Dewforum.İNFO  


Geri git   Dewforum.İNFO > Eğitim Şart > Bilgi Bankası > Diğer Konular

Bedava üye ol - Şifremi Unuttum


 
 
Görüntüleme: 52 - Cevaplar: 0  
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09-23-2007, 09:16 PM   #1 (permalink)
S-Administrator

Çapkın-12 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Çapkın-12 Şuan Çevrimdışı
Kayıt Tarihi: Feb 2006
Nerden: aydın
Mesajlar: 4.515
Rep Gücü: 58 Rep Puanı: 58 Rep Derecesi: Çapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond reputeÇapkın-12 has a reputation beyond repute
Standart Hanefi Mezhebi




HANEF? MEZHEB?

?mam-? Âzam lâkab?yla ?öhret bulan Ebû Hanîfe'ye izâfe edilen f?k?h ekolünün ad?. Ebû Hanife'nin as?l ad? Numân, babas?n?n ad? Sâbit, dedesinin ad? ise Zûta'd?r. Zûta, Irak ve ?ran'?n müslümanlar?n eline geçmesinden sonra müslüman olmu? ve Kûfe'ye yerle?mi?tir. O ve o?lu Sâbit Kûfe'de Hz. Ali ile görü?mü?tür

Ebû Hanîfe H. 80 y?l?nda Kûfe'de do?du, varl?kl? bir ailenin çocu?u olarak orada yeti?ti. Irak ve Hicaz Ebû Hanife'nin yeti?ti?i dönemde önemli iki ilim merkezi hâlindeydi. Çünkü Hz. Ömer (ö.23/643) devrinde Fustat (eski M?s?r), Kûfe ve Basra gibi büyük ?slâm ?ehirleri kurulmu? ve bu merkezlere aralar?nda birçok sahâbenin de bulundu?u binlerce müslüman yerle?mi?ti. Hz. Ömer Kûfe'ye fasih Arapça konu?an kabîleleri yerle?tirmi? ve Abdullah b. Mes'ûd (ö. 32/652)'a onlara ilim ö?retmesi için göndermi?, "kendisine ihtiyac?m oldu?u halde Abdullah'? size göndermeyi tercih ettim" demi?tir (?bnü'l-Kayyim, ?'lâmü'l-Muvakkin, I, 16, 17, 20).

?bn Mes'ûd, Kûfe'nin kurulu?undan Hz. Osman'?n halifeli?inin sonlar?na kadar Kûfelilere Kur'ân ve f?k?h ö?retmi?tir. Bu sayede oras?, pekçok kurrâ, f?k?h ve hadis bilginiyle dolmu?tur. Onun talebelerinin dört bin dolaylar?nda oldu?u söylenir. Ayr?ca Kûfe'de Sa'd b. Ebî Vakkas (ö. 55/675), Huzeyfe ?bnü'l-Yemân (ö. 36/656), Selmân-? Fârisî (ö. 36/656), Ammâr b. Yâsir (ö.34/657), Mu?îre b. ?u'be (ö. 50/670), Ebû Mûsa-E?'ar, (ö. 44/664) gibi. seçkin sahâbiler de bulunuyordu (en-Neysâbûrî, Ma'rifetu Ulûmi'l-Hadîs, n?r. es-Seyyid Muazzam, Kahire 1937, s. 191, 192). Bunlar ?bn Mes'ûd'a yard?mc? oluyorlard?. Hz. Ali Kûfe'ye geldi?inde buradaki fakihlerin çoklu?una sevinmi?,

"Allah, ?bn Mes'ûd'a rahmet etsin, bu ?ehri ilimle doldurmu?; ?bn Mes'ûd'un ö?rencileri bu ?ehrin kandilleridir" demi?tir (el-Kevserî, F?khu Ehli'l-Irak ve Hadisühum, Nasbü'r-Râye mukaddimesi, I, 29, 30).

M?s?r'a yerle?en sahâbilerin üç yüz dolaylar?nda olmas?na kar??l?k el-?clî, yaln?z Kûfe'ye yerle?en sahâbilerin bin be? yüz dolaylar?nda oldu?unu, bunlardan yetmi? kadar?n?n Bedir sava??na kat?ld?klar?n? söyler.

