğu bir çadırda oturur, gelen heyetleri, çete reislerini orada kabul ederdi. Yıllarca dağlarda kalmış, eşkıyalık etmiş çete reisleri onun önünde diz çöker oturur, emirlerini ilahi bir emir gibi telâkki ve kabul ederlerdi.

8 Mart 1920 de Kilis’ten Antep’e hareket eden iki bölük piyade ve bir takım süvariden kurulu bir Fransız müfrezesine karşı ilk savaş verildi. Düşmanın hareketini haber alan Şahin Bey, maiyetindeki 30 40 çeteyle düşmana saldırdı. Kendi en önde gidiyor: “Vurun aslanlarım, koman yavrularım” diye bağırıyordu. Silah seslerini duyan çevre köyler halkı, her yönden koşarak geliyor ve savaşa katılıyordu. Durumun kötülüğünü anlayan düşman savaşarak Kilis’e dönmek mecburiyetinde kaldı. 18 Martta Akçakoyunlu’dan Kilis’e gelmekte olan büyük bir Fransız kuvveti, Seve Boğazının Şahin Bey kuvvetleri tarafından çevrildi. Sabahtan akşama kadar şiddetli bir savaş devam etti. Öğleden sonra şiddetli bir yağmur başladı her tarafı kesif bir sis kapladı. Köylü çeteler yalınayak silahları ile savaş meydanına koşuyorlardı. Akşam olunca müfrezeler köylere çekildiler, düşman da gecenin karanlığından faydalanarak perişan bir halde Kilis’e girebildi. Erlerinden bir çoğu karargahlarını bulamamış sokaklarda gecelemişlerdi. bu da onların nasıl bir paniğe kapıldıklarını göstermektedir.

Şahin Bey&#