![]() |
|
|
| ||||||
| Düşünce Grubumuza Katılın Oluşturacağınız Düşünce Grubumuza Katılın.. |
|
Görüntüleme: 234 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yeni Üye ![]() ![]() erenler Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Jan 2008 Mesajlar: 48
Rep Gücü: 102
Rep Puanı: 102
Rep Derecesi: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | SAİD NURSÎ VE RİSALE-I NUR HAKKINDAKİ ÇELİŞKİLER (BU KONUYU SEBEPSİZ YERE KİLİTLEDİĞİNİZ İÇİN TEKRAR AÇIYORUM. DAHA ÖNCEDEN BÖYLE BİR KONU YOKTU. AYRICA KANITLARI KAYNAKLARI DA BELİRTTİM) Diyanet İşleri Başkanlığı Risale-i Nur ile ilgili Nurculuk kitabında Risale-i Nur külliyatının içeriği hakkında aşağıdaki kanılarını bildirir: * Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı * Ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği * Bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı Tahsili Ömrü boyunca toplam 3 ay eğitim görmüş olması, ne Türkçe'ye ne de Arapça'ya hakim olmadan ve dini bir eğitimi olmadan İslam ile ilgili risale yazması, Tarihçe-i Hayat'ta anlatıldığı üzere 3 ay devam ettiği medreseye hocaları ile hocalarından daha fazla bildiği için tartışıp ayrılması nedeniyle tenkit edilir. Eski Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, Tuhfetür Reddiye Ala Mezhebi Saiydil Kürdiyye isimli yazısında Said-i Nursi'nin tahsilinin olmamasını ve bazı başka hususlarını eleştirir:...alelusûl yirmi sene tahsili lâzım gelen ulûm ve fünunun zübde ve hülâsasını üç ayda tahsil ve Medrese usulünce onbeş sene ders almakla okunan kitapları Resâil-in-Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş. Said, Kürt cemaatından, Şafii mezhepli, Nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır. Ebced ve Cifr hesabı Risalelerinde ebced ve Cifr hesabıyla Kur'an ayetlerinden kendi hayatıyla ilgili gizli anlamlar çıkardığını bildirmiştir. Kuran'daki ayetlerde bulduğu gizli anlamlar arasında risalelerin yazıma başlandığı yılı, kendi doğum tarihini, şakirtleri ile birlikte hapse atıldığı tarihi, Birinci Cihan Harbinin başladığı sene vb. olduğunu yazar. hesab-ı ebced ve cifir ile bin üç yüz elli dört (1354) eder ki, bu Arabî tarihte Risale-i Nur'un kırktan fazla şakirtlerini ve müellifini imha etmek olanı ile hapishaneye attıkları zamandır ve tevkif ettikleri tarihtir. (Ayette) "dehşetli bir harb i ahir zamandan korkma” demekle beraber cifir ve ebced hesabıyla bin üç yüz otuz bir (1331) veyahut bin üç yüz otuz üç (1333) ettiğinden ve umumi hitaptan hususi bize baktığı sair emarelerle göründüğü gibi o tarihte harb-i umumide en müthiş bir vaziyete giriftar olmuştum. ... Öyleyse, o umum içinde hususî bize işaret ediyor denilebilir. Yirmi sekiszinci lem'anın birinci meselesi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi En'am sûresi 122. ayetin ebced hesabıyla kendi adını belirttiğini ve manasıyla da bunu desteklediğini yazmıştır. Birincisi: Birinci Şua olan İşârât-ı Kur'âniye risalesinde, Risale-i Nur'a ve tercümanına da işaret eden beşinci âyet olan (En'am suresi ayet 122) gayet kuvvetli karinelerle nur kelime-i kudsiyesi cifir ve ebced hesabıyla ve üç cihet mânâsıyla Said Nursî'ye tevafuk etmesidir. Kastamonıu Lâhikası - Mektup No: 120 - s.1642 Dini konularda uzman çevreler Said-i Nursi'nin ebced ve cifr ile Kuran'a batınî yorumlar getirdiğini ve kendi düşüncelerini meşrulaştırmaya çalıştığını bu arada ayetleri gerçek anlamlarından farklı yorumladığını savunurken taraftarları ebced ve cifr yönteminin islamda bulunduğunu söylemektedirler. Said-i Nursî'nin ebced ve cifr hesaplarını kaleme aldığı Risale-i Nurların tamamında bir yöntem olarak kullanmadığı görülmektedir. Sözler, Mektubat, Lemalar, Şualar, Mesnevi-i