Kûfe'de bu alim sahâbelerden feyiz ve ilim alarak ictihad yapabilecek dereceye ula?an tâbiîlerden baz?lar? da ?unlard?r: Alkame b Kays (ö. 62/681), el-Esved b. Yezîd (ö. 75/694), ?urayh b. e1-Hâris (ö. 78/697), Mesrûk b. el-Ecda' (ö. 63/683), Abdurrahmân b. Ebî Leylâ (ö. 148/765), ?brahim en-Nehâî (ö. 96/714), Âmiru'?-?a'bi (ö. 103/721), Said b. Cübeyr (ö. 95/714), Hammâd b. Ebî Süleyman (ö. 120/738).

??te Hanefi mezhebînin kurucusu Ebû Hanîfe (ö.150/767) böyle bir ilim ortam?nda yeti?ti. Ebû Hanife'nin f?kh?, kendisinden on sekiz y?l ders ald??? Hammad b. Ebî Süleyman vâs?tas?yla, ?brahim en-Nehâî, Alkame ve Esved yoluyla, Abdullah b. Mes'ûd, Hz. Ali ve Hz. Ömer gibi sahâbe bilginlerine dayan?r. Hz. Ömer'in Irak ekolüne etkisi tbn Mes'ûd vas?tas?yla olmu?tur. Hz. Ali ise kazâ ve fetvâlar?yla Irakl?lara önderlik yapm??t?r.

Kûfe ayn? dönemlerde hadîs malzemesi bak?m?ndan da zengindi. Müctehidlerin kulland??? ibâdet, muâmelât ve ukûbâtla ilgili hüküm hadislerinin say?s? s?n?rl? oldu?u için, bu konularda Hicaz'?n hadis malzemesi bütün ?ehirlerin bilginlerince biliniyordu. Çünkü onlar hacc dolay?s?yla s?k s?k Mekke ve Medîne'yi ziyaret ediyorlard?. Aralar?nda k?rktan fazla hacc ve umre yapan vard?. Sadece Ebû Hanife elli be? kere haccetmi?ti. ?mam Buhârî'nin (ö. 256/869) hocalar?nda Affân b. Müslim el-Ensârî el-Basrî'nin (ö. 220/835) ?u sözü Irak yöresinin hadîs bak?m?nda ne kadar zengin oldu?unu göstermeye yeterlidir: "Kûfe'ye gelip dört ay oturduk. ?steseydik yüz bin hadis yazard?k; ancak elli bin hadis yazd?k. Biz yaln?z herkesin kabul etti?i hadisleri ald?k. Çok hadis yazmam?za ?erîk b. Abdillâh (ö. 177/793) engel oldu. Kûfe'de Arapça's? bozuk ve hadis rivâyetinde gev?eklik gösteren kimseye rastlamad?k" (el-Kevserî, a.g.e.,I, 35, 36).

Affân hakk?nda, ?bnü'l Medinî;

"Hadisteki bir harfte ?üphesi olsa o hadisi almazd?"; Ebû Hatîm ise; "imamd?r, sikâd?r." demi?tir. Böyle titiz bir hadisçi kûfe yöresinde dört ayda Ahmed b. Hanbel'in (ö. 241/855) Müsned'indekinden daha çok hadis toplayabilmi?tir.

Ebû Hanife Kûfe'de önce Kur'ân-? h?fzetti. Sarf, nahiv, ?ür ve edebiyat ö?rendi. Kûfe, Basra ve bütün Irak'?n en önde gelen üstadlar?ndan hadis dinledi ve f?k?h meselelerini ö?rendi. Do?u?tan mant?k, zekâ, hâf?za gücü ve çal??kanl??? ile ilim sahipleri aras?nda temayüz etti. Onun ilme yönelmesinde Âmiru'?-?a'bî'nin etkisi olmu?tur. Numân, hacc seyahati s?ras?nda, bizzat sahâbelerden hadis dinlemi? olan Atâ b. Ebî Rabah (ö. 115/733) ve ?bn Ömer'in mevlâs? Nâfi' (ö. 117/735) gibi tâbiîlerden baz?lar? ile temas etmi? ve onlardan da hadis dinlemi?tir.

