![]() |
|
Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (Cep İcin)
Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (PC İcin)
| |||||||
| Düşünce Grubumuza Katılın Oluşturacağınız Düşünce Grubumuza Katılın.. |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yeni Üye ![]() !SeLo! Şuan
Çevrimiçi Kayıt Tarihi: Apr 2007 Mesajlar: 127
Rep Gücü: 2
Rep Puanı: 2
Rep Derecesi: | Ecevit, belki formüle edememişti ama Türk Solu’nun bunalımını sezmişti: Laiklik diye tarif edilen, laiklik değil, başka bir şeydi! Bakın, aşağıdaki alıntı, Türk basınının kendisini laik zanneden yazarı Hasan Pulur’un 11 Eylül 2005 tarihli yazısından: “BİR zamanlar "düzenle" tutturmuştuk. "Bu düzen değişmelidir!" diyenin peşine takılıp giderken, bunu söyleyenin gün gelecek Vahdettin hayranı olacağını ya da "Osmanlı Devleti'nin laisizme yakın olduğunu" söyleyeceğini hiç düşünebilir miydik?” Yazının diğer kısımlarından alıntı yapamıyorum. Çünkü konum Hasan Pulur değil. Konum, Bülent Ecevit’in dine bakışı, din ile ilişkileri hayatının son döneminde laisizm adına doğru tanzim etme çabaları olacak. Ecevit’in Türk Solu açısından önemi, ‘ulasalcılık’ vasfının yanı sıra ‘din’ ile temastaki yüksek entelektüel kavrayışıyla birlikte yazılacak. Belki Ecevit’ten başka, Türk Solu içinde din ile sağlıklı ilişki ‘tesis etmeye’ teşebbüs etmiş bir başka entelektüel ve eylem adamını da bu vesileyle anmak gerekiyor. Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Nazım Hikmet kuşağının ‘madde var, madde’ diye bağırdığı bir dönemde, partisinin (Vatan Partisi) Eyüp’te yaptığı mitingde ‘Eyüp’ün, İstanbul’un fethinden de önce İslam olan halkı’ diye konuşmaya başlamasıyla tarihe geçmişti. Nitekim tescilli komünist Kıvılcımlı, bu konuşma yüzünden ‘şeriat propagandası’ suçuyla hapis yatacaktır. Aynı Kıvılcımlı, yıllar sonra evine gelen Dev-Genç’li militanları da, ‘ayyaklabılarınızı çıkartın, burası bir Müslüman evi’ diye azarlayacaktı. Bülent Ecevit’e dönüyorum. İyi hatırlayınız, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en çok İmam-Hatip okulu açan başbakanlardan biri Bülent Ecevit’dir. Gerektiğinde Fethullah Gülen’e sahip çıkan da Ecevit’dir. Sistem dışına düşmesine izin vermemiştir. Kişisel dini pratiğini yazacak değilim. Ancak, Osmanlı’nın laisizme yakın bir sistem tesis ettiğini ilan eden de Ecevit olmuştur. Bütün bu özellikleri ile Bülent Ecevit, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’da ilk nüvelerini gördüğümüz, laisizmin sol tarafından doğru tarifi konularında Türk entelektüel hayatına büyük katkılarda bulunmuştur. Neticesinde, Türk Solu, ya dini ‘halkın afyonu’ olarak tarif edegelmiş; veya laikliği ‘dinin Allah ile kul arasında olduğu’ şeklinde tanımlayıp, kitleleri ikna etmeye çalışan bir yalanı terennüm edip durmuştu. Bu tarif ile sol, aslında bir laiklik tarifi yapmıyor, ama, adına ‘deizm’ denilen, ‘dinsiz tanrı inancı’ felsefesini tutundurmaya çalışan bir propaganda faaliyeti yürütüyordu. Benim ‘laik yanılgı’ diye adlandırdığım, Türkiye’nin entelektüellerinin yıllarca tartışamadığı bu sorunlu alan, Bülent Ecevit’in demeçleriyle açılır ve tartışılabilir bir hal almıştı. Yoksa, ‘laik yanılgı’nın tarif ettiği gibi din ‘allah ile kul arasında bir irtibat’ olsaydı, bireysel bir iş olurdu ve gündelik hayatı hiç ilgilendirmeyen; imamlara, camilere ve hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’na hiç mi hiç ihtiyaç duyulmayan bir özel konu halinde kalırdı. Oysa din, sadece inanç boyutuyla değil, inancın dünyevi hayata yansımasıyla da bir sosyal pratik ve örgütlü inançtan başka bir şey değil. Geçtiğimiz günlerde İlber Ortaylı hocanın ‘din ile devlet işlerinin ayrılması imkansızdır’ sözünü de bu kapsam içinde değerlendirmek gerekiyor. Bu konuda kara zihinle, yobazca, hayır efendim ayrılır, diyenlerin ise, bir an önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nı feshetmesini beklememiz gerekir. Oysa ‘ayrılır’cıların hiçbirinin böyle bir konuya temas bile etmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Demek ki, Bülent Ecevit’in hem Türk Solu’na hem de Türkiye’ye yaptığı en büyük katkılardan biri olarak laikliğin doğru tarifinde bir aşama katettiğini burada tarihe not düşmek durumundayız. Yazının başına dönüyorum. Hasan Pulur’un ayrıntılarını burada vermek içimden gelmeyen o yazısındaki gibi Bülent Ecevit’in geliştirmeye çalıştığı çağdaş ‘zihniyet devrimini’ anlayamayan, anlamlandıramayanların, Ecevit’in ‘oy avı’na çıkmış olduğunu ilan ettiklerini de biliyorum. Onlara yalnızca, Merve Kavakçı operasyonu gibi Siyasal İslam operasyonlarına karşı Ecevit’in gösterdiği sert tepkiyi hatırlatmama bilmem gerek var mı? Şimdi… Bu yazının Türkiye'de oluşumunun ipuçlarını gördüğümüz ‘laik derleniş’in, Türkiye’nin yüz akı bu entelektüelin ‘zihniyet devrimine’ vakıf olabilmesi için bir anahtar mahiyetinde yazıldığını belirtmek zorundayım. Eğer bu ‘laik derleniş,’ Ecevit’in ‘deizm’ ile ‘laiklik’ ayrımını yapabilme yeteneğini kapsayabilecek bir derleniş olursa, Türkiye için umut olacaktır. Yok eğer, ‘laisizm’ diye ‘deizm’ propagandası yapmayı sürdürecek ve aslında Bülent Ecevit’in şahsında gerçekleştirdiği entelektüel zenginleşmeyi içeremeyecekse, yeniden yaşama ihtimalimiz bulunan ‘laik yanılgı’ süreci, yurdumuzda Siyasal İslam’ın kurumsallaşmasına zemin hazırlayacak demektir. Türk Solu’nun vazifesi büyüktür. Otobüs tepelerinde elbette alt ıok sayılsın… Ama, Türk halkının ‘inancın örgütlü şekli olan din’i sivil olarak yaşayabileceği alanın tarifi sol entelektüellerin acil vazifesidir. Aksi takdirde din, sivil alanda yer bulamadıkça, o yeri Devlet içinde aramaya, üst yapıyı baskı altına almaya çalışarak, kendisine sivil alan açma gayretine devam edecektir. Türkiye’de laikliğin tesisine rağmen, ‘laik yanılgı’ dolayısıyla Siyasal İslam’ın gelişmeye zemin bulabilmesinin ve artık kurumsallaşmaya başlamasının önemli sebeplerinden biri de budur. __________________ |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |