![]() |
|
|
| ||||||
| Biyografi Önemli kişilerin biyografilerini burada yayınlayabilirsiniz |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Yeni Üye ![]() ![]() Cümle Mühendisi Şuan Çevrimdışı Kayıt Tarihi: Dec 2006 Nerden: ๔єยtรςђlคภ๔ Mesajlar: 4.074
Rep Gücü: 27
Rep Puanı: 27
Rep Derecesi: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Şeyh Abdurrezzak Hazretleri (k.s) Gavs-ı Haleli Şeyh ABDURREZZAK hazretlerinin mübarek hayatı Mardin ili Mazı dağı ilçesine bağlı Halîlan (Duraklı) köyünde 18-8-1895/h.1316 yılında dünyaya teşrif buyurmuşlardır. Muhterem babalarının ismi Seyyid Mustafa, dedesi Seyyid Ömerdin olup Dumilan aşiretinin Kahya kolundandır. Kendileri Dört kardeşin en küçüğüdür. Seyda hazretlerinin ilk eşi Dalin köyünden Şeyh Abdullatif isminde muhterem bir zâtın kızı Ferha hanımdı. Üstad hazretlerinin bütün çocukları kendileri seyyide olan Ferha annemizdendir. Bunlardan erkeklerin isimleri: Molla Mustafa, Şeyh Selahaddin ve Molla Ma’sum. Kızların isimleri: Atiyya, Rukiye, Fatime, Ümmü Gülsüm ve Zeynep’tir. Seyda hazretleri annemiz Ferha hanımın isteği üzerine Suriye’de bulunan dul bir hanım olan Hulva annemizle evlenmişlerdir. Fakat evlendiği bu hanımının önceki eşinden oğulları vardı bu yüzden Hulva annemiz çoğu zaman Suriye’de çocuklarının yanında kalıyor bazen gelip Seyda hazretlerinin yanında üç-dört ay kalıp geri gidiyordu. Nitekim kendileri Suriye’de vefat etmişlerdir. Doğu’da yetişen Şeyh Seyyid Abdürrezzak Hazretleri, meşhur İslam âlimi, büyük bir veli, ariflerin ışığı, velîlerin önderi, İslam’ın bekçisi, Müslümanların baş tacı, İslam alimlerinin gözbebeğidir. İnsanların, itikâd, ibâdet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan insanları Allahü tealanın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine “Ebu ilm” de denilen büyük mürşid, alimlerin incisi velilerin otuz yedincisi, üstün bir mutasavvıf ve mütefekkir bir zâttır.Esrarı Rabbani’de denilen kendisine ilim ve hikmet verilmiş ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından kâmil olan âlim, hicri XIV. ve XV. yy’ın aydınlatıcısı, sünnetin müdafisidir. Hz. Peygamber (s.a.v)’in soyundan, Halîlî köyünden, evliyanın büyüklerinden, insanları Hakka davet eden onlara doğru yolu gösterip hakiki saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i Âliyye” denilen büyük âlim, Halîlî mahlaslı, Zahiri ve batini ilimlerde kâmil, tasavvuf hallerinde kemal derecesinde büyük bir alim ve mürşid-i Kamil idi. İLİM TAHSİLİ Küçük yaşta iken ilme fazlaca heves sarmış böylece ilk tahsiline normal hocalarda başlamıştır. Gençliğinde hatta on beş yaşında insanlara ilmi yaymak ve onlara hizmet etmek, doğru yolu göstermek için seyahat ettiği sıralarda Irak’a gitmiş ve o civarda bulunan takva sahibi alimlerden ders almışlardır. Talebelik yıllarında iken anne ve babasını kaybetmiş olmasına rağmen büyük abisi ve aynı zamanda ilk hocası Seyyid Molla İbrahim’in himayesinde okumaya başlamıştır. Halîlan medresesinde müderris Molla Muhammed Zûkiden ders almış, daha sonra Mazı dağına bağlı Savaş köyüne gitmiş, orada Seyda Molla