![]() |
|
|
| ||||||
| Tags: nurlar rsles |
|
Görüntüleme: 73 - Cevaplar: 0
| LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Root Administrators ![]() Kurtarici Şuan
Çevrimiçi Kayıt Tarihi: Sep 2007 Mesajlar: 5.725
Rep Gücü: 10000
Rep Puanı: 10000
Rep Derecesi: ![]() | NURLAR RİSÂLESİ Özdeşlikle Nitelenen Külli Ağacın Konuşması Ben Külli Ağacım, Bütünlük ve Özdeşlik Ağacıyım. Köklerim derinlerde, dallarım oldukça yükseklerdedir. Beni Ebed bahçesine Bir'in (el-Ahad) Eli dikmiştir. Bu yüzden zamanın (el-emed) tasarruflarından korunmuş durumdayım. Benim hem ruhum var hem de bedenim. Benim meyvelerim hiç el değmeden toplanır.Bu meyvelerden o kadar çok ilimler ve marifetler taşınır ki onları salim akıllar ve ince sırlar bile taşıyamaz. Yapraklarım "yükseltilmiş döşeklerdir", meyvelerim tükenmez ve yasaklanmaz" (49). Merkezim, evet, maksut odur. Dal¬larım devamlı olarak bir aşağı ine~ bir yukarı çıkar. Şöyle ki: Kimi dallarım tedriciî bir inişle (tedellî öğretmek için devamlı aşağı iner; kimileri de tedrici bir yak¬laşmayla (tedanî) öğrenmek için devamlı yukarı çıkar (50). Neş'etim gök kubbe gibi küre şeklindedir. Küçük dallarım uçan ruhların menzilleridir. Çiçeklerim geze¬gen yıldızlar gibidir. Onların seyirlerinden bedenlerinde madenler meydana gelir. Ben Nur ve Kelam Ağacıyım, Musa'nın aleyhisselam ¬gözünün nuruyum. Yönlerin en güzeli olan sağ ve me¬kanların en kutsalı olan mukaddes vadi benimdir (51). Benim için zaman, anıdır. Meskenim, istiva hattındadır ve rükünlerin dengesindedir(52). Devam ve bekâ bendedir. Mutluluk da bendedir. Bende mutsuzluk yoktur. İki cennetimin de meyveleri yakındır (53). İnce dallarım sarhoş : olmuş gibi sallanır. Dallarım; bütün canlılar için bir letafet, neşe ve sürur kaynağıdır. Dallarım korun¬muş Levha'ya' (el-levhu'l-mahfuz) kalemle yazılmış varlıkların ruhları İçin-sürekli bir dinlenme yeridir, Yapraklarım ise, onlar için güneş şualarının yakmasına karşı bir örtüdür. Gölgem, Allah'ın inayetine mazhar olanlar için uzadıkça uzar, kanatlarım Allah'ın veli kul¬ları üzerine yayılır. Ruhlar benim üzerimde çeşitli tasarruflarıyla her yere eserler, her yeri dolaşırlar. Bu yüzden dallarımın tertip ve düzenini bozarlar. Bu ne¬denle dallarım birbirine çarpar ve bu çarpmadan o kadar hoş, o kadar tatlı nağmeler işitilir ki, ulvi kullar bile, en yüksek noktada olmalarına rağmen, aşktan çılgına dönerler ve defterlerinde yazılı olan rakama göre, kader¬lerinin yoluna sürüklenirler. İşte ben hikmet musikisi¬yim; nağmelerimin ahenginin güzelliğiyle gam ve kasve¬ti dağıtırım. Ben uzadıkça uzayan gölgeyim; tıklım tıklım muzlar dizili muz ağacıyım" (54). Aranan manayım. Varoluş ke¬limesiyim. Mümkün varlıkların (muhdes) en şereflisiyim. Sınırlı varlıkların en aşkınıyım. Saltanatımın üstüne yoktur. mekanım kutsaldır. Fenerim çok yüksektir, nurlar pınarıdır. Bütün kelimelerin toplamı (cevamiu'l-kelim), sırlar ve hikmetler madeni bendedir. Şiir (Vafir bahrif) : 1- Benimdir geniş yeryüzü ve engin gökyüzü Benim merkezimdedir denge (sevâ) ve istiva (55). 2- Benimdir şan, şeref, kıymet ve baha Bendedir alemlerin sırrı ve i'tila (56) Gerdanlıklı Güvercinin Konuşması Gerdanlıklı Güvercin Küllî Ağacın konuşmasını duyunca ve içerdiği ezeli ilimleri ve marifetleri anlayınca, kutsallık bah¬çesinde bir çığlık attı ve içinden geçen duygularını şöyle ifade etti: "Allah benim yaradılışımı (kevni) var etmek; kendi varlı¬ğımı (ayni) bana müşahade ettirmek, güzellik ve kıymet.(be¬ha) gerdanlığıyla beni süslemek ve beni sidretü'l-münteha' da (58) iskan etmek isteyince, kartalı çağırdı. Cezadan korunmuş olduğu konusunda ona güvence verdi. O sırada kartal kapının eşiğinde duruyordu. Kartal O'na itaat ederek cevap verdi: "Çağrın duyuldu!" dedi. O zaman Allah ona şöyle dedi:" Her ne kadar sen bana ya¬kınlık mahallinde bulunuyorsan da, kuşkusuz yine de sen gur¬bettesin, çünkü Ben senin cinsinden değilim. Bu nedenle sen kendinin yalnız olduğunu hissetmelisin, ama sen de bir göz nuru (kurretü'l-ayn ) var ki Ben ondan bir varlık izhar edeceğim ve sen onun yakınlığıyla ünsiyet kuracaksın. Onun konuşmalarından tad alacaksın ve rahatlayacaksın, çünkü Benimle ünsiyet kurmak zordur, muhaldir; çünkü Benim gücüm (el-mihal) çok şiddetlidir" (59). Bunun üzerine karta!, "Nasıl olur da benden birşey zu¬hur edebilir? Oysa benim/makamım acizlik makamıdır; benim kuvvetimde ne sulta (sultan) var ne de izzet!" de¬di. Sonra Allah ona "Sen yakınmaya (münavaha) devam et! Onun varlığı, onunla yüz yüze gelme (mükâfaha) anında zuhur edecektir. Böylece ahengi ve intizamı ikinci kez bulacaksın! Ve sana doğru gelen bu tekrar¬la(bi'l-mesani) birleşeceksin!" dedi. Bunun üzerine kartal boyun eğdi. Yakınmayla birlik¬te ilahi emir yerine geldi. Kartal ikiye bölündü.Böylece ben zuhurettim. Hakkın çağrısına candan uydum. Oy¬sa kartal orada nehrin ne akıttığını, ne olup bittiğini an¬layamamıştı; çünkü o sırada mehirle (çeyizle) meşguldü ve kendi böğründen (zalır) (60) benim aratıldığımı(kevnf,) bilmiyordu. Allah'ın nidasına benim cevap ver¬diğimi duyunca, "Kim o, b:u şekilde ortaya çıkan?" diye sordu. Sonra bakışlarını bana çevirdi, bana baktı. Bana bakar bakmaz hemen aşık oldu. Allah'ın bana bağışlamış olduğu gerdanlıkla güzelliğim onu aşktan çılgına döndürmüştü. Kısa zamanda tutkusu ona acı çektirmeye başladı: "Yanıyorum! Boğuluyorum!" diye yakınmaya ve şikayete başladı. Bülbül gibi derin derin inledi, iç çekti. Gönlünü yatıştırmaya, ferahlatmaya çalıştı ama bu çabası gönlünü daha da derinden yara¬ladı. Gönlündeki ateş daha da alevlendi. Hiç bir teselli bulamadı,ona bir buse bile verilmedi, oysa ki iyileşmesi için benim yanıma yatıp uzanması ve beni kucaklaması gerekirdi. Sonra onun gözünden kuşku perdeleri kaldırıldı ve gaye duvarının ötesinden ona şöyle sesle¬nildi: “Sana.ne oluyor? Niçin yalnızca onun o güzel endamına, onun dış güzelliğine ve sesin deki o, tatlı nağmeye bağlanıyorsun da onun niteliklerine ve bilgeliğine bakmıyorsun?” Bunun üzerine, beni kendisine çağırdı. Ben de “İşte önündeyim!” diye karşılık verdim. Önüne oturmamı emretti. Ben de onun önünde diz çöküp oturdum. Sonra bana “ Senin dış güzelliğin beni çılgına çevirdi ve senin mana güzelliğini görmemi engelledi” diye itirafta bulundu ve devam etti: "Allah’tan bir emir geldi: Senin kendini bana tanıtmanı istedi. Benim için senin güneşinden bir ışık doğsun,ve parlasın istedi!" dedi., Bunun üzerine ben de ona "Seninle yüzyüze gelip, karşılaşma anında (inde't-tekâbül) Allah beni senden var ,etti. Karşılıklı eğilimimize (temayül) bakarak, Allah beni senin böğründen (zahr). İzhar etti. Do¬layısıyla ben senin kuvvetinden sudur ettim ve senin sure¬tinle zuhur ettim. Allah bana iki hakikat (rakikateyn), yerleştirdi ve ,bana iki ince bağ (rakikateyn) bağışladı, Şöyle ki: Birinci hakikatle bilinecekleri biliyorum; ikinci hakikatle de istediğimi yapıyorum. Seni bana bağlayan birinci ince bağ, seni arzuladığım zaman beni sana indiri¬yor ve o duyguyla senin huzurunda bulunuyorum. Beni O’na bağlayan ikinci bağ ise, O beni Kendine çağırdığında,beni O'na doğru götürüyor." Benimle kendisi arasında, beni kendisine bağlayan çok ince bir bağın olduğunu anlayınca ve aramızdaki sevgi (meveddet) bağlarının tahakkuk ettiğini görünce, bu ince bağ içinde, bana doğru indi. Öyle oldu ki benim zatım onun zatına karıştı. Onunla içiçe oldu. Benim sıfatlarım onun sıfatları içinde kayboldu. Kavuşma ve' birleşmenin (il¬tihâm) verdiği zevk içinde kendimizden geçtik. Uyum ve intizamın yeniden hasıl olmasıyla çok güzel haller yaşadık. Böylece manevi nikah gerçekleşti ve, anlın rah¬minde iki su birleşti. Kimine verilen, kimine verilmeyen İlahi hikmet gereğince, rahim onları kabul etti. O zaman aşık derdinden kurtuldu ve Allah'ın çağrısına karşılık verme derin arzusu içinde rahata erdi.İki şevk arasında tereddüt ederek, iki batıda battı ve iki doğuda' doğdu. (61) Eleminden kurtulup iyileşince ve 'tekrar yerine geçin¬ce kendimde o ana kadar hiç bilmediğim, hiç tanı¬madığım bir dolgunluk hissettim. Bu duygu öylesine güçlüydü ki beni ona bağlayan bütün yonar onunla dol¬muştu. O. sırada o ilahi bağ harekete geçti ve bana cevap verdi. Bunun üzerine,"Ey Tanrım! Bana ne oldu, başıma neler geldi?" dedim. O zaman Allah "Benim Emrimin ke¬limesi senden zuhur etsin diye Beni zikrederek Beni solu (Beni zikrederek nefes al ver)" dedi. Bunun üzerine çok derin bir nefes aldım verdim. Bir de ne göreyim. Birden¬bire Anka kuşu ortaya çıkıverdi ve huzur oyla benim yalnızlığımı doldurdu (giderdi). Siz Anka'nın durumunu yine Anka'ya sorunuz. Allah Ona ne büyük lütuflarda (letâîf) bulunmuş, ona ne derin bilgiler ve marifetler bağışlamış, size bunlar kendisi anlatsın. Şiir (Remel bahri): 1- Ben senalar (mesânî), övgüler güverciniyim Mana bahçesidir benim evim' 2- Ben ayan beyan görülen âlemin varlığıyım (ayn) Ben ancak ikiliklerle (mesânî)varım: 3- "Ey ikinci varlık!" diye sesleniyorlar bana İkinci varlık değilim ben oysa 4- Alemde, varolan her şeyin sınırı Biter bende son bulur vücudumda 5- Zâtı görünüşün, ötesine geçen varlıktan sonra KRAL KARTALIN KONUŞMASI Kartal, gerdanlıklı güvercinin söylediklerini ve ger¬çekliği kesin olan ilimlere dair anlattıklarını duyunca, "Onun ileri sürdüğü şeylerin hepsi doğrudur; o size bütün bildiklerini anlattı" dedi. O zaman ben de onda "Öyleyse, sen de beyan, bedi ve sanat göğünde havalan, uç! Ve bize kendi durumunu açıkça anlat; kim olduğunu söyle bize!" dedim. O zaman, kartalın tahtı sallandı; kar¬tal kanatlarını çırptı; büyük bir coşku ve sevinç gösteri¬ sinde bulundu. Sonra şu şiiri söyledi: (Kâmil- bahri) 1- Ben Kartal! Benimdir en yüce mekan Güzellik, nur; ışıldayan, parlayan ışık saçan 2- Tüm işleri bu dünyada hükmüne göre ayarlayan Gücü izzeti ta öte dünyaya uzanan 3- O'nun yüce feyziyim ben; Varlığının nuru;. Çağırdığımda varlıklar,eğerler bana boyun 4- Beni vareden in ‘kabza’sıyım ben daima (62) Cömertliğim O'nun cömertliği; ve hakikatler çevrilir bana 5. Her hakikat 'kendi ölçüsünde sulansın diye çevrili bana Dilediğime veririm, vermem dilemediğime zira 6- Yaklaşıyorum, varlığının güzelliği kamaştırıyor gözümü, Uzaklaşıyorum, ihtişamının parlaklığı kendine, çağırıyor beni, 7- Yaklaştığımda, bir hikmet bu, Allah "ın' ,kabul ettiği Bir hikmet ancak yüce ruhların kalbinin titrediği 8- Uzaklaştığımda,bir buyruk bu beni kuşatan Bir nur parıl parıl parlayan her yandan 9- Uzaklaşınca oldum Emir; evet buyruğumda mutsuzluğum Azledilip kovulmamda yatıyor mutluluğum 10-Benim için vakitlerin en mutlusu en güzeli Gördüğüm andır doğan varlıkları ve hilalleri Allah'ın inayeti, benim var oluşumun bir başlangıç ol¬masını istediği ana kadar, ben yaratılış mertebelerinden bir mertebede varlığı ma'dum biri olarak bulunmaya devam ettim. Gerçek şu ki, Allah Kendine kendisiyle tecelli etti ve benim var oluşum kendi şuhudum içinde uzadı da uzadı. Sonra, bir suret kazandım ve yüce merte¬beye nail oldum (63).'Varlığımın en gizli kısmı O'nun tahtı oldu. Ve bütün isimleri kendinde toplayan isim (el- ismü 'I-cami') benim üzerime' istiva etti, bende yerleşti (64). Onun iki veziri-ki biri verendir (el-muti'); diğeri mani olandır (el-mani')-"ve O’nun iki mabeyncisi-ki biri zarar verendir; diğeri fayda sağlayandır. O'nun iki yanına geçtiler (65). İstiva işi tahakkuk edip tamamlanınca ve başkası (es-sivâ) ortaya çıkınca; ve ilahi isimler beni en aziz ve en güçlü olarak tanımlayınca, o anda avlu (el-fîna) (uzay,alan) doldu, mamur oldu; bekâ ve fena bariz oldu; adalet (el-kısd )ve feyz peşpeşe geldi ve iş düzeldi Bast ve kabz ger¬çekleşti ve karar kıldılar. Kral, mülkle tasdik ve teyid edildi. Melek mesajla (el-me'lüke ) zahir oldu; felek yıldızlarla (bi'l-fülki) dönmeye başladı (66). Sonra hikmet diliyle bana nida etti: "Senkendi zatına zatın için toplayanla bak!" hikmetli ifadesini bana öğretti. Bunun üzerine, ben dönüp zatıma baktım ve kendisine öncelik (et¬takaddüm) verilmesi gerekenleri, kendisine nazar edilmesi gerekenlerden ayırd edebildim. Dolayısıyla yolları (el-mezahib) açıp çizdim. kazançlarım (el-mekasib) ihsanlar (el-mevahib ) arasındaki nurları ayırdım. Aşktan çılgına dönmüş olan ruh¬lardan gördüklerime, “Aşktan çılgına döndüren Hazret’e bağlı kalın!" dedim. İtaat eden, boyun eğen ruhlardan gördüklerime "İtaat etmeyi, boyun eğmeyi gerekli kılan makamlara bağlı kalın! İdare eden ruhlardan gördüklerime “idare ettiğiniz vü¬cud evlerine bağlı kalın!” dedim. O zaman her sınıf bir an ön¬ce menziline varmak ve orada kendisini o menzile indiren Varlığı müşahade etmek için can attı. O sırada, ben garip An¬ka kuşuna hamile olan gerdanlıklı güvercini farkettim. Ancak o sırada menzillerin taksimiyle çok meşgul olduğumdan, be¬nim menzilime benimle paylaşana pek dikkat edemedim. İlahi örtü altında gizlenmiş olan kainatın (el-kevn) ilmiyim ben; akılcılardan (el-ukala) bazıları aleyhimde bana iftira etti¬ler. Erdem sahiplerinden (el-fudefa) bazıları da beni ele geçir¬mek için birlik oldular. Dolayısıyla beni avlamak için akıllarından, düşüncelerinden geçen tüm tuzakları kurdular. Benim gücümü, kuvvetimi ele geçirmek için, gerçekte benim kendile¬rine verdiğim (sağladığım) vasıtaları kullandılar. Onların himmetleri beni kendi düşünce ağlarına sıkıştırmak için gayret gösterdiler; ancak o sırada benim suretimde vehim ülkesinden gelen bir kartalı yakaladılar ve "İşte açık hakikat budur!" dediler. Keşke onlar hakkın, hakikatin kendile¬rine açıkça gözükmediğini, gözükmeyeceğini bilselerdi! Hiç kuşkusuz beni tanımak beni Var edeni tanımak, an¬cak ilahi bağışa bağlıdır, vehbîdir ve kesbi olmaktan çok uzaktır, (insan çalışmakla bunu elde edemez). Fakat şeytan onlar şüphe ve yanılgı içine soktu. Onlarsa kendilerini zirveye ulaşmış olarak tahayyül ettiler. Oysa ki onların menzili vadinin ta dibiydi. Onlar "kıdem "le "kadim "i . birbirine karıştırdılar. Benim hakkımda kıdem hükmünü verdiler; benim var o¬luşumun adem’den, yokluktan olmadığı hükmüne vardılar. Tıpkı kasap tezgahı üzerine bırakılan et gibi, onlar şüpheleriyle birlikte bıraktım. İşte böyle, İlahi emri çiğneyen kimsenin cezalandırılması gerekir. Bana ge¬lince, ben onların bana nisbet ettikleri şeyden uzağım, bana atfettikleri sıfatı inkar ediyorum, çünkü sadece Al¬lah -celle celalüüh-kıdem sıfatıyla nitelenir. Oysa. ben, hakkında ademle, yoklukla hükmolunan biriyim. Sonra, kıdem öncesi bir kararla Allah beni ademden, yokluktan var etti. Ve benim varlığım (ayni) zuhur etti. Allah, il¬miyle benim yaratılışımı (kevni) aydınlattı. Bana fakr’ı,yoksulluğu ve aczi, acizliği bağladı. Gücü ve izzeti ben¬den uzaklaştırdı. İşte, gördüğünüz .gibi,ben.aziz olma¬yan zelil biriyim ve acizliği devam