Hocas? Hammâd'?n vefât?nda Ebû Hanîfe k?rk ya?lar?nda idi. Onun vefât?yla bo?alan kürsüsünde ders vermeye ba?lad?. Ebû Hanife'nin ders ve fetvâ vermedeki usûlü, rivâyet ve anânecilerin sema' (dinleme) usûlünden farkl?d?r. Onun ders halkas?nda iki türlü müzâkerenin olu?tu?u anla??l?yor a) Talebeleri için verdi?i düzenli f?k?h dersleri. b) D??ar?dan ve halk taraf?ndan cevab? istenilen sorular (istiftâ). Hanefi mezhebi isti?âre esas?na dayand?r?lm??t?r. Ebû Hanife meseleleri tek tek ortaya atar, ö?rencilerini dinler, kendi görü?ünü söyler ve onlarla konuyu bir ay hattâ daha fazla süreyle münâka?a ederdi. Meselenin incelenmesinde haz?rl??? olan ve ictihad derecesinde bulunanlar da dü?ünce ve ictihadlar?n? söyledikten sonra, bu mesele hakk?nda müzâkere bitmi? say?l?r ve s?ra Ebû Hanife'ye gelirdi. O, meseleyi yeniden izah ve tasvir ettikten, kendi delillerini ve ictihad?n? ortaya koyduktan, gerekli düzeltmeler yap?l?p cevaplar verildikten sonra, al?nan karar ço?u defa delillerden tecrit edilerek son derece veciz cümlelerle, bizat kendisi taraf?ndan imlâ ettirildi. Bu imlâ vecizeleri daha sonra f?k?h kaideleri hâline gelmi?tir (Hatîb, Tarihu Ba?dâd XI, 307 vd.; el-Kevserî a.g.e., I, 36 vd.). Ebû Hanife'nin bu ilim halkalar?nda ?slâm'?n bütün hükümleri yani ibâdât, muâmelât ve ukubâta âit emir ve yasaklar?n? yeni ba?tan gözden geçirilerek incelenmi?tir. Konular?na göre tasnîf edilip tedvîn edilen bu hüküm ve meseleleri Zâhiru'r-Rivâye ad?yla kaleme alan Muhammed b. Hasen e?-?eybânî'dir. (ö.189/805). e?-?eybânî daha küçük ya?ta iken Ebû Hanîfe'nin ilim meclislerinde haz?r bulunmaya ba?lam??; e?itimini daha sonra Ebû Yusuf'un yan?nda tamamlam??t?r. Ebû Hanife, ö?rencileri için ?öyle demi?tir: "?çlerinizde otuz alt? tane yeti?kin olan? var, onlardan yirmisekizi kad?l?k, alt?s? müftîlik, ikisi de hem ba?kad?l?k ve hem de fetvâ makam?na lây?kt?rlar (el-Bezzâzî, Menâk?b, II, 125). Bunlar da Ebû Yûsuf ve Züfer'dir"

Zâhiru'r-Rivâye kitaplar? alt? tane olup, daha sonraki bilginlere tevâtür yoluyla nakledilmi?tir. Bunlar; " el-Asl (veya el-Mebsût)", "el-Câmiu's-Sa?îr", " el-Câmiu'l-Kebîr" " es-Siyeru's-Sa?îr", "es-siyeru'l-Kebîr" ve "ez-Ziyâdât" adlar?n? al?rlar. Hanefi mezhebinin temellerini olu?turdu?u için bunlara "Mesâil-i usûl"de denilmi?tir. Zâhiru'r-Rivaye'de Ebû Hanife, Ebû Yûsuf ve ?mam Muhammed'in görü?leri toplan?r. Devrin özelli?i olarak Ebû Hanife f?k?h meselelerini talebelerine imlâ ettirmi? olmal?d?r. Bu alt? kitap metinlerinde kendisine isnad edelin meselelerin ona âit oldu?unda ?üphe yoktur. Hattâ meselelerin ifadesinde vecîz metinlere bile Ebû Hanife'nin sözü ve uslûbu olarak bak?labilir.

Zâhiru'r-Rivâye kitaplar? Hâkim e?-?ehîd Ebû Fazl Muhammed el-Mervezî (ö. 334/945) taraf?ndan k?salt?larak bir araya getirilmi? ve eser el-Kâfr ad?n? alm??t?r. Kendi devrinde bu eser Hanefi mezhebinin görü?lerini, meselelerini ö?renmek isteyene yeterli görülmü?tür. el-Kâf?, bir buçuk as?r kadar sonra ?emsü'l-Eimme es-Serahsî (ö. 490/1097) taraf?ndan ?erhedilmi? ve el-Mebsût isimli bu eser otuz cilt hâlinde bas?lm??t?r.

