![]() |
|
|
| ||||||
|
Görüntüleme: 64 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| S-Administrator ![]() ![]() Çapkın-12 Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Feb 2006 Nerden: aydın Mesajlar: 4.515
Rep Gücü: 58
Rep Puanı: 58
Rep Derecesi: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ?AF?? MEZHEHBi ?mam ?afiî (ö. 204/819)'ye nispet edilen f?k?h ekolü. ?afiî'nin künyesi, Ebû Abdullah Muhammed b. ?drîs elKure?î el-Hâ?imî el-Muttalibî b. Abbas b. Osman b. ?âfi' olup H. 150'de Gazze'de do?mu?tur. Hz. Peygamber'in dördüncü bat?ndan dedesi Abdu Menâf'?n dokuzuncu göbekten torunudur. ?mam ?afiî'nin do?um y?l? Ebû Hanîfe'nin (ö. 150/767) vefat y?l?na rastlar. Babas? ?dris bir i? için Filistin'deki Gazze'ye gitmi? ve orada iken vefat etmi?ti. Do?umundan iki y?l sonra annesi onu al?p baba vatan? olan Mekke'ye getirdi. Küçük ya?ta Kur'an-? Kerim'i h?fzetti. Fasih Arapça konu?an Huzeyl kabilesi aras?nda ?iir ve edeb ö?rendi. Sonra Mekke müftîsi Müslim b. Hâlid ez-Zenâ'den ders alarak, onun yan?nda fetva verecek duruma geldi. O zaman on be? ya?lar?nda idi. Bundan sonra Medine'ye gitti. Orada müctehid ?mam Mâlik b. Enes (ö. 179/795) f?k?hta üstad idi. Mâlik, kendi eseri olan el-Muvatta'?, ?mam ?afiî'nin ezbere okudu?unu görünce hayretini gizleyememi?ti. ?mam ?afiî, Süfyan b. Uyeyne, Fudayl b. Iyâz'dan, amcas? Muhammed b. ?âfi' ve ba?kalar?ndan hadis rivayet etti. Muhammed b. el-Hasan'dan Irak fakihlerinin kitaplar?n? ald?. Onunla f?khî konularda münazaralarda bulundu. 187 H.'de Mekke'de, 195 H. de Ba?dâd'ta Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) ile görü?tü. Böylece Hanbelî f?kh?na, usûlüne, nâsih ve mensûh konusuna muttali oldu. Sonra Ba?dad'ta "?mam ?afiî'nin eski mezhebi" denilen görü?lerini ortaya koydu. 200 H.de M?s?r'a geçti ve "Yeni Mezheb" denilen görü?lerini tasnif etti. Orada iken 204/819'da vefat ederek Karafe denilen yere defnedildi. ?mam ?afiî ilk olarak f?k?h usulünü tedvin etmi? ve bu konuda "erRisâle" yi yazm??t?r. el-Hucce isimli eseri Irak'taki, "el-Ümm" ise M?s?r'daki görü?lerini kapsar. ?mam ?afiî mutlak, ba??ms?z bir müctehid olup, f?k?h, hadis ve usûlde imamd?. O, Hicaz ve Irak f?kh?n? birle?tirici bir yol izledi. Ahmed b. Hanbel onun hakk?nda; "?afiî, Allah'?n kitab? ve Rasûlünün sünneti konusunda insanlar?n en fakihi idi" demi?tir. (Vehbe ez-Zühayl?, el-F?khu'l-?slâmi ve Edilletüh, Dimask 1405/1985, I, 36,37). ?afiî Mezhebinin Usûlü Delil olarak Kitap, Sünnet, ?cmâ ve K?yas'a dayan?r. ?afiî, Hanefi ve Malikîlerin ald??? "?stihsan"? reddeder ve "kim istihsan yaparsa kendisi ?eriat koymu? olur" derdi. Masâlih-i Mürsele'yi ve Medinelilerin amelini delil almay? da reddederdi. Ba?dad'l?lar ona "Sünnetin Yard?mc?s?" lakab?n? vermi?lerdi. ?mam ?afiî'nin "eski mezhebi"ni kendisinden dört Irakl? arkada?? rivayet etmi?tir. Bunlar Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr, Za'ferânî ve Kerâbîsî'dir. el-Ümm'de yer alan "yeni mezhebi"ni ?u M?s?rl? arkada?lar? rivayet etmi?tir: el-Müzenî, el-Buveytî, er-Rabîu'l-Ceyzî, er-Rabî' b. Süleymân ve ba?kalar?. ?afiîlerde fetvaya esas olan yeni mezhep görü?leridir. Çünkü ?mam ?afiî eski görü?lerinden rucû' etmi? ve "Benden kim bunlar? rivayet ederse ona hakk?m? helal etmem" demi?tir. Ancak basit on be? kadar mesele bundan müstesnad?r. Di?er yandan ?mam ?afiî'nin; "Hadis sahih olunca, benim mezhebim odur. Böyle bir durumda, hadisle çat??an bana ait sözü duvara çarp?n" (ez-Zühaylî, a.g.e., 1, 37; Muhammed Ebû Zehra, Kitabü'?- ?afiî, 149 vd.) dedi?i bildirilir. ?afiî'nin F?k?h Usûlünü Tedvini Ayet ve hadislerden hüküm ç?karmada, günlük fürû ?er'î problemleri çözmede sahabe devrinden itibaren bir tak?m usûl kurallar?na uyuluyordu. ?lk müctehid imamlar?n devrinde de sözlü olarak nesih kaideleri, mutlak, mukayyed, umum, husus gibi metotla ilgili bilgiler hüküm ç?karmada esas al?n?yordu. Ancak bunlar tedvin edilerek yaz?l? bir eser haline getirilmemi?ti. ??te ?mam ?afiî ilk olarak ûsul konular?n? kaleme alarak "er-Risâle"sini meydana getirdi. Çünkü ?afiî, sahabe, tâbiîn ve kendinden önceki f?k?h bilginlerinden intikal eden f?k?h servetini haz?r bulmu?, ?mam Mâlik'ten ald??? Medine f?kh? ile ?mam Muhammed arac?l??? ile ald??? Irak f?kh?n? birle?tirici bir yol izlemi?tir. Kendi yeti?ti?i çevre olan Mekke f?kh?n? da iyi bildi?i için, f?k?htaki bu sa?lam alt yap? sebebiyle, f?kh?n genel metotlar?n? belirleme yetene?ini kazanm?? ve bunun sonucunda f?k?h usûlünü tedvin etmi?tir. Mezheplerde f?kh?n, usûlden önce tedvin edilmi? olmas?nda bir tuhafl?k yoktur. Çünkü hükümlerde as?l konu f?k?ht?r. Usûl ise bir metot ilmi olup, mant?k gibi, akl?n do?ru ile yanl??? ay?rdetme niteli?i gibi do?u?tan vard?r. Ayn? konuda birbiri ile çeli?en iki âyet olunca, sonra inenin öncekini neshetmesi, genel hükmün özel hükümle s?n?rland?r?lmas? gibi. ?afiî, dili iyi bildi?i için âyet ve hadislerden hüküm ç?karabilmi?, Kur'an'?n tercüman? olarak bilinen Abdullah b. Abbas'?n ilminin nakledildi?i Mekke'de yeti?ti?i için nesih konusunu ö?renmi?tir. ?afiîlerin usûlüne mütekellimlerin usûlü de denilmi?tir. Çünkü bunlar?n usûle dair çal??malar? tamamen teoriktir. Mezhep gayreti onlar?n metodunu etkilememi?tir. Meselâ; ?afiî, sükûtî icma? kabul etmez. el-Âmidî (ö. 631/1233) ise ?afiî mezhebinden oldu?u halde "el-?hkâm" adl? eserinde sükûtî icma? tercih eder (el-Âmid?, el-?hkâmî Usûli'l-Ahkâm, Kahire (t.y), I, 265). Bu usûl, kelâm ilminin metot ve konusundan istifade etti?i, felsefi ve mant?kî yönleri bulundu?u için "mütekellimlerin metodu" olarak nitelenmi?tir. Meselâ; kelâm konusuna giren iyi ile kötünün ak?l ile bilinip bilinemeyece?i, peygamberlerin peygamberlikten önce ismet s?fat?na sahip (ma'sûm) olup olmad??? ve benzeri konular da tart???lm??t?r. ?afiî veya kelamc?lar?n metodu ile yaz?lm?? en eski ve en önemli eserlerin üç tanesi ?unlard?r. 1) Mu'tezile ekolünden Ebu'l-Hüseyn Muhammed b. Alî el-Basrî'nin (ö.463/1071) Kitâbü'l-Mu'temed'i,” 2) ?afiî ekolünden ?mâmü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin (ö.487/1085) "Kitâbü'l-Bürhân"?, 3), ?mam el-Gazzalî'nin (ö.505/1111) "el-Mustasfâ"s?. Bu üç kitab? Fahruddin er-Râzî (ö. 606/1209) özetlemi? ve baz? ekler yaparak eserine "el-Mahsal " ad?n? vermi?tir. Seyfüddin el-Âmidi'nin (ö. 631/1233) "el-?hkâm" adl? eseri de ayn? nitelikte birle?tirici ve özet bir eserdir. Daha sonra el-Mahsûl'ü, Siracüddin el-Urmevî (ö.682/1283) "et-Tahsîl", Tâcüddîn el-Urmevî (ö. 656/1258) ise "el-Hâs?l " adl? kitaplar?nda özetlediler. Sihâbuddîn el-Karafi (ö.684/1285) bu iki kitaptan önemli gördü?ü baz? temel bilgi ve kurallar? alarak bunlar? "et-Tenkihât" ad?n? verdi?i küçük bir eserde toplad?. Abdullah b. Ömer el-Beyzâvî (ö.685/1286) de bunun bir benzerini yapt?. el-Âmidî'nin el-?hkâm'?n? ise ?bn Hâcib (ö. 846/1442) "Müntehâ 's-Sül ve'l-Emel" adl? kitab?nda, bunu da "Muhtasaru'l-Müntehâ" isimli eserinde özetledi. Daha sonra bu özet eserleri bunlara yaz?lan ?erhler izledi. ?afiî F?kh?n?n Dayand??? Kaynaklar ?mam ?afiî ictihadlar?n? dayand?rd??? delilleri "el-Ümm"de ?öyle belirlemi?tir: "?lim çe?itli derecelere ayr?l?r. Birincisi, Kitap ve sabit olan Sünnettir. ?kincisi, Kitap ve Sünnet'te hüküm bulunmayan meselelerde ?cmâ'd?r. Üçüncüsü baz? sahabîlerin sözleridir. Ancak bu sahabe sözleri aras?nda çeli?ki bulunmamal?d?r. Dördüncüsü, ashab-? kiram aras?nda ihtilafl? kalan sözlerdir. Be?incisi, K?yas't?r. Bu da temelde Kitap ve Sünnet'e dayan?r. ??te ilim bu derecelerden en üst olan?ndan elde edilir" (e?-?afiî, elÜmm, Kahire 1321-1325, VII, 246). Buna göre, ?afiî ekolü Kitap ve Sünneti ?slâm hukukunun as?l kayna?? olarak kabul etmektedir. Çünkü di?er deliller de temelde bu iki delile dayan?r ve bunlara ayk?r? olamaz. ?afiî, Kitap ve sabit olan Sünneti ayn? s?rada delil kabul eder. Çünkü Sünnet Kur'an'?n beyan?n? tamamlar, k?sa anlat?mlar?n? (mücmel) geni?letir ve baz? kimselerin kavrayamayaca?? inceliklerini aç?klar. Buna göre, Sünnetin aç?klay?c? durumunda olabilmesi için ilim bak?m?ndan aç?klad??? ?eyin derecesinde olmas? gerekir. Birçok sahabîler de hadise bu gözle bak?yordu. Ancak bu durum, ?mam ?afiî'nin Sünneti her yönden Kur'an'a denk sayd??? anlam?na gelmez. Çünkü her ?eyden önce Kur'an Allah kelâm?, Sünnet Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirleridir. Kur'an ibadet amac?yla okunur, Sünnet bu maksatla okunmaz. Kur'an tevatür yoluyla sabittir. Sünnetin önemli bir bölümü tevatüre dayanmaz. ?mam ?afiî'ye göre Sünnet Kur'an'?n dal? mesabesindedir. Bu yüzden gücünü Kur'an'dan al?r, onu destekler ve tamamlar. Bu bak?mdan aç?klayanla aç?klanan birbirine denk olmal?d?r. Ancak bunun için, Sünnet sa?lam olmal?d?r. Bu yüzden, Ahâd ve Mürsel hadisler, birinciler kadar kuvvetli de?ildir. Di?er yandan ?afiî, inanç esaslar?n? belirlemede Sünnetin Kur'an derecesinde olmad???n? aç?kça ifade etmi?tir (M. Ebû Zehra, ?slâm'da F?kh? Mezhepler Tarihi, Terc. Abdülkadir ?ener, ?stanbul 1978, s. 336, 337) ?afiîlerin Âhâd Hadisi Delil Almas? Bir, iki veya daha fazla sahabî taraf?ndan rivayet edilen ve me?hur hadisin ?artlar?n? ta??mayan haberlere "âhâd hadis" denir. Hanefiler, senedinde kopukluk olmayan hadisleri mütevatir, me?hur ve âhâd olmak üzere üçe ay?r?rlar. Di?er ço?unluk müctehidlere göre ise, Sünnet, mütevatir ve âhâd olmak üzere ikidir. Me?hur sünnet ise ba?l? ba??na bir çe?it olmay?p âhâd sünnet kabilindendir. Çünkü me?hur sünnette ilk tabaka ravileri tevatür say?s?na ula?mamaktad?r. Ço?unlu?a göre âhâd sünnet; garîb, azîz ve müstefîz olmak üzere üçe ayr?l?r. Garîb; her üç tabakada veya herhangi bir tabakada râvî say?s? tek olan hadistir. Azîz hadis; her üç tabakada sadece iki râvî taraf?ndan rivayet edilen veya di?er tabaka yahut tabakalarda ikiden çok olsa bile tabakalardan birinde râvî say?s? iki olan hadistir. Müstefîz hadis ise; her üç tabakada üç veya daha çok ki?i taraf?ndan rivayet edilen hadistir. ?mam ?afiî âhâd haberi delil olarak al?rken sadece senedin sahih ve kesintisiz olmas?n? yeterli görür. O, Hanefiler gibi âhâd hadis ravisinin fakih olmas?, rivayet etti?i hadisle amel etmesi ve genel kurallara uygun dü?mesi, ?mam Mâlik'in ileri sürdü?ü Medinelilerin ameline uygun dü?mesi gibi ?artlar? öngörmez. ?mam ?afiî hadisi savunurken âhâd haberlerin de delil al?nmas? gerekti?ini ?u delillerle ortaya koymu?tur: 1. Hz. Peygamber, ?slâm'a davet için tevatür say?s?nda olmayan tek tek elçiler göndermi?tir. Bu elçilere, say?lar?n?n yetersiz oldu?unu ileri sürerek kar?? ç?kan olmam??t?r. 2. Mal, can ve kanla ilgili davalarda iki ki?inin ?ahitli?i ile karar verilmektedir (bk. el-Bakara,2/282). Halbuki iki ki?i tevatür say?s?nda de?ildir. 3. Hz. Peygamber, kendisinden hadis i?itenlere, bir ki?i bile olsa bunu ba?kas?na rivayet etme izni vermi?, hatta buna özendirmi?tir. Hadiste ?öyle buyurulur: "Allah Teâlâ benden bir söz i?itip bunu ba?kalar?na tebli? edeni nurland?rs?n" (Tirmizi, ?lim, 7; Ebû Dâvûd, ?lim, 10; ?bn Mâce, Mukaddime, 18; Menâsik, 46; Ahmed b. Hanbel, I, 437,V,183). Di?er yandan Vedâ hacc? s?ras?nda irad edilen hutbede de; haz?r bulunanlar?n, bulunmayanlara tebli? etmesi, kendisine tebli? ula?anlar?n, hükümleri ula?t?ranlardan daha iyi kavramalar?n?n mümkün oldu?u belirtilmi?tir (Buhârî, Alim, 9, 10, 37; Hacc, 132, Sayd, 8; Edâhî, 5; Megâzî, 51; Fiten, 8; Tevhid, 24; Müslim, Hacc, 446; Kasâme, 29,30; Ebû Dâvud, Tatavvu', 10; Tirmizî, Hacc, 1; Nesâî, Hacc, 111). 4. Sahabîler Hz. Peygamber'in hadislerini, birbirinden tek tek rivayet etmi?ler, birçok kimse taraf?ndan rivayeti ?art ko?mam??lard?r (Ebû Zehra, a.g.e., 339, 340). ?mam ?afiî'nin Mürsel Hadisi Delil Al??? Senedinde kopukluk olan hadise "Mürsel Hadis" denir. Tabiînden olan birisinin sahabeyi; tebe-i tabiînden olan bir ravinin de tabiîn veya sahabeyi atlayarak do?rudan Hz. Peygamber'den i?itmi? gibi hadis nakletmeleri halinde bu çe?it hadis söz konusu olur. Ebû Hanife ve ?mam Mâlik, bu çe?it hadisleri, rivayet eden râvi güvenilir olursa, ba?ka bir ?art öne sürmeksizin kabul ederler. ?mam ?afiî ise mürsel hadisi, bunu rivayet eden tâbiî Medineli Saîd b. el-Müseyyeb ve Irakl? Hasan el-Basrî gibi me?hur ve bir çok sahabî ile görü?en bir tabiî ise kabul eder. Ayr?ca hadisin ?u nitelikleri ta??mas?n? da ?art ko?ar: 1. Mürsel hadisi, senedi tam ve ayn? anlamda ba?ka bir hadis desteklemelidir. 2. Mürseli, ilim adamlar?n?n kabul etti?i ba?ka bir mürsel hadis desteklemelidir. 3.Mürsel hadis, baz? sahabe sözüne uygun dü?melidir. 4. ?lim ehli, mürsel hadisi kabul edip ço?u onunla fetva vermi? olmal?d?r. Ancak mürsel hadisle, senedi tam olan hadis çak???rsa, bu sonuncusu tercih edilir (M. Ebû Zehra, Usûlü'lF?kh, Dâru'l-Fikri'l-Arabî tab' 1377/1958, ts., 111,112). Uygulamadan örnek: Hz. Âi?e (ö. 58/677)'den ?öyle dedi?i rivayet edilmi?tir: "Hafsa'ya bir yiyecek hediye edildi. O s?rada ikimiz de oruçlu idik. Bu yiyecekle orucumuzu bozduk. Sonra Rasûlüllah (s.a.s) yan?m?za girdi. Ona durumu anlatt?k. Allah'?n Rasûlü ?öyle buyurdu: "Zarar? yok, onun yerine ba?ka bir gün oruç tutun". Bu hadis mürseldir. Çünkü ez-Zuhrî (ö. 124/741) bunu Hz. Âi?e'den rivayet etmi?, halbuki onu bizzat Hz. Âi?e'den duymam??, Urve b. ez-Zübeyr'den duymu?tur (e?-,Sevkânî, Neylü'l-Evtâr, IV, 319). ?mam ?afiî bu yüzden mürsel olan bu hadisle amel etmez ve nâfile oruç tutan kimsenin, orucu bozmas? hâlinde, ba?ka bir günde kaza etmesi gerekmedi?ini söyler. Di?er yandan yine ez-Zührî'nin rivayet etti?i; "Rehin b?rakan ki?i borcunu ödemeyince, rehnedilen ?ey rehin b?rakan?n mülkü olmaktan ç?kmaz. Rehnedilen ?eyin menfaat ve hasan rehnedene aittir" (?bn Mâce, Rûhûn, 3; Zeylaî, Nasbu'r-Râye, IV, 319-321) hadisini ise, ravisi Said b. el-Müseyyeb me?hur oldu?u için kabul eder. Buna göre, rehin, rehin alan?n yan?nda bir emanet hükmündedir. Onun korunmas? konusunda kendisinin bir kas?t veya kusuru olmadan rehnedilen ?ey hasara u?rarsa rehin b?rakan?n borcunda bir eksilme olmaz (Zekiyüddin ?a'ban, Usûlü'l-F?kh, Terc. ?brahim Kâfi Dönmez, Ankara 1990, 80,81). ?afiî'nin Sükûtî ?cma'? Delil Almay??? ?cma sarih ve sükûtî diye ikiye ayr?l?r. Birincinin delil olu?unda bir görü? ayr?l??? yoktur. Sükûtî icma'; ?er'i bir meselede bir veya birkaç müctehidin görü? belirttikten sonra, bu görü?e muttali olan o devirdeki di?er müctehidlerin aç?k ?ekilde bir kat?lma veya kar?? ç?kmada bulunmaks?z?n susmalar?d?r. Mâlikîlere ve son görü?ünde ?mam ?afiî'ye göre sükûtî icmâ delil say?lmaz. Çünkü müctehidlerin bir konuda susmas?, onlar?n aç?klanan görü?e kat?ld?klar?n? gösterebilece?i gibi, ba?ka bir nedene de dayanabilir. Henüz o mesele ile ilgili ictihadî bir kanaate varmam?? olmas?, görü?ünü aç?klayan müctehidden çekinmesi veya görü?ünü aç?klad??? taktirde bir zarara maruz kalma korkusunun bulunmas? susma nedenleri aras?nda olabilir. K?saca, ittifak gerçekle?medikçe icma'?n varl???ndan söz edilemez. ?âfiîlerden sükûti icma'? kabul eden el-Âmîdi de buna "zanni delil" deyimini kullan?r (M. Ebû Zehra, e?-?afiî, Terc. Osman Keskio?lu, Ankara 1969, s. 252 vd.). ?afiî Ekolünün ?stihsana Kar?? Ç?kmas? ?stihsan; müctehidin bir meselede, kendi kanaatince o meselenin benzerlerinde verdi?i hükümden vazgeçmesini gerektiren nass, icmâ, zarûret, gizli k?yas, örf veya maslahat gibi bir delile dayanarak o hükmü b?rak?p ba?ka bir hüküm vermesidir. ?mam ?