Nuriye, İşaretü'l-İcaz gibi eserlerinde bu yönteme hemen hemen hiç başvurmamaktadır. Askerlik ve Harp 1926 yılında Mussolini Türkiye topraklarında hak iddia eden açıklama yaptığında Türkiye seferberlik kararı alır. İtalya yeni bir savaş başlatmayı göze alamaz. Said-i Nursi 1927 yılında Barla'da sürgündeyken yazdığı Barla Lahikasında harbe girilmesine karşı olduğunu açıklar ve gerekirse kendisiyle birlikte gözaltında tutulan 45 talebesini askerlikten kurtarmak için 1000'er lira verebileceğini yazar. Kendisinin ve talebelerinin Kuran hizmetlerinin ve çalışmalarının sekteye uğramamasının daha önemli olduğunu açıklar. Hem harp belâsı ise, hizmet-i Kur'âniyemize mühim bir zarardır. Bizim en fedakâr ve en kıymettar kardeşlerimizin ekserisi kırk beşten aşağı olduğundan, harp vasıtasıyla vazife-i kudsiye-i Kur'âniyeyi bırakıp askere gitmeye mecbur olacaktılar. Benim param olsa, hüsn-ü rızamla, böyle kıymettar kardeşlerimin herbirisini askerlikten kurtarmak için, bedel-i nakdiye bin lira kadar da olsa verirdim. Böyle yüzer kıymettar kardeşlerimizin hizmet-i Kur'âniye-i Nuriyeyi bırakıp maddî cihad topuzuna el atmakta, yüz bin lira kendi zararımızı hissediyordum. Hattâ Zekâi'nin bu iki sene askerliği, belki bin lira kadar mânevî faydasını kaybettirdi. Barla Lahikası, On Altıncı Lem'a - s.637 Karşıtları tarafından bu sözü askerlik vazifesine muhalefet etme olarak duyurulurken, taraftarları 1916-1917'de Rus Cephesinde savaşmasını ve esir edilmesini öne sürerek askerlikten soğutma amacı olduğunu reddederler. Bazı taraftarları ise bu sözü genel anlamıyla kural kabul eder ve askerlik yapmanın dinen caiz olmadığı şeklinde yorumlarlar. Deccal ve Süfyan Risalelerin birçok yerinde isim vermeden imada bulunarak Mustafa Kemal Atatürk'e Deccal ve Sufyan demişti. Emirdağ Lahikası'nda 20 sene evvelki bir yazısında kastettiği kişinin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu açıklamıştı. Dördüncü cihet ve sebep: Büyük Deccalın, ispritizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalının dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ, rivayetlerde "Deccalın bir gözü kördür"<hadis-işerif> diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder. Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm-ı nâs hakikat-ı hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler. Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve talihli ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur-u iman ve Kur'ân ışığıyla hakikat-ı hali göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır. Beşinci Şua Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis - i Şerif'in ihbariyle Kur'an'a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal'in o adam olduğunu zaman gösterdi. Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis - i Cumhur'a ve üç makama gönderilen istida Allahu a'lem bissavab, bunun tevili şudur ki: O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanunla tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah ihtida eder; daha herkes-yalnız istemeyerek-onu giymekle kâfir olmaz. 5. Şualar s.885-887 Ezcümle: Yirmi sene evvel, bir rivayete binâen demiştim: "Dehşetli Süfyan İstanbul'da ölecek. Dikilitaş'ta şeytan bağıracak ve dünyaya işittirecek, yani radyo ile, öldü diye ilan edilecek." Sirâcü'n-Nûr - s. 2295 şöyle ki: Hadiste "O süfyan bir su içecek, eli delinecek" denilmiş. Yani bir çeşit su olan rakıyı su gibi çok içecek ve o sebepten batnı su tulumbası gibi olacak ve o su hastalığı yüzünden zulüm ve hile ile topladığı milyonlar mal su gibi elinden akacak, ecnebi doktorların boğazına girecek. Haşiyeler s. 2304-2306 Mehdi, İsa ve İsevi Müslümanlar Bazı Hadis ve rivayetleri yorumlar ve bir Mehdi'nin gelip Süfyan komitesini yıkacağı ve sonra da İslamiyeti İsevilikle birleştireceği nihayetinde Müslüman İsevilerin Deccal komitesini öldüreceği yazar. Müslüman İseviler sözü dini çevrelerde eleştirilmektedir. Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek, yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdî cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak. Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîrüzeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak, beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak. Şu mühim sır pek uzundur. Başka yerlerde bir nebze bahsettiğimizden, burada bu kısa işaretle iktifâ ediyoruz. Yirmi Dokuzuncu Mektup - s.558 Risaleleri ilhamla ve gayri ihtiyari yazması Nur Risaleleri'ni ilim, bilgi ve akıl ile değil ilhâm ile yazdığını açıklar. Bu ilhamı doğrudan Allah'tan altığını vurgular. Dini çevreler bugüne kadar yazılmış Kuran tefsirlerinin ilhamla değil akılla yazıldığını söylerler, ilhamla sadece Allahtan peygamberlere vahiy geldiğini vurgularlar. ...benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz bir adam, Risale-i Nur’a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu’cize-i mâneviyyesi olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur’da öyle parçalar var ki; bazısı altı saatte, bazı iki saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var. Ben yemin ile te'min ediyorum ki: Eski Said’in (R.A.) kuvve-i hâfızası da beraber olmak şartıyle, o on dakika işi, on saatte fikrim ile yapamıyorum; o bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum, ve o bir günde altı saatlik risale olan "Otuzuncu Söz"ü ne ben ve ne de en müdakkik, dindar feylesoflar, altı günde o tahkikatı yapamazlar ve hâkezâ... Kur'an'daki ayetlere batınî (görünmeyen) yorumlar getirme Kuran'a batınî(gizli, bilinmeyen) yorumlar getirirken bu yorumlamalarında mâna-yı işarî, mâna-yı remzî, işareten, remzen, imaen,... kendisinden, talebelerinden, risalelerinden söz edildiğini iddia etmesi tepkiye neden olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Nurculuk Hakkında adlı eserde Said-i Nursi'nin Kuran'a gerçek anlamından farklı (batınî) anlamlar yüklenmeye çalışılması şu ifadelerle tenkit edilmiştir: ''Ayet-i kerimelerin tefsirinde, mananın tahammül edemeyeceği tarzda batni ve indi manalar verilmeye çalışıldığı, ebcet hesabı ve Tevafuklarla manalar verildiği, bunların müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı'' ''Kur’an-ı Kerim’in harflerinden birtakım manalar istihracına kalkılmak gibi ulemanın ekseriyetince benimsenmeyen bir yol tutulduğu, Asayi Musa adlı eserinde ayet ve kelamı indi olarak tevil ederek bunların risalei nuru tebşir ve tebliğ ettiğinin iddia edildiği'' Said-i Nursi'nin yazığı ve tenkit edildiği bazı ifadeler şunlardır: Bu âyetin remzi lâtifdir. Çünkü hem kuvvetli münâsebet-i mâneviye ile, hem cifirle efrad-ı kesiresi içinde hususî bir surette Risale-i Nur ve müellifine bakıyor. Şöyle ki, "meyten" kelimesi tenvin "nun" sayılmak cihetiyle beşyüz ederek "Said-ün-Nursî" adedi olan beşyüze tevafukla, işaret ediyor ki, "Said-ün-Nursî dahi meyyit hükmünde idi. Risalet-ün-Nur ile ihya edildi, onunla hayat buldu." Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 81-85 Madem ki Kur'an sana Said (sîn ile) demiş... Elbette sen saidsin hem ismin ve hem resmin Said'dir. Madem ki, Kur'an sana Said (sâd ile) demiş... Elbette hem için temiz ve tahir, hem de dışın. Siracü’n-Nûr, 250-251 Ma’nâ-yı zahirisiyle diyor ki; "Su bulamadığınız vakit temiz toprak ile teyemmüm ediniz" der ve ma’na-yı işarisiyle diyor ki; "bin üçyüz elli yedide (1357) ma’nevî âb-ı hayat menbaları kapatıldığı zamanda temiz toprağa kast ve teveccüh ediniz. Onda bir menba-ı hayat ve bir ma’den-i nur bulursunuz." Bu âyetin şu işareti hususi bir surette Risale-i Nur’a bakmasına iki emare var: Birincisi: Bu âyetin makam-ı ebcedi ve cifrisi, bin üçyüz elliyedi (1357) ederek o tarihlerde medrese ve irşadgahların seddiyle ve ehl-i ilim sarıklarının açılmasıyla ve ma’nevi susuzluk başladığı hengamda Risale-i Nur hakâik-i îmaniye cihetinde on beş senede kazanılan imân-ı tahkikiyi onbeş haftada belki tam müstaidlere onbeş saatte sarsılmayacak derecede iman-ı tahkikiyi kazandırması kavi bir emaredir ki; şu işaret ona hususi bakar. İkinci emare: Sad ve sin, birbirine tam kardeş olması ve bir kelimede birbirinin yerine geçmesi münasebetiyle bu âyetteki "sa‘îden" kelimesindeki sad, sin okunsa Risale-i Nur’un tercümanını göstermesi, hem bu cümlenin birinci mukaddimesi olan "ev lâmestumu’n-nisâe" fıkrasının işaretiyle kadınların çıplak bacak olarak erkeklere karışmak ve Risale-i Nur’un, şiddetli taarruzlar içinde tesettür lehinde kuvveti mukavemeti zamanına, şeddeli nun iki nun olmak üzere makam-ı cifrisi bin üçyüz kırkyedi (1347) adediyle parmak basması "ev ‘alâ seferin" fıkrasının işaretiyle umumi harblerin asrında her millet seferberlik vaziyetinde bulunması ve (...) lâtif ve kuvvetli bir emaredir ki; âyetin işareti, bu asra ve Risale-i Nur’a bir hususiyeti var ve remzen ona bakar Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 112-113, Birinci Şuâ Kur'an-ı Mu’ciz-ül-Beyan dahi bu zamanda bir mu’cize-i mâneviyesi olan Risale-i Nur’a nazar-ı dikkati celbetmesine "Mana-yı işârî" tabakasından rumuz ve imaları, i’cazının şe'nindendir ve o lisan-ı gaybın belâgat-ı mu’cizekâranesinin muktezasıdır. Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 67-68 Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde 2000 yılında Fethullah Gülen aleyhinde açılan kamu davasının iddianamesinde, Said-i Nursi'nin risalelerinde tanıttığı İslam yorumuna Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı Nurculuk Hakkında isimli eserinde yaptığı tenkitler yer almıştır. Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu'nun 20 Eylül 1965 tarihindeki Nur Risalele'lerinin dağıtılmasını ve propaganda edilmesini yasakladığı gerekçeli kararda şu ifadeler yer almıştır: ''Samimi İslâm inanışının reddettiği tevafuklar, cifir, ebced hesaplariyle, hurifîlik usûlü ile Kuran'ın manâlandırılmasına çalışılmış, gelecekten haber verilmeye kalkışılmıştır. Nur Risaleleri mukaddes kitaplar arasına katılmak istenmiş, Nurculara mahsus dualar tanzim olunmuş, bu suretle Müslümanlar arasında dahi bir zümre meydana getirilmistir.'' Gaybı bilmek ve ebced ile Kur'an'ı yorumlama, bilinmeyen bir kaynaktan ihtarlar alma Geleceği bildiğini söylemesi, Kur'an ayetlerini ebced hesabına tabi tutup harflerin rakkam karşılıklarını toplayarak Kur'an'da kendisinden, şakirtlerinden, risalelerinden bahsettiği ebced hesabına göre çıkan rakamların kendileri ile ilgili tarihleri verdiğini iddia etmesi eleştiri konusu olur. Bilinmeyen bir kaynaktan ihtarlar ve gaybden (gelecekten) haberler aldığını buna göre risalelerini düzenlediğini söylemesi nedeniyle dini çevrelerde eleştirilir. Eleştirilere göre risalelerini yazdım dememekte onun yerine bir dinin kutsal kitabıymışçasına ve vahiyle gelmişçesine yazdırıldı, ihtar edildi, kendi irademle yazmadım, hakikatten haber aldım vb. ifadeler kullanmaktadır. Birden şiddetli bir ihtar ile: "Ondokuzuncu Söz’ün âhirine bak!" denildi. Baktım, Risalet-i Ahmediye’nin (A.S.M.) Mu’cize-i Kur'aniye’sinde tekraratın çok güzel hikmetleri, tam tefsiri olan Risalet-in-Nur’da tamamiyle tezahür etmiş. O tekrarat, o hikmetler için