Abdulhamid Buğtiden ders okumuştur. Ondan sonra sırası ile Molla Halid Bûti, Molla Muhammed Servî, Şeyh Ahmedî, Hasan Keyfî (Şonşikli) Molla İbrahim, Seyda Şeyh Muhammed Hafid Arvâsî, Seyda-i Molla Hüseyin Küçük, Şeyh Kemal-i Hamidî, Şeyh Yahya-i Şahî, Suriye de bulunan Seyda-i Ubeydullahi Amûdî, Molla Abdullah Kuğî ve son olarak Irak’ta bulunan Mevlana Halid-i Bağdadî Hz. lerinin dergahında bulunan Seyda-i Molla Muhammed Emin ve Seyda-i Molla Abdullah’tan ders almıştır. İlminin çoğunu Irak’ta tahsil etmiştir. Diğer hocaları; Silvanlı Molla Hüseynî Küçük, ayrıca Şeyh Abdullah-ı Koğî ve Seyda-ı Molla İbrahim Şaîrî gibi âlim ve mutasavvıf, zahiri ve batini ilimlere vakıf olan bu muhterem zâtlardan zahiri ve batini ilimlere ait dersler okumuştur. Zamanının meşhur alimlerinden Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders almış, ancak hocasının vefatından sonra Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş kısa bir sürede Şeyh Ahmedü’l Haznevî’den hilafet aldığı gibi teberruken de ilim icazeti almışlardır. Daha sonra Seyda hazretleri yüksek bir mutasavvıf ve kıymetli yüksek ilimlerle bezenmiş ilmiyle âmil bir zât olarak Suriye’ye geri dönmek niyetiyle Mardin Mazı Dağı Halîlî (Duraklı) köyüne gelmiştir. Fakat insanların onun ilmine ve yüksek şahsiyetlerine olan ihtiyaçlarından dolayı Suriye’ye gitmekten vazgeçmiştir. 1950’lerde Derik kazasına bağlı Tilvissim köyüne gitmiş, 1953’te eski adı ile Pirmirî -yeni adıyla Yaşar- köyüne gelmiştir. 1963’e kadar burada durduktan sonra bir yıl da Viranşehir’de bulunmuş, daha sonra tekrar Pirmir’e, 1969-1970’te Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir. Seyda Hz.lerinin ilme verdiği önem hakkında Molla Bedirhan’a sorduğumuz “Seyda Hz.leri ilme mi yoksa nafile ibadete mi yani alime mi yoksa âbide mi, daha çok önem verirdi?” sorusuna Molla Bedirhan şu şekildeki cevabı onun ilme verdiği önemi göstermesi bakımından manidardır: -Seyda Hz.lerinin tercih ettiği ve en çok değer verdiği haslet ilim idi. İlim talebelerini her şeyin üstünde tutar en edna bir ilim erbabını en yüksek mertebede bulunan âbid ve zahidlere tercih ederdi. Bununla beraber daima şu sözü söylerdi “İbadet ve zühd yok olduğu zaman dine bir noksanlık gelmez. Fakat ilim yok olmaya yüz tutarsa din elden gider. Çünkü din ilim ile kâimdir.” Zira Allahû Teala Zümer suresi dokuzuncu âyetinde; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Buyurmuyor mu. Ayrıca dinimiz ilmin Müminin yitiği olduğunu ifade ederek onu Çin’de de olsa gidip öğrenilmesi gerektiğini vurgulanmıyor mu. Hz. Ebû Derda (r.a.) “İlimden bir mes’ele öğrenmeyi, gece sabaha kadar ibadet etmekten çok severim” ve “Sen, ya âlîm ol, ya ilim talebesi ol, yahut da dinleyici ol, bu üç sınıfın dışında, dördüncü sınıftan olma ki, helâk olursun” şeklindeki kısa ve öz ifadeler ilmin önemini hatırlama bakımından ne kadar anlamlı ifadelerdir. HAKKINDA Kİ DÜŞÜNCELER Seyda Gavsgillerden Şeyh Muhammed Hafid’in yanında ilim tahsil ederken bazen ders ondan gidiyordu. Bunun üzerine Seyda hocasına bu durumu arz ettiğinde Şeyh Muhammed Hafid