Dewforum.İNFO  


Geri git   Dewforum.İNFO > Eğitim Şart > Bilgi Bankası > Diğer Konular

Bedava üye ol - Şifremi Unuttum


 
 
Görüntüleme: 475 - Cevaplar: 0  
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12-03-2007, 12:53 PM   #1 (permalink)
Asi.
Misafir

Asi. Şuan
Mesajlar: n/a
Standart KÜreselleŞme Kavraminin Tanimi




BÖLÜM 1 :
1. KÜRESELLEŞME KAVRAMININ TANIMI
Küreselleşme temel anlamıyla, kökten reformlarla ulusal strateji¬leri anlamsızlaştırmak, bunlara, uluslararası piyasaların yargı ve yap¬tırımları karşısında tutunamayacaklarını ima etmek vardır. Bu anlam¬da kullanımıyla kavram, kapitalizmin yayılmacı mantığına asla gön¬derme yapmıyor, daha da önemlisi bu yayılmanın emperyalist boyu¬tuyla bağ kurmaktan kaçınıyor. Aynı zamanda, kavramın tanımlanma biçimi, asla karşı konulamaz ve zorunlu bir sürece gönderme yapı¬yor. Küreselleşme; dünyanın tek bir mekan olarak algılanabilecek ölçüde sıkışıp küçülmesi anlamına gelen bir süreci ifade etmektedir.
Bir başka yazara göre küreselleşme; "Kumanda ekonomisinin küçülmesi, devletin bütün sosyal ve ekonomik işlevlerinden vaz¬geçmesidir. Bunun yanında bir de pazarın dünya ölçeğinde büyümesi, ulusal sınırların dışına çıkması, dünyanın tek pazar haline gelmesidir.
Bir başka tanıma göre küreselleşme, ekonomik faaliyetlerin dünya düzeyinde yeni bir entegrasyonuna karşılık gelen bir kav¬ramdır. Fakat bu kavram aynı zamanda, yeni bir zihniyete de işaret etmektedir. İki değişim, yani toplumların dünya üzerinde ekono¬mik olarak yeniden entegre olması ve siyasi olarak toplumların parçalanması gibi iki trend, aslında küreselleşmeyi tanımlayan iki trenddir.
Yusuf Erbay küreselleşmeyi şu maddelerle tanımlamıştır:
• Üretim faktörünün dünya ölçeğinde değerlendirilerek, üre¬tim, dağıtım, tüketime yöneltilmesi,
• Ticari değişmelerin dünya ölçeğinde kurallar ve standart¬larla gerçekleşmesi, gümrük duvarlarının indirilmesi ve dünya ticaretin; kolaylaştıran bölgesel ticaret bloklarının ortaya çıkması,
• İşletme organizasyonlarından başlayarak, bütün ekonomik aktörlerle uluslarüstü bir boyutta ortak dünya ekonomik stratejisi esasına dayalı bir planlamaya gidilmesi,
• İşletmeler ve devlet arasında yeni bir iletişimin ortaya çıkması,
• Üretime katılan aktörlerin birbirleriyle dünya bazında sıkı bütünleşmeye girmeleri sonucu, ekonomik, teknolojik ve hatta hukuki bakımlardan tek bir alan bütünlüğünün kaybolmasıdır.
Amerikan Ulusal Savunma Üniversitesi, küreselleşmeyi, malların, hizmetlerin, paranın, teknolojinini fikirlerin, enformasyonun, kültürün ve halkların hızlı ve sürekli biçimde sınır ötesine akışı biçiminde tanımlıyor.
Küreselleşme iletişim ve insani etkileşimin dünya ölçeğinde hızla yayılmasıyla birlikte uluslar arasındaki coğrafi sınırların önemini yitirmeye başlaması sonucunda insani gündem ve ilgilerin dünyalaşması sürecidir. Bu süreci tahrik eden etkenlerin önemli bir kısmı yeni ortaya çıkmış olmakla beraber, önceden beri var olan bir grup etken de yenilerde etkili hale gelmeye başlamış ve hep birlikte insani varoluşun sosyal, kültürel ve iktisadi yönlerine ulus aşırı bir nitelik kazandırmışlardır. Ayrıca, küreselleşmenin etkisi toplumların bu sürecin bilincine varmalarıyla birlikte daha da artmaktadır.