tam yerinde ve münâsib ve lâzım olmuş. Birden bir ihtar-ı gaybî ile kat'î kanaat verecek bir surette kalbime geldi. Denildi ki: "Ciddî bir alâka ile senin eskidenberi tekrar ettiğin "Bir ışık var, bir nur göreceğiz" diye müjdelerin te'vili ve tefsiri ve tâbiri; sizin hakkınızda belki îman cihetiyle, Âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi Risale-i Nur’dur. Kur'an'daki terimleri yanlış yorumlama Bazı din alimlerince Fâtır Sûresinde geçen kıtmîr kelimesini (kelp:köpek) olarak tefsir etmesi bilgisizliğine örnek gösterilmiştir. Ayetteki kelimenin anlamı çekirdek üzerinde ince kabuk, çekirdek zarı yani benzetme olarak değersiz şey anlamındayken(Fâtır 13/35) Said-i Nursi tarafından (kelp:köpek) olarak tabir edilir. Meselâ: Sure-i Kehf’de: "ve sâminuhum kelbuhum" kelimesi, altında yapraklar delinse: Sure-i Fâtır’daki "kıtmîr" kelimesi, az bir inhirafla görünecek ve o kelbin ismi de anlaşılacak. Kehf suresinde verilmeyen köpeğin ismi Said-i Nursi'ye göre Fâtır sûresinde verilmiştir. Din alimleri köpeğin isminin ve Ashab-ı Kehfin isimlerinin bilinmediğini Kehf sûresinde Ashab-ı Kehfin (ve köpeklerinin) isimlerini, kaç kişi olduklarını tartışmanın Gayba taş atmak(Kehf (22/18) diye adlandırıldığını söylerlerken Kurandaki kıssaları anlayıp ibret almak yerine köpeğin ismi ashab-ı kehfin kaç kişi oldukları gibi Kuran tarafından eleştirilen konuları irdelemenin yanlışlığını vurgularlar. Din alimlerine göre köpeğin ismi sadece israiliyat kaynaklarında yer almaktadır. İslami kaynaklarda köpeğin ismi yoktur ve islam alimleri köpeğin ismi ile ilgilenmemişlerdir. Bu ve benzeri örneklerle Kuran'a batıni (açıkça söylenmeyen ve gizli olan) yorumlar getirmesi ve Kuran'ın gerçekten anlatmak istediği konuları görmezden gelmesi eleştirilir. Kuran'a aykırı fikir beyan ettiği iddiaları İşaratul İcaz isimli tefsirinde Kuran'ın Hristiyanlara dinlerini terketmeleri şartını bildirmediğini savunur: Kur’an size bütün bütün dininizi terk etmeyi emretmiyor. Ancak itikatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat–ı diniyye üzerine üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. İşaratül İcaz s.55 Hristiyanlar ile ilgili fikirleri Kur'an'a ters düştüğü gerekçesini öne süren bazı muhafazakâr yazarlar tarafından kamuoyunda tenkit edilmektedir. Risalelerini okuyanların cennete gireceğini söylemesi Aşağıdaki sözünün cennetin anahtarını dağıttığını beyan etmesi olarak yorumlandığı olur. Bu eleştirilerde, İslam dininin son peygamberi kabul edilen Muhammed'in bile sadece bir-iki sahabesine cennete girebileceklerini ifade etmiş olduğu vurgulanarak bu sözlerin İslam açısından uygunsuz olduğu iddia edilmiştir. işaret ve beşaret-i Kur'aniyede ifade eder ki: "Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler." diye müjde verirler. KAYNAKLAR : Kastamonıu Lâhikası - Mektup No: 120 - s.1642 Emirdağ Lâhikası 2 - Mektup No: 58 - s.1834 Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis - i Cumhur'a ve üç makama gönderilen istida Şuâlar, 534-535, Birinci Şua Kastamonu Lâhikası, 14-15, Yirmiyedinci Mektubdan Kastamonu Lâhikası, 29, Yirmiyedinci Mektubdan Mektubat, 167, Ondokuzuncu Mektub Tarihçe-i Hayat, 277, Kastamonu Hayatı Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 78, Birinci Şua Tarihçe-i Hayat Tarihçe-i Hayat - Denizli Hayatı - s.2182 Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailiyyat Yeni Mesaj Gazetesi , Muharrem Bayraktar, 10 Şubat 2006 DGM, F.Gülen iddianamesi, Nurculuğun tarihsel gelişimi Abdullah Tekhafızoğlu, Nur Risaleleri'ne Eleştirel bir yaklaşım Ayşe Hür, Radikal, 22 Şubat 2007, Mustafa Kemal ve muhalifleri |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]