Ebû Hanife'nin kendisine isnad olunan ve günümüze ula?an kitaplar? dah çok akaid ve kelâm konular?na âittir. el-F?khu'l-Ekber, Kitâbü'l-Âlim ve'l-Müteallim, Kitâbü'r-Risâle, be? tane el-Ha?iyye kitab?, el-Kasidetü'n-Nu'mâniyye, Ma'rifetü'l-Mezâhib, Müsnedü'l-?mam Ebî Hanife (Bunlar?n rivâyet, nüsha ve ?erhleri için bk., Brockelmann, Gal? Fuad Sezgin, Gas; Halim Sâbit ?ibay, " Ebû Hanife ", ?A, IV, 26, 27).

Ebû Yûsuf ve ?mam Muhammed, mezhebin te?ekkülünde etkili olmu? büyük Hanefi müctehidleridir. Ebû Yûsuf, mal, vergi ve devlet hukukuna dair Kitabü'l-Harâc adl? eserini yazm??, hanefî me?hebinin devlet ricâli ve kitleler aras?nda yay?lmas?na katk?da bulunmu?tur. Abbâsî halifesi Hârun er-Re?îd zaman?nda "kâd?u'l-kudât (ba? kad?)" olmu?, böylece mezhebin icrâ ve kazâda uygulanmas? yolunu açm??t?r.

es-Serahsî'nin, el-Mebsût'undan sonra Hanefi f?kh?n? aç?klayan ve geli?tiren te'lifler devam etmi?tir. el-Kâsânî'nin (ö. 587/1191) Bedâyiu's-Sanayi' fi Tertîbi'?-?erâyî' adl? eseri son derece sistemli ve de?erli bir eserdir. Daha sonraki önemli te'lîf ve ?erhlerden baz?lar? da ?unlard?. el-Merginânî'nin (ö. 593/1197) el-Hidvye adl? eseri. Bunun ba?l?ca ?ehrleri ?bnü'l-Hümâm'?n (ö. 861/1457) Fethu'l-Kadîr, es Si?nak?'nin (te'lif: 700/1300) en-Nihâye, el-Bâbertî'nin (ö. 786/1384) el-?nâye ve el-Kurlânî'nin (ö. VIII/XIV. as?r) el-Kifâye adl? eserleridir. en-Nesefi'nin (ö. 710/1310) Kenzü'd-Dekâik'i sonraki önemli te'liflerden olup, yine ayn? müelif taraf?ndan, el-Nâf? ad?yla ?erhedilmi?tir. Di?er önemli ?erhleri; ez-Zeylaî'nin (ö. 743/1342) Tebyînü'l-Hakâik'i ile ?bn Nüceym el-M?srî'nin (ö. 970/1562) el-Bahru'r-Râik adl? eserlerdir. Osmanl?lar döneminde yaz?lan en önemli eserler ?unlard?r: Molla Hürsev'in (ö. 885/1480) ed-Dürer'i ve buna Vankulî (ö. 1000/1591) ile ba?kalar? taraf?ndan yaz?lan ?erhler, el-Halebî'nin (ö. 956/1549) el-Mülteka'l-Ebhur'u ile bunun ?eyhzâde (ö.1078/1667) taraf?ndan te'lif edilen Mecmau'l-Enhur adl? ?erhi. Timurtâ?î'nin (ö.1004/1595) Tenvîru'l-Ebsâr'? ile el-Haskefî'nin (ö. 1088/1677) ed-Dürrü'l-Muhtâr'?na yaz?lan ?erh ve ?bn Âbidîn (ö. 1252/ 1836) taraf?ndan yaz?lan Reddü'l-Muhtâr ale'd-Dürri'l-Muhtâr adl? büyük ?erh de önemli eserlerdendir. Yine Tanzimat devrinde Ahmed Cevdet Pa?a ba?kanl???ndaki bir komisyon taraf?ndan 1869-1876 y?llar? aras?nda haz?rlanan 1851 maddelik Mecelle medenî hukuk alan?nda meydana getirilmi? önemli bir çal??mad?r. Mecelle, ?ah?s, aile ve miras münâsebetlerine ve aynî haklara âit birçok önemli konular? f?k?h ve fetvâ kitaplar?na b?rakm??t?r. Mecelle'nin ?erhleri aras?nda; Ali Haydar Efendi'nin (ö.1355/1936) Düraru'l-Hukkâm adl? Türkçe ?erhi ile Mes'ud Efendi'nin (ö. 1310/1893) Arapça Mir'ât-? Mecelle'si zikredilebilir. 1875 M. tarihinde M?s?r adliye nâz?n Muhammed Kadri pa?a taraf?ndan tedvîn edilen el-Ahkâmü'?-?er'iyye ile 1917 tarihli Osmanl? Hukuk Âile Kararnâmesi di?er kanun mecelleleridir.