âfiî istihsana kar?? ç?km?? ve bu konuda "?btalu'l-?stiksan" adl? bir risale yazm??t?r. Bu eserde ?öyle der: "Allah'?n, Rasûlünün ve Müslümanlar toplulu?unun hükmü olarak bütün bu zikrettiklerim gösteriyor ki, hâkim veya müftî olmak isteyen kimsenin ancak ba?lay?c? bir delille hüküm ve fetva vermesi caiz olur. Bu da Kitap, Sünnet veya ilim sahiplerinin ihtilafs?z olarak söyledikleri bir görü? yahut bunlardan baz?s?na k?yas yapma yolu ile olur. ?stihsan ile fetva verilmez. ?stihsan ba?lay?c? olmaz, o bu anlamlardan birisini de ta??maz". ?âfiî'nin "Cimâu'l-?lm" "er Risâle" veya el-Ümm" kitab?nda da bu sözlerin benzerlerini bulmak mümkündür. Hanefîler istihsan? geni? ölçüde kullanm??, Mâlikîler de bu konuda onlar? izlemi?tir. ?mam ?âfiî ise "?stihsan yapan kendi ba??na din koymu? olur" diyerek ?u delillere dayanmak suretiyle istihsana kar?? ç?km??t?r: 1. ?er'î hükümler ya do?rudan nass'a (âyet-hadis) veya k?yas yoluyla nass'a dayan?r. ?stihsan bunlardan birisine dahilse ayr? bir terime ihtiyaç olmaz. Aksi halde Cenab-? Hakk?n baz? konularda bo?luk b?rakt??? sonucu ç?kar ki bu, "?nsan ba??bo? b?rak?ld???n? m? san?r?” (el-K?yâme, 75/36) âyeti ile çeli?ir. 2. Kur'an'da Allah ve Rasûlüne itaat emredilmekte, nefsî isteklere uyulmas? yasaklanmakta ve anla?mazl?k ç?kt??? takdirde yine Kitap ve Sünnete ba?vurulmas? istenmektedir (en-Nisâ, 4/59) 3. Hz. Peygamber istihsan ile fetva vermez, hevas?ndan konu?mazd?. Nitekim e?ine; "Sen bana anam?n s?rt? gibisin" diyen kimsenin sorusuna fetva vermemi?, "Z?hâr" âyeti (el-Mücâdele, 58/1-4) gelinceye kadar beklemi?tir. 4. Hz. Peygamber, kendi kanaatlerine göre, bir a?aca s???nan bir mü?riki öldüren sahabîleri, yine öldürülme korkusuyla "Lâ ilâhe illallah" diyen ?ahs? öldüren Usâme (r.a)'?n bu davran???n? uygun görmemi?tir. 5. ?stihsan?n bir kural?, hak ile bât?l? kar??la?t?racak bir ölçüsü yoktur. Serbest b?rak?l?rsa, ayn? konuda farkl? bir çok fetvalar ortaya ç?kar. 6. Sadece akla dayanan bir istihsan anlay??? ortaya ç?karsa, Kitap ve Sünnet bilgisi olmayanlar?n da bu metodu kullanmalar? caiz olurdu (e?-?âfiî, el-Ümm, VI, 303, VII, 271 vd.; Ebû Zehra, Usûlü'l-F?kh, 271 vd.). Ancak burada ?mam ?âfii'nin reddetti?i istihsan? ?er'î bir delile dayanmaks?z?n, ?ahsî arzuya ve sübjektif dü?üncelere göre hüküm vermek olarak de?erlendirmek gerekir. ?üphesiz böyle bir istihsan Hanefilerin de kabul etmedi?i bir ?ekildir. Nitekim Hanefîlerde bir konuda istihsan yapabilmek için o meselenin ?er'î bir mesele olmas? yan?nda ?u alt? delilden birisine dayanmas? ?artt?r: 1. Nass'a dayal? istihsan. Meselâ mevcut olmayan bir ?eyin sat??? yasakland??? halde (Ebû Davud, Büyü', 70), para pe?in mal veresiye bir akit olan seleme izin verilmi?tir (Ebû Dâvud, Büyü', 57). ??te burada ikinci hadise dayanarak k?yas terkedilmekte ve istihsan yoluna gidilmektedir. 