Mekanik saat icadı başlıklı konu, Her Telden, Eğlence, Mizah, Tartışma / Bilinmeyen Gerçekler forumunda konusuluyor.
Seine kıyısında Adliye Sarayının kare kulesindeki saati bütün Parisliler tanırlar Birçok kereler (son olarak 1849′da) onarılan bu saat, Fransa’da imal edilen saatlerin ilk örneğidir X yüzyıla kadar zamanı bilmenin en pratik yolu, su saatiydi Suyun sürekli akıtılması esasına dayanan bu ...
![]() |
|
|||||||
| Bilinmeyen Gerçekler Guinnes Rekorları,İcatlar - Buluşlar - İlkler burada bulabilirsiniz... |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama |
|
|
#1 (permalink) |
|
Moderatörs
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 526
İtibar Gücü: 202 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Seine kıyısında Adliye Sarayının kare kulesindeki saati bütün Parisliler tanırlar Birçok kereler (son olarak 1849′da) onarılan bu saat, Fransa’da imal edilen saatlerin ilk örneğidir X yüzyıla kadar zamanı bilmenin en pratik yolu, su saatiydi Suyun sürekli akıtılması esasına dayanan bu araç, zamanla süs kaygısıyla yerleştirilen birtakım mekanizmalarla karmaşık bir hal almıştı Bunun en tipik örneğinin, 807 yılında Harun Resifin Charlemagne’a (Şarlman) armağan ettiği “saat” olduğu kesindir Sürekli akan suyun belirli düzeylere gelmesi sonucunda her saat başı bir kapakçık açılmakta ve oradan dökülen bilyeler bir zilin üstüne düşmekteydi On iki tane olan bu kapacıkların açılıp kapanmalarını birtakım zemberek ve yaylarla hareket edebilen “otomat”lar sağlamaktaydı![]() Su saatinde, millerin ve otomotların suyu sürüklediğini gören biri, bunları sudan başka bir şeyi -sözgelişi antik kum saatlerindeki gibi kumu ya da sicime bağlı bir çakıl parçasını- itemez mi diye kendi kendine sordu Bu fikir, ancak XIII yüzyılda, Arşimet’ten beri iyice unutulmuş dişli çarkların ve tokmaklı zillerin kullanılmaya başlanmasından sonra uygulanmaya konulabildi![]() İtici ağırlıkların düşmesini düzenlemek ve ölçülü hale sokmak için “karşılaşma çarkı” kullanılıyordu O dönemde henüz sarkaç yoktu; bunu daha sonra, XVII yüzyılda Huygens bulmuştur![]() Bu makinelerden, daha doğrusu bu en ilkel saatlerden bize kadar gelenlerin en eskileri şunlardır: 1324′ten önce imal edilen Beauvais’deki saat ve 1348′den kalma Douvre’daki saat… Birincisinin ne kadranı vardı ne akrebi ne de yelkovanı; yalnız her saat başı çalardı Kadranlı saatler, XIV yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıktı 1370′de Heinrich von Vic adlı Alman’ın imal ettiği Paris Adliye Sarayındaki saat, daha ilkel başka bir saatin yerine konmuştu Yalnızca akrebi olan bu saatin, hem durmadan onarılması, hem de kurulması için birinin sürekli yanında beklemesi gerekiyordu Bu tür saatlerin günde yarım saat geri kalmaları kutlanmaya değer bir başarı sayılıyordu![]() Saatin kaç olduğu, ortaçağda kimsenin aldırış etmediği bir şeydi Komşu manastırın saatleri günü yeterince bölümlüyordu Manastırdakilere gelince, tören saatleri, gündüzleri ya güneş kadranı, ya su ya da kum saatiyle ve geceleri de yıldızlara göre ayarlanıyordu![]() Artık mekanik saatçilik, yani itici ağırlıkların kullanılması gelişiyor ve eski yöntemlerin yerini alıyordu Saatler değişik perdeli çan sistemleri ve hareketli sahnelen temsil eden süslemeleriyle anıtsal sanat eserleri halini aldı 1352-1354′te inşa edilen Strasbourg katedralinin saatinde bir kadran, dişli çark sistemi ve saatte bir gelip Hazreti Meryem heykelinin önünde secde eden ayin alayı heykelcikleri vardı Frankfurt ve Lund’un dev saatleri da aynı çağın eserleridir Olağanüstü bir ustalık isteyen bu zanaatın merkezi, Nurenberg’di ve ilk özel saatler XIII yüzyılın sonlarında burada imal edildi O zamanın saatleri ancak önemli kişilerin sahip olabilecekleri pahalı şeylerdi Ne var ki, çok geçmeden itici ağırlıkların yerini zembereğin almasıyla saatler hantallıktan kurtulup taşınabilir hale geldiler; böylece daha geniş halk yığınları saat kullanma imkânına kavuştu![]() Şimdi mekanik saatin icadının uygarlık üzerinde yaptığı paha biçilmez etkilerden söz edelim: Gelişmekte olan sanayinin “yaklaşık” saate ‘tahammülü’ yoktu Dakik çalışmak verimliliği her bakımdan artırıyordu Ayrıca, kutsal hareketlerin dakikliği ancak o zaman daha iyi kavranabilirdi, Bu anlayış insanları, tabiat olaylarının belirli ve şaşmaz nedenlere bağlı oldukları düşüncesine götürdü “Determinist” (gerekirci) akım, yani tabiat yasalarını matematik güçlerin yönettiği kanısı, başka bir deyişle bilimin temeli, bu gözleme dayanır
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Administrator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 269
İtibar Gücü: 10000 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
emegine saglık
__________________
kapitalist olmayan emperyalizm olmayacağına göre baştan yanlış tanımlanan, daha kapitalizmin tekelci dönemi öncesi işçi sınıfının hep birlikte mücadelesini şiar edinenlerin kendilerini tanımlayış biçimleridir onların ödedikleri bedeller sayesinde 8 saatlik iş günü elde edilmiştir falan fişman Ayrıca milli mücadeleyi destekleyen (altın ve silah vererek) sovyetlerin bu tutumu da enternasyolanist bir tutumdur okuma alışkanlığı olmayan arkadaşlar için kısaca değinmekte fayda var: enternasyonalist olan insan emeğin milliyeti olmadığını söyler çünkü sermayenin de milliyeti yoktur enternasyonalist, yurtsever olmak zorundadır yurdu için en ön safta savaşır Başkalarının yurduna gözünü dikmez Vietnam, Kore, Irak, Afganistan yaratmaz, darbe tezgahlamaz![]() ***dünyada bulunan bütün insanları eşit sayan, sınırlara inanmayan, milletleri tanımayan; önce insanlık diyen; barışçıl, hümanist yaşam formu*** |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
|
|