Hanefi mezhebinin özelliklerine gelince bizzak Ebû Hanife ictihad ederken takip etti?i usûlü ?u ?ekilde aç?klam??t?r: "Allah'?n kitab?ndakini al?r kabul ederim. Onda bulamazsam Rasûlullah'?n mûtemed alimlerce mâlûm, me?hur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam ashâb-? kiramdah diledi?im kimsenin re'yini al?r?m. Fakat i?, ?brahim en-Nehaî, e?-?a'bî, el-Hasenü'l-Basrî ve Atâ'ya gelince, ben de onlar gibi ictihad ederim" (el-Mekkî, Menâk?b, I, 74-78; ez-Zehebî, Menâk?b, s. 20-21). Ebû Hanife f?kh?; "ki?inin leh ve aleyhte olan?, yani iyi ve kötüyü tan?mak" diye tan?mlar ve meselelerin hükümlerini kitap, sünnet, icmâ ve k?yas delillerinden birisine ba?lar. Herhangi f?khî bir mesele önce Kur'ân âyetleri ile kar??la?t?r?l?r. Âyetin ?bâre, i?âre, iktizâ veya delâletinde bir ?ey varsa ona ba?l? olarak çözülürdü. Kur'ân'da bir çözüm bulunmazsa, sünnete ba?vurulur. Ancak Hanefilerin sünnetin Hz. Peygamber'e dayanmas?n? tâyin hususunda özel metotlar? vard?r. Bu usûle göre, her an'ane bir sünnet olmayabilir. Mütevâtir ve me?hur hadisler d???nda kalan haber-i vâhid ve mürsel hadisler özel incelemeye tâbi tutulur.

Ebû Hanife haber-i vâhidi (tek râvînin rivâyet etti?i hadis), râvînin güvenilir (sika), fakih ve adâletli olmas?; rivâyet etti?i ?eye ayk?r? bir amelde bulunmamas? ?art?yla kabul eder. Meselâ Ebû Hüreyre'nin (ö. 58/677) rivâyet etti?i; "Birinizin kab?na köpek batarsa, birisi temiz toprakla olmak üzere, onu yedi defa y?kas?n" (Buhârî, Vüdû', 33; Müslim, Tahâret, 89, 91, 92, 93) hadîsini Ebû Hanife kabul etmez. Çünkü Ebû Hüreyre bu hadisle amel etmez ve böyle bir kab? üç kere y?kamakla yetinirdi. Bu durum hadîsi rivâyet bak?m?ndan zay?flatmakta, hattâ, Ebû Hüreyre'ye isnad?n? bile ?üpheli bir duruma sokmaktad?r. Ebû Hanife'nin âhâd haberleri kabulde esas ald??? prensipleri ?öylece özetlemek mümkündür:

a) Ahâd haber, ?slâm hukukunun kaynaklar? tek tek incelendikten sonra elde edilecek ortak esaslara göre de?erlendirilir. E?er âhâd haber bu esaslarla çat???rsa, iki delilden daha kuvvetli olan? al?n?r; çat??an tek râvili haber terkedilerek sözkonusu esasa dayan?l?r ve böyle bir haber "?âz" say?l?r.

b) Âhâd haber Kur'ân'?n genel ifadesine (âmm'e) veya Kur'ân'da bulunan bir lâfza (zâhir anlama) ayk?r? dü?erse, haber terkedilerek Kitap'la amel edilir. Burada da iki delilden daha kuvvetli olan? tercih vard?r. Çünkü Kur'ân'?n sübûtu kat'îdir. Ebû Hanîfe'ye göre, delâlet bak?m?ndan Kur'ân'?n zâhirleri ve genel ifadeleri kesindir. Haber, Kur'ân'?n âmm ve zâhirine ayk?r? olmaks?z?n, onun mücmel'ini beyan ederse, bu haber kabul edilir. Bu, âhâd haberler Kur'ân'da olmayan bir hükmü ona ilâve anlâm?na gelmez.

c) Âhâd haberin me?hur sünnetle çat??mas? hâlinde, kuvvetli olan me?hur sünnet esas al?n?r.

d) Âhâd haber, kendisi gibi tek râvili bir haberle çeli?irse, râvisi daha bilgili ve fakîh olan tercih edilir.