eden, gücü olmayan bir güçlüyüm. Garip Ankanın Konuşması Kartal kendi durumunu ve bulunduğu makamı açıkla¬yan konuşmasını bitirince, Anka kuşu ayağa kalktı. Ken¬di var oluşunu açıkça anlatmaya,'varlığının açıklanamaz tabiatını gizemli terimlerIe açıklamaya başladı. Ben Batı'nın Ankasıyım. Meskenim daima Batıda,Okyanusun kıyısında (67), orta kısımdadır. İki yönden de izzet beni kuşatır ve benim var oluşum için (li vücud) hiç¬ bir zaman bir varlık(ayn) zuhur etmez."¬ Şiir (Kâmil bahri) 1-Ben var olmuş bir varlığı (ayn) olmayanım Ben yok olmuş-bir hükmü olmayanım 2-Örfen çağırıyorlar beni: "Batı’nın Anka 'sı" (diye) Oysa çoktan kapanmış be'nim için varoluş kapısı 3-Boş yere değil Rahman 'ın beni zikretmesi Sırrı aranan bir mana içindir beni zikretmesi 4- Veren. benim varlıklara sırlarını Veren O'dur onlara irfanlarını 5-Yolumuz çok uzun! Nur derecesine göre burada her yolcu Burda en büyük yolcu, nuru "tecrîd" olan yolcu¬ HudutIar (68) benimle oluşur. Varoluş benim üzerim¬de durur. Ben görülmediğim halde, hep benden söz edi¬lir, benim zikrim duyulur. Hakkımda konuşulan sözler, uydurulmuş sözler değildir. Ben Garip Ankayım! Anam Gerdan Güvercindir. Babam ise, Kral Kartaldır. Oğlum Kara Kargadır. Ben nur ve zulmet, ışık ve karanlık unsuruyum. Ben emniyet ve töhmet, itimat ve kabahat mahalliyim. Kendime Mutlak Nur'u kabul edemem; çünkü o benim karşıtımdır. Ben ilmi tanımam, çünkü o benim “ne yeniden yaratabilirim, ne de ilkin varede¬bilirim."(69) Beni öven, sena eden, beni "anlamaktan çôk uzaktır. Çünkü o vehmin sultası altında bulunmaktadır. Benim için bir izzet yok ki kendimi orada himaye ede¬yim. Ulvî ve süflî aleme ait vücutlar (heyakil) bana bağlanırlar. Ben herkese özgü hakikatim (el-hakikatü' l¬ima'a'); çünkü ben her şeyi kapsarım. Her hal için ne uygunsa, o giysiyi giyerim, mutluluk halinde mutluluk giysisini, mutsuzluk halinde mutsuzluk giysisini. Bilinen suretler içinde benim için bir yer olmadığı halde, hangi suret olursa olsun, taşıyamayacağım bir suret yoktur. Alim olmadığım halde, ilimIeri yayma bağışı ba¬na verilmiştir. Hakim olmadığım halde, hükümleri ben veririm. İçinde ben bulunmadığım halde hiçbir şey zu¬hur edemez. Hiçbir idrak sahibi talip onu ortaya çıkara¬maz, onu elde edemez. İşte bu güçle muhakkiklerin gözünde benim değerim sonsuz büyüktür. Başları öne eğik, gözleri kapalı halde sessizce duran tarikat ehilleri¬nin meclislerinde cevelan ederim, dolaşırım. İşte böyle¬ce, size kendi halimi anlattım ve muhalimIe sıdkımın arasını size açıkça izhar ettim. Kara Karganın Konuşması Sonra karga ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ben nurlar heykeliyim (70). Sırlar hazinesinin hamiliyim. Nitelik ve nicelik mahalliyim. Sevinç ve keder sebebiyim. Ben hem reisim hem. tebaa; hem kumandanım hem de kumanda edilen. His de hissedilen de bana aittir. Resimler benimle zu¬hur eder. Cisimler alemi benden oluşur. Ben şekillerin