2. ?cma'ya dayal? istihsan. Meselâ sanatkâra mal sipari? vermek anlam?na gelen istisnâ akdi icmâa dayan?r. Çünkü as?rlar boyunca buna kar?? ç?kan bilgin olmam??t?r. 3. Zaruret veya ihtiyaca dayal? istihsan. Pislenen kuyunun, bir k?s?m suyun ç?kar?lmas? ile temizlenmi? say?lmas? gibi (?bnü'l-Hümâm, Fethu'lKadîr, I, 67 vd.; ?bn Âbidîn, Reddü'lMuhtâr, I, 147 vd). 4. Gizli k?yasa dayal? istihsan. Meselâ; yerle?ik kurala göre; özel kay?t konulmad?kça arazinin sat?m? ile irtifak haklar? kendili?inden al?c?ya geçmez. Bu konuda vakf?n sat?ma k?yas? aç?k veya celî k?yas, kiraya k?yas? ise gizli k?yast?r. Vak?f istihsan yoluyla kiraya k?yas edilerek, irtifak (su içme, su alma, geçit gibi) haklar?n?n vak?f kapsam?na girmesi esas? benimsenmi?tir (Zekiyüddin ?a'ban, Usûlü'l-F?kh, 168). 5. Örfe dayal? istihsan. Yerle?ik kurala göre vakf?n ebedî olmas? gerekir. Bu da vakf?n sadece gayri menkullerde olabilece?i anlam?na gelir. Halbuki ?mam Muhammed e?-?eybânî kitap ve benzeri vakfedilmesi örf haline gelen ?eylerin k?yasa ayk?r? olmakla birlikte vakfa konu olabilece?ine hükmetmi?tir. Bu esastan hareket edilerek nakit para vak?flar?na da fetva verilmi?tir. 6. Maslahata dayal? istihsan. Yerle?ik kurala göre ziraat ortakç?l???, kira akdine k?yasla taraflardan birisinin ölümü ile sona erer. Ancak ürün henüz yeti?memi? bir durumda iken toprak sahibi ölse, emek sahibinin menfaatini korumak için istihsan yap?larak akit ürün al?n?ncaya kadar uzam?? say?l?r (Zekiyüddin ?a'ban, a.g.e., 171). Sonuç olarak Hanefî ve ?âfiîlerin istihsan anlay??? dikkatlice incelendi?inde arada önemli bir ayr?l???n bulunmad??? görülür. Çünkü Hanefîlerin istihsan yapt??? meselelerin temelinde daima yukar?da belirtilen delillerden birisi bulunur. Nitekim el-Âmidî'nin belirtti?ine göre, ?mam ?âfiî de baz? meselelerde istihsan terimini de kullanarak bu metoda ba?vurmu?tur. ?âfiî'nin "Mut'an?n otuz dirhem olmas?n? uygun buluyorum", "?üf'a hakk? sahibinin bu hakk?n? üç gün içinde kullanmas?n? uygun görüyorum" sözleri buna örnek verilebilir (el-Âmidî, el-?hkâm, III, 138). ?âfiî'nin Sahabe Sözünü Delil Al??? ?âfiî ûsul bilginlerinden baz?lar?, onun eski mezhebine göre sahabe kavlini delil ald???n?, yeni mezhebinde bu görü?ten vazgeçti?ini söylemi?lerdir. Ancak yeni mezhebi rivayet eden Rabî b. Süleyman el-Murâdî'nin nakletti?i ba?ka bir eser olan "er-Risâle" de ?âfiî'nin sahabe sözlerini delil olarak ald??? görülür (er-Risâle, Halebî bask?s? ve Ahmet M. ,Sakir nesri, Kahire 1940, s. 597). Yine ?âfiî, yeni mezhebini kapsayan el-Ümm adl? eserinde ?öyle der: "Kitap ve Sünneti bilenler için özür söz konusu olmay?p, gere?ine uymak ?artt?r. Kitap ve Sünnet'te hüküm yoksa sahabenin veya onlardan birinin sözlerine ba?vururuz. E?er ihtilafl? meselede Kitap ve Sünnete daha yak?n olan söze bir delâlet bulamazsak Ebû Bekr, Ömer ve Osman (r. anhüm)'?n sözüne uymam?z daha iyi olur. E?er bir sözün Kitap ve Sünnete daha yak?n oldu?una dair bir delil bulunursa, o söze uyar?z" (?âfiî, el-Ümm, VII, 246). ?eriat ?lminin K?s?mlar? ?mam ?