d) ?ki haberden birisinde, senet veya metin bak?m?ndan fazlal?k varsa, ihtiyat yönü dü?ünülerek b?i fazlal?k kabul edilmez.

e) Âhâd haberle, kaç?n?lmas? imkans?z olan "umumî belvâ", yan? s?k s?k vukû buldu?u için herkesin yapmak zorunda kald??? hususlarda amel edilmez. Bu gibi durumlarda haberin mütevâtir veya me?hûr olmas? gerekir.

f) Yine Ebû Hanife âhâd haberlerin, seleften hiç kimse taraf?ndan tenkid ve ta'n'a u?ramamas?; râvînin onu i?itti?i andan rivâyet etti?i ana kadar ezberinde tutmas?, haberi kimden ald???n? hat?rlamamas? halinde, yaz?s?na güvenmemesi; ?üpheli hallerde uygulanmayan had cezalar?nda de?i?ik rivâyetler bulunursa, ihtiyat yönünün tercih edilmesi; ba?ka haberlerle desteklenene âhâd haberlerin al?nmas? gibi prensipler geli?tirmi?tir (M. Zahid el-Kevserî, a.g.e., I, 27, 28) Ayn? Müellif; Te'nîbü'l-Hatîb,1361 Kahire, s. 152-154).

Mürsel hadisler için de baz? ?artlar öngörülmü?tür. Senedi Hz. Peygamber'e ula?mayan ve senedinde kopukluk bulunan hadîse mürsel veya munkat?' hadis denir. ?âfiîler mürsel için birtak?m kabul ?artlar? öne sürerken; Ebû Hanîfe ve ?mam Mâlik mürsel hadisi kay?ts?z-?arts?z kabul eder. Yaln?z hadîsi rivâyet eden râvinin sika olmas?n? yeterli görürler. Di?er yandan mürsel hadis, kendisinden daha kuvvetli olan bir delille çat??mamal?d?r. ?slâm'?n ilk devirlerinde mürsel hadislerle amel edilmi?tir. Hattâ ?bn Cerîr et-Taberî (ö. 310/922), "mürsel haberi mutlak olarak reddetmek hicrî ikinci yüzy?l?n ba??nda ortaya ç?kan bir bid'att?r" demi?tir. Buhârî ve Müslim gibi mûteber hadisçiler eserlerinde mürsel hadislere yer vermi?ler, bunlar? delil olarak zikretmi?lerdir (Buharî, Ezân, 95; Ebû Zehra, Usûlü'l-F?kh, s. 111).

Ebû Hanife'n?n az hadis bildi?ini, hadise gereken önemi vermedi?ini veya hadislere muhâlefet etti?ini, ya da zay?f hadisleri ald???n? öne sürenler, mezhep imamlar?n?n hadisleri kabul için ileri sürdükleri ?artlar? tetkik etmeyen kimselerdir. Fitne ve yalan?n yayg?n oldu?u bir devirde, Hz. Peygamber ?öyle buyurdu, diyerek hadis nakleden herkesin rivâyet etti?i hadîsi kabul edenler, Hanefîlerin hadislere muhâlefet etti?ini san?rlar. Halbuki onlar, kitap, sünnet ve sahâbilerin hükümleri gibi nass'lar?n kaynaklar?n? ara?t?rmada son derece titizlik göstermi?ler; nass'a dayanan ve kabule lây?k görülen, birbirine benzer meseleleri ç?kard?klar? temel prensibe dayand?rarak bir kaide alt?nda toplam??lard?r. Tarafs?z âlimlerin incelemesini göre, Ebû Hanife'nin ictihad ?ûrâs?nda kendisine yard?mc? olan hadis hâf?zlar?n?n bulundu?u ve ictihadlar?nda bizzat üstadlar?ndan ö?rendi?i dört bin kadar hadis kulland??? aç??a ç?km??t?r. Onun baz? hadisleri reddetmesi, hadisin s?hhati için ileri sürdü?ü ?artlara bu hadislerin uymamas? yüzündendir. Ebû Hanife sahih hadîsi reddetmek bir yana, mürsel ve zay?f hadisleri bile k?yasa tercih etmi?tir (?bn Hazm, el-?hkâm fi Usüli'l-Ahkâm, N?r. A.M. ?akir M?s?r (t.y.), s. 929; el-Kevserî, Te'nîb, s. 152; Mekkî, Menâk?b, II, 96).