kendilerine: “Molla Abdürrezzak kasem ederim ki okusan da okumasan da yine de alim olacaksın” buyurdular. *** Şeyh Kemal el-Ahmedî de ders okurken Şeyh Said olaylarında Şeyh Kemalgillerden herkes kaçtı. Ancak Şeyh Kemal ve Seyda kalmıştı. Şeyh Kemal (k.s) seccadesi üzerinde silsile-i nakşibendiyyeyi okuyordu. Şeyh Kemal silsileyi bitirdiğinde arkasına baktı ve Seyda’yı gördü. Dedi ki: “Ey Molla Abdürrezzak, tüm akrabalarım kaçtığı halde sen neden kaçmadın?” Seyda şöyle cevap verdi: “Seydam’ın canı, benim canımdan daha kıymetli olduğu için kaçmadım” demesi üzerine Şeyh Kemal kasem ederek “ey Molla Abdürrezzak sen büyük bir alim olacaksın” dedi. *** İlim tahsilini bitirip Şeyh Ahmed el-Haznevî’ye (k.s) intisap ettikten sonra orada bulunan diğer Mollalardan önce hilafet alması üzerine diğer sâlikleri gönül koymuşlardı. Bunun üzerine Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) sâliklerini toplar ve derki: Molla Abdurrezzak’ın sizden önce hilafet almasına şaşırmayın ve kırılmayın. Zira o buraya geldiğinde lambası doluydu, biz sadece onu yaktık. Oysa sizinkini halen doldurmakla meşgulüz” buyurdular. *** Seyda’nın (k.s) hanımı, annemiz Ferha hanım bir gün Seyda Hz. lerini ağlar görür. Ağlamasının sebebini sorar. O’da Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin bir sohbetinde kendilerini müridlere örnek alınması gereken kişi olarak zikrettiği haberini aldığını ve bundan dolayı ağladığını ifade buyururlar. Annemiz Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin sohbette ne dediklerini sorması üzerine Seyda’da Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin “her mürid mürşidini sever. Fakat olması gereken yüksek mertebe odur ki, mürid çalışsın amel etsin ve mürşidinin kalbinde yer tutsun ki mürşidi de onu sevsin, tıpkı bizim Molla Abdurrezzak gibi” dediğini söyler ve Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin “bizim” ifadelerinden dolayı da mesrur olduğunu ve gözyaşlarını tutamadığını ifade eder. *** Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin yanına bazı talebeler ilim okumak için gelmişlerdi. Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) onlara: “siz Molla Abdurrezzak’ın yanında talebe olunuz. Çünkü onun yanında bir senelik ilim okumak yedi senelik ilim okumaya bedeldir” buyurmuşlardır. *** Seyda Hz.leri Halit köyünde bulunduğu sıralarda Halit köyündeki köylüler Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin yanına tövbe almak maksadıyla geliyorlardı. Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) onlara “Biz sizlere bizden birini yolladığımız halde siz hala kendinizi yoruyorsunuz. Zira Molla bizdendir. Onun yanına giderseniz bizim yanımıza gelmiş gibi olursunuz” buyurmuşlardır. *** Şeyh Abdurrezzak (k.s) kendileri anlatmışlardır: Bir gün rüyamda Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimiz evimi şereflendirmeye geliyorlardı bende onları karşıladım. Evin içine girdiler ve oturdular. Bende kapının yanında ayakta hizmet ediyordum. Sonra kapı çalındı ben kapıyı açtım. Ebû Bekir-i Sıddık (r.a) içeri girip Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimizin yan tarafına oturdular. Sonra Hz.Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ali (r.a) ve ayrıca aşere-i mübeşşereden olan diğer sahabîlerde sırasıyla geldiler ve Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimizin etrafında bir halka şeklinde oturdular. Ben kapının yanında ayaktaydım. Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdular: “Ha ulai min ehlil cenne=bunların hepsi cennet ehlidirler” dedi. Ben ‘ene ya Resûlullah=ben ey Allah’ın Resûli’ dedim. Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimizde: “ente min ehlil cenne=sende cennet ehlindensin” buyurdular. Seyda Hz.lerinin rüyasında cennetle müjdelendiği haberi Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) Hz.lerine anlatıldığı zaman “keşke bizde o rüyanın içinde olsaydık” demişlerdir. DERS VERİŞ ŞEKLİ Seyda Hz.leri bir çok kimseye zahirî ve batınî ilimlerde ders vermiştir. Onun manevî yaşantısı, geniş ufku, rehber kişiliği, uzman klasik medrese eğitimciliğinin yanında bazı kimselerin anlayamadığı bazı hadis-i şeriflere getirdiği yorumlarıyla çözümsüz gibi görülen meseleleri çözmüştür. Önemine binaen onun bu metotla yetiştirdiği zevattan bazılarını zikretmek istiyoruz. Seydagillerden Şeyh Mazhar’ı, Arvasîlerden Seyyid Cemaleddin’i, Haznevîlerden Şah-ı Hazna’nın yeğeni Molla Necmeddin’i, Molla İbrahim ve Bedirhan gibi alim ve mutasavvıf hocaları yetiştirdiği gibi müftilerden, vaizlerden de bir çok şahsiyet yetiştirmiş, onları yüksek ilmi, manevî feyzi ve Peygamberî ahlâk ve metodu ile terbiye etmiştir. Zira kendileri ilme büyük önem vermişler, kendilerini bu yolda görevli kılmışlar ve bu yol üzerindeyken de vefat etmişlerdir. Ömrünün sonlarında dahî talebelerine ilim tahsilini emreder, buna çok önem verirlerdi. İlim yolunda hizmet eden talebelerini son derece sever kudreti nispetinde ihtiyaçlarını giderirdi. Üstad hazretleri bir çok zâhid ve alim insan yetiştirmiş, onlara devamlı şefkat ve merhametle davranmıştır. Özellikle yanında ders alan talebelerine, halifelerine karşı gayet merhametli ve şefkatli davranırlardı. Onların kusurlarını yüzlerine vurmaz, sohbet sırasında genel olarak açıklar, bütün müntesiplerine karşı da aynı şefkat ve merhameti gösterir onları aileden sayarlardı. Halifeleriyle bazen bir iki gün konuşmazlardı. Bu onun onları sevmediğinden veya kusurlarından dolayı değil irşad vazifesinin ve ayrıca halkın sulhu gibi konuların yoğunluğundandı. Bu bağlamda zikredebileceğimiz halifeleri şunlardır. HAZNEDE Kİ YILLARI Seyda Hazretleri, Hazne’ye gelmeden önce Irak’ta ilmini tamamlamış, orada müderrislik yapmıştır. Irak’ta dört sene kaldıktan sonra, Suriye’nin Kamuşluya bağlı Harab Kart köyünde dört sene Mollalık yapmıştır. Hocası Şeyh Kemal’in vefatından sonra Hazne de bulunan Şeyh Ahmed el- Haznevi’ nin yanına gitti. Teberruken bir-iki satır ondan ders okudu ve icazeti Şeyh Ahmed el- Haznevî Hazretlerinden almışlardır. İcazeti aldıktan sonra Nusaybin’e bağlı Buzgür köyüne geldi. Burada üç sene talebe yetiştirip müderrislik yaptı. Buradan Suriye’ye bağlı Gırbaviye köyüne geldi ve burada imamlık ve müderrislik yaptı. Gırbaviyedeyken zahirî ve batınî üstadı Şeyh Ahmedü’l Haznevîden kısa bir süre zarfında hilafet aldığı gibi teberrüken de ilim icazeti almışlardır. Seyda Hazretleri yüksek kabiliyeti ve bütün varlığı ile çalışıp, hocasının da lütfu ve himmeti ile kimsede görülmeyen hâllere, kemâlata ve üstünlüklere kavuştu. İfade ettiğimiz gibi Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders aldıktan sonra hocasının vefatıyla Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş ve ondan halifelik almıştır. Seyda Hz. Halifelik aldığı anı şöyle anlatmaktadır: “Ben halifeliği aldığım zaman, abim Seyyid Molla İbrahim, oğlu –yeğenim- Seyyid Molla Abbas, Seyyid Yusuf, Haznevî’nin oğlu Şeyh Masum da hazır idi. Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin oğlu Masum abasının içinden bir kırmızı cübbe çıkardı ve abim Molla İbrahim’e verdi. O vakit ben ağladım. Biliyordum, halifelik izniydi. Ben Şeyh Ahmed’e “Üstadım, ben bu yükü kaldıramam bu yük çok ağırdır” dedim. Bana cevaben “Molla Abdürrezzak, bir köpeğin boynuna bir ekmek taksan, bütün köpekler onun etrafında toplanır. O köpek demesin benim için toplandılar. Yalnız o ekmek için toplanırlar” dedikten sonra bizi uğurladılar. Molla Abbas anlatıyor; Seyda Hz. kısa bir müddet içinde halifeliği almış olduğundan Şeyh Ahmed el-Haznavî’nin yanında amel yapan bazı Mollalar kendi aralarında bu yabancı alim kimdir ki Şeyh Ahmed el-Haznavî ona kısa zaman da halifelik verdi, deyip ufak bir çekememezlik oldu. Bu olaydan sonra Şeyh Ahmed Haznevî(k.s) bir sohbeti sırasında o Mollalara dönerek “bu bizim Molla Abdurrezağımızdır yabancı değildir. Üstelik de çok büyük bir alimdir. Bizim onun yanında okumamız gerekirdi. Fakat ne yazık ki zaman buna müsait değildir. Allah-u Teala onun lambasını önceden doldurmuştu. Bize ise sadece tutuşturmak kaldı. Biz ise tutuşturduk” dedi. Şeyh Ahmed Haznevî’ nin yanına bazı talebeler okumak amacıyla yanına gelmişlerdi. Şeyh Ahmed onlara “sizler gidin Molla Abdurrezak’ın yanında talebe olunuz. Çünkü onun yanında bir senelik ilim okursanız yedi sene okumuş gibi faydalanırsınız” deyip onları Seyda’nın yanına gönderdi. Seyda hazretleri Dalif köyündeyken köylüler Şeyh Ahmed’e gidip tövbe alıyorlardı. Şeyh Ahmed onlara şöyle dedi. “Biz size bizden birini yolladık siz hala kendinizi yoruyorsunuz hala buraya geliyorsunuz. Molla Abdurrezak bizimdir onun yanına giderseniz bize gelmiş gibi olursunuz.” Şeyh Selahaddin (k.s) Şeyh Ahmed Haznevi (k.s)’nin Seyda hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Benim on üç halifem vardır. Manevî bakımdan en büyükleri Molla Abdürrezzak’tır". Zira üstadda hem zâhiri-bâtınî ilim ve nûrlar öylesine neşvü nema’ bulmuştu ki Seyda Hz. memleketine gelince zâhiri ve bâtınî ilim ve nûrlarını dünyâya yaymaya, tâlibleri yetiştirmeye ve onları yükseltmeye başladı. Kısa zamanda şöhreti mıntıkaya yayılmaya başladı. Âşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu. Seyda Hz. Halifelikten önce ve sonra ilim tahsili ile meşgul olmuş, ömrünün sonuna kadar tedrisat