Küreselleşme, belli bir kültür, ekonomi ya da siyaset normunun, değer yargısının ya da kurumsal yapının küresel ölçekte yaygınlık kazanarak o alanda geçerli tek norm, tek değer yargısı ya da tek kurumsal yapı haline gelmesini ifade eder.
Küreselleşme esasta sadece ekonomik bir olgu değil; kültürel, siyasi, sosyal, hukuki ve uluslar arası boyutları da var. Kültürel faktörü dışlayarak sadece ekonomik donelerle izah edilecek bir küreselleşme eksik kalacaktır. Eğitim sisteminde yaşama ve davranış biçimine, beslenmeden müzik ve eğlence biçimine, giyim kuşamdan hayatı algılama anlayışına kadar bir çok alanda ABD ve Batı değerlerine özgü kalıplar, günümüzde bütün milli kalıpları zorluyor ve değişimi, kendi biçimine uygun şekillendiriyor. Bu değişimde kimse kimseye bildiğimiz anlamda baskı yapmıyor; Sadece insan psikolojisinin en güçlüye benzeme, ondan ayrılmama eğilimi rol oynuyor.
2. KÜRESELLEŞME KAVRAMININ KAPSAMI
Küreselleşme, insanlık tarihinde daha önce hiç görülmeyen bir anlayış olarak olaylara yaklaşmaktadır. Bu anlamda küreselleşmeye, üç ana bakış açısıyla yaklaşılabilir. Bunlar;
Siyasal alanın sı¬nırları açıkça belirlenmiş topraklarda egemen birimlerin yönettiği ve uluslar üstü düzeyde hareket yeteneğine sahip olduğu ölçüde, bü¬yük devletlerin küresel özelliği vardır. Kapitalizmin ekono¬mik düzene ilişkin kökten küreselleştirici rolüdür. Bugünkü anlamıy¬la "dünya sistemi kuramı" diye adlandırılan sistemde, modern dün¬ya "merkez", "yarı çevre" ve "çevre" diye sunulmaktadır.
Bilgi akışını süreklileştirerek, düşüncelerin hızla yayılmasını sağlayan küresel bir toplumun ortaya çıkarılmasıdır. Küreselleşme kavramı, tüm bu farklı toplumsal, ekonomik ve politik süreçleri anlatmak için kullanılmaktadır. Zira her toplumsal olay ve süreç, zorunlu olarak ekonomik, politik ve kültüreldir ve bu süreçler, hiçbir zaman birbi¬rinden bağımsız olarak ortaya çıkmaz ve gelişmez.
3. KÜRESELLEŞMENİN TARİHSEL GELİŞİMİ
Dünyada küreselleşme ve bölgesel entegrasyon hareketleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmaya başlamıştır. Siyasal sınırlarla ekonomik sınırların birbirinden ayrılması ve ekonomik sınırların giderek ortadan kalkması şeklinde tanımlanan küreselleşme olgusu, aslında ikiyüz yıldan fazla bir geçmişe sahip serbest ticaret savunucusunun bir uygulaması ya da sonucu sayılabilmektedir.Bu konudaki ilk somut adımlar, 1947 yılında GATT (Genel Gümrük Anlaşması) Anlaşmasıyla, atılmıştır.
1960’lı yılların başında ve ortalarında Amerikan Şirketleri’nin deniz aşırı pazarlardaki hareketleriyle birlikte, küreselleşme çalışmaları görülmeye başlamıştır. Yerli pazarlarda yavaşlayan büyüme hızı, birçok şirketi Amerika’nın dışındaki zengin pazarlara yapmaya yöneltmiştir. Bu dönemde uluslararası pazarlara yayılmış işletmelerin pazarlardaki büyüme oranları iç pazardan çok fazla olmuştur. Örneğin; Coca Cola, Amerikan Pazarı’ndaki yavaşlamadan etkilenmiş, fakat uluslararası pazarlardaki hızla büyümüştür.