aslıyım. Misaller, örnekler, semboller benim suretimin mertebelerine göre verilir. Ben hem lambayım hem rüzgar (71). Ben kaya ve kanatlar üzerine çarpan zincirim. Ben dalgaları şırrak diye vu¬ran denizim~ Ben sayılabilenlerin (el-ma'dud) hem tekiyim. hem çifti. Genişliğim (arzi ), Allah'ın veliIeri, dostları için bir ikram evidir (73). Derinliğim (umkî) Allah'ın düşmanları için bir aşağılanma yeridir. Uzunluğum (tûlî), ben var olduğum¬dan beri, ebed ve ezelin sürekli karşı karşıya durduğu yerdir.Ben hikmet dükkanıyım. Nağmeler musikisiyim. ilahi kelam¬ların. derin hakikatlerini birleştirip toplayan benim. Bana yö¬nelinerek ancak sınıra erişilir. Akıl sahibi varlıklar sadece bana dayanırlar, bana güvenir¬ler Ben hediyelerin, bağışların en kıymetlisiyim. Benim için bir son, bir gaye olmadığı halde, ben gayeyim. Kabul edilenler benim yüzümden kabul edilir; redd edilenler benim yüzümden reddedilir. Ben O'nun sağ Elinde dürülenim ve ben Apaçık Hakk'ın "kabza"sındayım (74). Hakk Teala beni huzuruna çağırdı ve O'nun huzuruna çıktım. Bana Kendisini tanımam için nida etti. Ben de “Pekâlâ!” dedim. Ben gök küresin, feleğin suretiyim. Mülk mahalli' yim. İstiva benim üzerimde sahih oldu. Allah'ın istiva ettiği yer (müsteva) ismi benden kinaye oldu. Ben, koşuda arkadan. gelenim, ama asla onun önüne geçilemeyişi gibi o birincidir (el-evvel); ben sonuncuyum (el-ahir). Batın ona aittir, zahir bana aittir. Varoluş benimle onun arasında taksim edilmiştir. Onun izziteni ve yaratışını ben izhar ettim. Onun hükmü. Benim üzerimde' durur. beni um ondaki sırrım benim ilmim¬dir; benim kendimdeki sırrım ise, onun ilmidir. O bana bu ilmi verdiğinde, o ilmi ifade etmek ve istifade edilir kılmak bana aittir. Ve ben onu ifade ettiğimde, onu daha fazlalaştır¬mam için bana teşekkür eder. Sağlam akıllı olduklarını iddia eden, bununla birlikte ver¬dikleri hükümlerde çoğu kez yanılgılara düşen kimileri, çok kaba ifadelerle, çirkin kelimelerle beni alaya aldılar. Ve güzel övgüler (sena) benden esirgemediler; sena giysisini bana giydirmediler. Ama bu yaptıkları çok geçmeden kendi aleyhlerine dönü verdı. Kendi kazdıkları kuyuya kendileri düştüler. Kötü amelleri onları çepeçevre kuşattı. Alaya aldıkları şeye çabucak kendileri maruz kaldılar. Sanki ben onlarla birlikte derinliğimde (umki ), yani cehennemindeydim de onlar bir¬denbire "imdat!" diye bağırmaya başladılar. Karşılığında ise, sadece "Girin Cehenneme ve artık, Bana bir söz, söylemeyin!" (Kur'an, 23/108) cevabını aldılar. Oysa ki genişliğimde (ar¬zi); yani Cennetimde, benim hakkımda güzel övgülerde, senalarda bulunanlar, onlar ve onları neşleri "Cennetin (çiçekli ve şırıl şırıl sular akan) bahçesin'de sevinç içinde neşelenirler " (Kur'an, 30/15; 43/70). 'Fakat beni zaten İlahi Yasa (eş-şer'u ) övüyor, sena ediyor. |
|
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13]
[1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16]