yapmıştır. Bu uğur da varını yoğunu sarf etmiştir. Şeyh Ahmed vefat ettikten sonra Halid köyünde bir sene daha kalıp Türkiye’ye kendi köyü olan Halilan’a ziyaret için gelmiştir. Köylülerin büyük ısrarı üzerine köyde kalmayı kabul edmiştir. İki sene kaldıktan sonra fitne sebebiyle Suriye’ye gitmek maksadıyla ailesi ve talebesi ile yola çıkarlar. Sınır köylerinden Hışhışok’a gelir. Burada altı ay misafir olarak kaldıktan sonra Pirmir köyüne yerleşir. Burada yaklaşık on yedi sene kalır. Bu süre içerisinde talebeler yetiştirip icazetler vermiştir. Ayrıca çeşitli yerlere irşad için gitmiş, insanları Allah’a davet etmiştir. 1969-1970’de Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir. ÜSTADIN ÜSTÜNLÜĞÜ VE METHİ Seyda Hz.Resûlullah’ın varis ve halifelerindendir. Böyle olmasına rağmen kendileri neseple övünmekten ve övülmekten uzak, gerçek bir ilim adamıdır. Merhum Seyda(k.s) gayet vakarlı, mutevazi, metin, ilim, irfan, edep, haya, hilm, şefkat, merhamet, sehavet, şecaat, cesaret ve daha bir çok hasletleri cami ahlakı haseneye malik eşine az rastlanan bir ilim deryası idi. Az konuşur, konuşanın sözünü tamamlamadan kendisi konuşmazdı. Muhatabının anlattığı konuyu bildiği halde duymamış gibi dinlerdi. Dünya malı gözünde gayet değersizdi. İhtiyacından fazla olan bir şey bırakmazdı. Fakir, sakat, yoksul ve öksüzlerin barınağı idi. Hiç kimseden bir şey istemez verileni de reddetmezdi. Gelirini muhtaçlara ve ilim talebelerine sarf ederdi. Talebelerine şefkati ebeveynlerinden daha fazla idi. Bütün varını yoğunu ilim neşretme tedrisat yapma uğruna talebelerine sarf ederdi. Daha çocukluk yaşlarında iken bile iyi bir ahlaka sahipti. Kimseyi incitmez daima yumuşak davranırdı. Ancak bir münkirin hücumundan hiddetlenir, o münkirin izalesi için canını feda etmekten çekinmezdi. Dini, vazifeleri hiç ihmal etmezdi. Hastaları ziyaret eder, hastanın şifa bulmasını Allah’tan niyaz ederdi. Taziyeye gitmeyi ihmal etmez ölülere hayırlı dualarda bulunur, geride kalanları teselli eder sabırlı olmalarını tavsiye ederdi. Akraba ve dostlarını ziyaret eder, onlara vaaz ve nasihatlerde bulunur onlara Allah’ı hatırlatırdı. Dost ve sevdiklerini hiç unutmazdı. Onları daima hayırla anar iyi huylarını hatırlatırdı. Çok vefalıydı. Bir yolculuğa çıktığı zaman bir kişi de olsa müntesiplerini mutlaka ziyaret eder öyle yoluna devam ederdi. Üstadlarına karşı son derece hürmetli ve mütevazı idi. Elinden gelen yardımı ve ihsanı yapar onların gönüllerini alırdı. Hocalarının yakınlarına, akrabalarına, aile ve çocuklarına çok merhametli davranır onlara ihsanlarda bulunurdu. Hele sevdiklerinin en uzak akrabalarına bile sonsuz hürmeti vardı. Âl-i Resule çok bağlı idi. Seyyid olan kişinin önünden yürümez ondan önce kalkmaz, onu en yüksek yere oturtur ve ona karşı hürmette eksiklik göstermezdi. Tasavvuf erbabının hayatlarını gayet iyi bir şekilde anlatır, kerametlerini kaynak göstererek beyan ederdi. Sohbette anlattığı evliyanın menkıbelerini tafsilatlı anlatır, o menkıbenin vukusunda hazırmış gibi canlandırırdı. Evliyanın kerameti hakkında ise “kerameti sora |