âfiî'ye göre ?eriat ilmi ikiye ayr?l?r. 1. Hükümlere kesin olarak delâlet eden nasslarla sâbit olan kesin ilim. 2. Galip zanna dayanan zannî ilim. ??te âhâd haberler ve k?yas bu k?sma girer. Müctehid nasslardan kesin hüküm ç?karamazsa, galip zanla elde edilen ilimlerle yetinir. ?âfiî M?s?r'da yazd??? kitaplarla Ba?dad'ta yazd??? kitaplar? neshetmi? ve o; "Ba?dad'ta yazd???m kitaplar? benden kimsenin rivayet etmesine cevaz vermiyorum" demi?tir. ?âfiî'nin eski kitaplar?nda, yeni kitaplar?nda oldu?u gibi bir konu üzerinde çe?itli görü?ler yer al?r. Bazan iki veya üç çe?it k?yas yap?l?r, fakat tercih okuyucuya b?rak?l?r. Buna, zekât verilmeden sat?lan tar?m ürünlerini örnek verebiliriz. Bir kimse zekât?n? vermeden meyve veya tah?l?n? satsa, sonra al?c? bunlar?n zekât?n?n verilmedi?ini anlasa, ?u durumlar söz konusu olur: a. Al?c?, mal?n tamam? için mi, yoksa zekât olarak verilmeyen miktar? için mi sat?m aktini feshetme hakk?na sahiptir? b. Zekât miktar? arazi ya?murla sulanm??sa onda bir, âletle sulanm??sa yirmide birdir. Al?c? burada seçimlik hakka sahip midir? c. Zekât dü?üldükten sonra kalan k?sm? paran?n tümü ile mi al?r, yoksa sat??? fesih mi eder? ?âfiî bütün bu görü?lerin do?ru olabilece?ini belirtir. ?âfiî mezhebinde görü?lerin çok olu?unun bu mezhebin geli?mesine yard?mc? oldu?u söylenebilir. Çünkü bu mezhebte tercih kap?s? sürekli olarak aç?k b?rak?lm??t?r (Ebû Zehra, ?slâm'daF?khî Mezhepler Tarihi, 354, 355). ?âfiî Mezhebinin Yay?lmas? ?âfiî mezhebi özellikle M?s?r'da yay?lm??t?r. Çünkü mezhebin imam? hayat?n?n son dönemini orada geçirmi?tir. Bu mezhep, Irak'ta da yay?lm??t?r. Çünkü ?âfiî fikirlerini yaymaya önce orada ba?lam??t?r. Irak yoluyla Horasan ve Mâveraü'n-Nehir'de de yay?lma imkân? bulmu? ve bu ülkelerde fetvâ ile tedrisat? Hanefî mezhebi ile payla?m??t?r. Bununla birlikte bu ülkelerde Hanefî mezhebi, Abbasi yönetiminin resmi mezhebi olmas? nedeniyle hâkim durumda idi. M?s?r'da yönetim Eyyübîlerin eline geçince ?âfiî mezhebi daha da güçlenmi?, hem halk, hem de devlet üzerinde en büyük otoriteye sahip olmu?tur. Ancak Kölemenler devrinde Sultan Zâhir Baybars, kad?lar?n dört mezhebe göre atanmas? gerekti?i görü?ünü öne sürmü? ve bu görü? uygulanm??t?r. Ancak bu dönemde de ?âfiî mezhebi o yörede di?er mezheplerden üstün bir mevkiye sahiptir. Meselâ; ta?ra ?ehirlerine kad? atama yetkisi ile yetim ve vak?f mallar?n? kontrol hakk? yaln?z ?âfiî mezhebine ait idi. Osmanl?lar M?s?r'? ele geçirince Hanefi Mezhebi üstünlük kazand?. Daha sonra Mehmet Ali Pa?a M?s?r'a hâkim olunca, Hanefi mezhebi d???ndaki mezheplerle resmi olarak amel etmeyi ilga etmi?tir. ?âfiî mezhebi ?ran'a da girmi?tir. Günümüzde ?iî ekolü ile yanyana bulunmaktad?r. Günümüzde Anadolu'nun do?u kesiminde, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Filistin, Seylan ve Malaya müslümanlar? aras?nda ?afiî mezhebine mensup olanlar bir hayli fazlad?r. Endonezya adalar?nda ise hâkim olan tek mezhep ?âfiî mezhebidir (Ebû Zehra, a.g.e, 358 vd.). |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]