Ebû Hanife ictihadlar?nda k?yas ve istihsana çok yer vermi?tir. K?yas; hakk?nda Kur'ân ve sünnette hüküm bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralar?ndaki ortak illet dolay?s?yla, hakk?nda nass bulunan meselenin hükmüne ba?lamak demektir. Asl?nda daha önce sahâbe devrinden müctehid imamlar devrine kadar k?yasa ba?vurulmu?tu. Ebû Hanife'nin yapt???, k?yas? kaidele?tirmek, çok kullanmak ve henüz meydana gelmemi? hâdiselere de uygulamaktan ibarettir (?bnü'l-Kayyim, ?'lâmü'l-Muvakk?în, l, 77, 227).

K?yas uygun dü?meyen yerde Ebû Hanife istihsan yapard?. Ebû'l-Hasen el-Kerhî (ö. 340/951) ?stihsân? ?öyle tarif eder: "Müctehidin daha kuvvetli gördü?ü bir husustan dolay?, bir meselede benzerlerin hükmünden ba?ka bir hükme ba?vurmas?d?r" (Ebû Zehra, a.g.e., s. 262). ?mam Mâlik; "?stihsan ilmin onda dokuzudur" derken; ?mam ?afiî, istihsan? ?er'i bir delil saymam? ve onu " Bir kimsenin keyfine göre bir ?eyi be?enmesi, ho? ve güzel bulmas?d?r"sözleriyle reddetmi?tir. Hattâ o, el-Ümm adl? eserinde, "Kitâbü ?btâli'l-?stihsân" ba?l?kl? bir bölüm ay?rarak, istihsâna hücum etmi?tir (bk. el-Ümm, VII,267-277). ?bn Hazm'a göre istihsan; "Nefsin arzulad??? ve be?endi?i ?ekilde hükmetmektir" (?bn Hazm el-?hkâm, s. 22; ?bn Hazm ?btâlü'l-K?yâs, s. 5-6)

Ancak hiçbir ?slâm hukukçusu, bu arada Hanefiler istihsân? bu ?ekilde anlamam??lard?r. Aksi görü?te olanlar yanl?? anlad?klar? için tenkitte bulunmu?lard?r. K?yas? kabul edenler aras?nda Hanefilerin kastetti?i anlamda istihsan yapmayan yoktur. ?afiilerin istihsân?n aleyhinde öne sürdükleri deliller, do?ru bulunursa, bu onlar?n benimsedi?i k?yas? da geçersiz k?lar (M. Ebû Zehra, Usûlü'l-F?kh, s. 270 vd.)

el-Kevserî'nin, Ebû Bekir er-Râzi'den (ö. 370/980) nakline göre, istihsan iki alanda cereyan eder. a) ?ctihad ve re'yimize b?rak?lm?? miktarlar?n miktar ve tespitinde re'yimizi kullanmak. Mehir, nafaka, tazminat bedeli, yasak ava kar??l?k kesilecek hayvan?n takdirlerinde oldu?u gibi. b) Daha kuvvetli bir delilden dolay? k?yas? terketmek. es-Serahsî (ö. 490/ 1097) bunu ?öyle aç?klar: "Gerçekte istihsan iki k?yastan ibaret olup, birisi aç?k (celî) ve etkisi zay?ft?r. Buna "k?yas" ad? verilir. Ötekisi kapal? (hafî) ve etkisi kuvvetlidir. Buna da "?stihsân" ad? verilir, yani "k?yas-? müstahsen" denilir. Bunlarda tercih, tesire göre olup, aç?kl?k ve kapal?l?k sebebiyle de?ildir" (es-Serahsî, el-Mebsût, X, 145; el-Kevserî a.g.e., I, 24-27).

Yukar?daki k?yasa ?u örne?i verebiliriz: Kurt vb. y?rt?c? hayvanlar?n etleri haram oldu?u gibi, içtikleri suyun art??? da haramd?r. Ayn? ?ekilde y?rt?c? ku?lar?n da hem etleri, hem de art?klar? haramd?r. Bu zâhir (aç?k) k?yas?n bir sonucudur. ?stihsana göre ise, hafi (gizli) k?yas yoluna gidilerek, ba?ka bir sonuca ula??l?r. ?öyle ki; y?rt?c? hayvanlar?n art?klar? salyalar? kar??t??? için pistir, çünkü salyalar? onlar?n pis olan etlerinden meydana gelmektedir. Y?rt?c? ku?lar ise, suyu gagalar?yla içtikleri için art?klar? salyalar?yla temas etmez. Gagalar? de kemik oldu?u için art?kta herhangi bir eser b?rakmaz. Buna göre, istihsânen y?rt?c? ku?lar?n art??? olan su pislenmez, ancak ihtiyat bak?m?ndan böyle bir suya mekruh denilir.