Ekonomik olayların küreselleşmesinin ve bunun oluşturduğu ye¬ni durumun, genellikle 1960'larda ortaya çıktığı düşünülür.
1960, bir taraftan küresel şirketlerin ortaya çıktığı ve küresel düzeyde faaliyet¬lerini sürdürdüğü, diğer taraftan da, ticari faaliyetlerin hızla geliştiği bir dönemdir. Ancak küresel faaliyetler, göreli olarak eski olsa da, bu işleyiş biçimini ifade eden küreselleşme kavramı oldukça yenidir.
1970’lerden itibaren diğer gelişmiş ülkeler ve Uzak Doğudaki sanayileşmiş ülkeler ile bazı Latin Amerika ülkeleri ABD ile rekabete girmiştir. 1970’li yıllarda Japon firmaları Amerikan firmaları için tehlike oluşturmaya başlamıştır.1980’li yıllarda her türlü kaynak dağılımında var olan devlet – piyasa dengesi değişmiştir. Bu denge piyasa lehine kaymıştır.
1990'lı yılların başından itibaren dünyada geleneksel siyasi blokların ortadan kalktığı, liberal eğilimlerin güçlendiği, teknolojik gelişmelerin sınır tanımaz halde önemli değişmelere yol açtığı bir dönem başlamıştır. Bu dönemde, uluslararası mübadelelerde mal ve finans piyasaları milli sınırları sürekli zorlamakta ve ülkelerin kendi boyutlarını aşmaktadır. İletişim teknolojisindeki hızlı geliş¬me, hem başlayan sürecin ürünü ve öncüsü olmakta, hem de eko¬nomik, siyasal ve kültürel bir küreselleşmeyi zorunlu hale getir¬mektedir. İletişim teknolojisindeki gelişmeler, uluslararası siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerdeki zaman, mekan ve fayda kav¬ramlarım geliştirmiştir. Haberleşme, iletişim ve ulaştırma teknolo¬jilerindeki gelişmeler ayrıca karşılıklı etkileşimi arttırdığından, evrensel standartlarda bir tüketim kültürü ortaya çıkarmıştır. Hızlı sanayileşme sonucu ortaya çıkan çevrenin bozulması, hava, su, toprak kirlenmesi gibi olumsuz gelişmeler tüm ülkelerin ortak problemleri haline gelmiştir.
Küreselleşme sürecinin başlangıcıyla birlikte bir çok işletme hayatta kalabilmek için, uluslararası faaliyetlere katılmak ve küre¬sel yeterliliklerini arttırmak zorunda kalmışlardır. Böylece dünya çapında faaliyet gösteren çok uluslu işletmeler ortaya çıkmaya başlamıştır. İlk çok uluslu işletmeler, 19. yy'da Avrupa merkezli olmak üzere Belçika'da (Cockeril), Almanya'da (Bayer), İsviç¬re'de (Nestle), Fransa'da (Michelin) ve İngiltere'de (Lever) ortaya çıkmış ve gümrük tarifelerinden dolayı, ihracatta karşılaşılan güç¬lükleri aşmak kaygısıyla yabancı pazarlarda yatırımlar yapmak yöntemim uygulamışlardır. Bunların amacı, sermayenin ucuz ol¬duğu yerden elde edilmesi ve en yüksek kârı getireceği yerde kullanılmasıdır.
Çok uluslu işletmeler, küreselleşme sürecine bir ivme katmıştır. Küresel işletmelerin dünya ticaretinde ve ekonomisinde ağırlıklı olarak görülmeye başladığı dönem 20. Yüzyılın ikinci yarısıdır. 1980'li yıllarda endüstrileşen ve gelişen ülkelerden çıkan çokuluslu işletmeler, yeni bir güç olarak dünya pazarlarına girmişlerdir. Bu işletmeler, Kuzey Kore, Tayvan, Singapur, Hong Kong gibi endüstrileşen Uzak D