Bazan ?er'i bir delille çat??an k?yas terkedilerek istihsan yoluna gidilir. K?yasa göre, unutarak yiyip içen kimsenin orucu bozulur, fakat bu kimsenin orucunu bozulmayaca??na dair Hz. Peygamber'den rivâyet edilen bir hadis (Buharî, Savm, 26; Müslim, S?yam,171) sebebiyle k?yas terkedilmi?tir. Yine namazda kahkaha ile gülenin, k?yasa göre yaln?z namaz?n?n bozulmas? gerekirken, hadisle abdestinin de bozulaca?? bildirilmi?tir. (Zeylaî, Nasbu'r-Raye, I, 47). ?stisnâ' (sanatkâra bir i? ?smarlama) akdinde, akde konu olan ?ey, akid s?ras?nda mevcut olmad??? için k?yasa göre akdin bât?l olmas? gerekirken, her devirde bu türlü akitle muâmele yap?lageldi?inden, onun s?hhati üzerinde icmâ' veya örf te?ekkül etmi? ve bu yüzden k?yas terkedilmi?tir. Bazan zarûret yüzünden k?yas terkedilerek istihsan yap?l?r. Meselâ; kad?n?n bütün vücudu mahremdir. Fakat, hastal?k hâlinde doktorun onun baz? uzuvlar?na bakmas? câiz olur. Burada, "zarûretler haram olan ?eyleri mübah k?lar" kaidesi uygulan?r. Yukar?daki örneklerden de anla??laca?? gibi, Hanefilerin uygulad??? istihsan ya nass'a, ya k?yasa, ya icmâ'a yahut da zarûrete dayanmaktad?r. Bu temele dayanan istihsân?, ba?ka kavramlar alt?nda da olsa ?âfiîlerin de kabul etmesi gerekir. ?âfiî'nin itirazlar? belki, sadece örf sebebiyle istihsan çe?idini içine alabilir. Çünkü örfün hüküm istinbât? için bir temel te?kil edip etmemesi bu iki mezhep aras?nda ihtilâfl?d?r (bk. e?-?âfiî, el-Ümm, VII, 267 vd.; el-Kevserî, a.g.e., I, 23-27; es-Serahsî, el-Mebsût, X, 145; es-Serahsî, el-Usûl, II, 201; Ebû Zehra, Usûlü'l-F?kh, s. 263-273).

Hanefî mezhebi Irak'ta do?mu? ve Abbâsîler devrinde ülkenin ba?l?ca f?k?h mezhebi olmu?tur. Mezhep özellikle do?uya do?ru yay?larak Horasan ve Mâverâunnehir'de en büyük geli?mesini göstermi?tir. Birçok ünlü Hanefî hukukçu bu ülkelere mensuptur. Ma?rib'te Hanefîler V. yüzy?la kadar Mâlikîlerle beraber bulunuyorlard?. Sicilya'da ise hâkim durumda idiler. Abbasîlerden sonra Hanefi mezhebinde bir gerileme görülmü?se de, Osmanl? devletinin kurulmas?yla yeniden geli?me olmu?; Osmanl? s?n?rlar? içinde, halk? ba?ka bir mezhebe ba?l? olan yerlere bile, ?stanbul'dan Hanefi mezhebine sâlik hâkimlerin gönderilmesi, mezhebe buralarda resmîlik kazand?rm??t?r (M?s?r ve Tunus'ta oldu?u gibi). Günümüzde Afganistan, Pakistan, Türkistan, Buhara, Semerkand gibi Orta Asya ülkelerinde hanefîlik hakimdir. Bugün Türkiye ve Balkan Türkleri", Arnavutluk, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya müslümanlar? genel olarak Halefîdirler. Hicaz, Suriye Yemen'in, Aden bölgesindeki müslümanlar?n bir k?sm? da Hanefidir (Ebû Zehra, Ebû Hanife, terc. O, Keskio?lu, ?st. 1966, s. 473 vd.).
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla  
 
önceki Konu | sonraki Konu


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:57 AM .


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0
Forum program Divx haber youtube

Nokia

Oyun

Program Download Merkezi

Divx-Mp4

Message Boards and Forums Directory

[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]

[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524