Bedava Resimler, indir oyun, Program, Film İndir , Resimleri Youtube Video, Aşk, Temalar, Şiir, Hikaye, Şarkı Sözleri, Sanatçı Resimleri, Msn Program , Download , Burçlar, Haber, Sağlık Arşivi , Komik Video, Ödev, Sinama, Nokia, Cep telefon Temaları, Aşk Resimleri , Flash Oyunlar , Müzik , Sms , Aşk Sevgi , Program ,  
 

Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (Cep İcin)

Fifa 2009 / 09 Full İndir futbol severler buyrun (PC İcin)


Go Back   Bedava Resimler, indir oyun, Program, Film İndir , Resimleri Youtube Video, Aşk, Temalar, Şiir, Hikaye, Şarkı Sözleri, Sanatçı Resimleri, Msn Program , Download , Burçlar, Haber, Sağlık Arşivi , Komik Video, Ödev, Sinama, Nokia, Cep telefon Temaları, Aşk Resimleri , Flash Oyunlar , Müzik , Sms , Aşk Sevgi , Program , > Kültür - Sanat - Tarih - Biyografi > Karış karış Vatanım > Antalya

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12-05-2007, 04:54 PM   #1 (permalink)
Moderator

Cümle Mühendisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Cümle Mühendisi Şuan Çevrimiçi
Kayıt Tarihi: Dec 2006
Nerden: ๔єยtรςђlคภ๔
Mesajlar: 4.238
Rep Gücü: 27 Rep Puanı: 27 Rep Derecesi: Cümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond reputeCümle Mühendisi has a reputation beyond repute
Standart Antalya Basında Antalya





Antalya Basında Antalya

9 ayı bahar, 3 ayı yaz nereye gitti bu memleketin kışı



Alanya’nın Büyük Hasbahçe Mahallesi’nden Topal Reşit, işlediği suçtan hakim karşısındadır. Hakim, suçlunun müebbet hapse mahkum olduğunu açıkladıktan sonra, Topal Reşit’e gözlerini dikerek ‘’son bir deycen var mı?’’ diye sorar. Gözünü budaktan esirgemeyen bir karaktere sahiptir Reşit; önce duraksar, sonra da ‘’öyle de yandık böyle de, müebbeti aldık...’’ diye acı içinde cevap verir. Ancak hemen ardından yüzündeki ifade değişir, son isteği gayrihtiyari dudaklarından dökülür; ‘’çalın bir Hasbahçe Zeybeği de oynaavereen bari...’’

Bu gerçek hikaye, çoğu zaman kentin sokaklarında turist kalabalığı içinde kaybolan Alanyalı’nın karakterini büyük ölçüde anlatır. Tanıyabilseniz, Alanyalı şakacıdır, hazır cevaptır, konukseverdir, eğlenmeyi sever, ölümden pek korkmaz... Gailesizdir, kolaya kaçar, yaşam felsefesi biraz da kelimeleri yuvarlamasında, şivesinde ele verir kendini. Kentini tanıtmaktan hoşlanır, onu sahiplenir, sever, hem de çok sever.

TURİZMİ KURU ÜZÜMLE KARIŞTIRMAYIN

Son 15 yıl içinde kent kabuk değiştirdi. Türkiye’nin dört bir yanından iş bulmak için gelenlerle kalabalıklaştı, sokakların çehresi tanınmayacak kadar değişti. Önceleri portakal bahçeleri içinde 2- 3 katlı evler vardı, şimdi Seyir Tepesi’nden bakınca yer yer dokuz katlı binalar gökyüzünü deliyor.

Eski Alanya evleri yıllar içinde bir bir yıkılırken, Alanya’da yükselen turizmin yarattığı iş imkanları, kenti büyük bir göç furyasıyla karşı karşıya bıraktı. Birçok Alanyalı’ya göre kent, kimliğini yitirdi, güvenlik sorunları baş gösterdi. Alanya artık kozmopolit bir kent, nüfusun yüzde 39’u yerli halk, yüzde 61’i yeni Alanyalılar... Alanya’nın mecnunları da hazzetmemiş ki bu değişimden, Deli Duran, ‘’bilmemnesine şey ettiğimin şeherlileri, bir evlek maydanoz, soğan ekecek yer bile bırakmadınız...’’ diye isyan etmiş.

Oysa, turizm denince akan sular durur Alanya’da. Bugün artık geçim derdinde tarımdan bahseden yok denecek kadar az. 1980’lerde Alanya’da turizm başladığında, Kemer ve Belek daha duyulmamıştı. Ülkenin yatak kapasitesinin yüzde 20’si buradaydı. 1948’de Damlataş Mağarası’nın bulunuşu, Alanya için bir milattır. O yıllarda, Antalya- Alanya yolu olmadığından ulaşım denizyoluyla sağlanıyordu. 20 günde bir, bir vapur uğruyor, astım tedavisi için akın akın ziyaretçi geliyordu. İlkokul mezunu olmasına rağmen sonradan ne kadar ileri görüşlü olduğu anlaşılan Çarıklı Erkan Galip Dere, Alanya’nın ‘’Eşgilik düğünlerinde’’ caz davulu çalmasının yanısıra mağarayı da işletiyordu. Galip Dere, her gemi geldiğinde, ayı postuna girer, gelenleri davul zurnayla karşılar ve turizmi şöyle yorumlarmış; ‘’Oğlum endeee yaptığımız turizm, guru üzüm değel... Guru üzümle turizmi karıştırmayın.’’

Seyir Tepesi’nde, Alanya’nın en gerçek, mizah ve hüzün dolu hikayelerini bilen Haşim Yetkin ve Oğuz Korum’la birlikte çay içip sohbet ediyoruz. Alanya manzarasına, kalenin kurulduğu tepeden aşağıya doğru yayılan evlere bakarken, ikisinin de içinden ‘’ah’’ çektiğini duyar gibi oluyorum. Haşim Hoca, 1891’de kurulan Hayate Hanım İlköğretim Okulu’nun önce öğrencisiymiş, ardından öğretmeni, son olarak da müdürü olmuş. Artık emekli, 1950’lerden bugüne çektiği Alanya fotoğraflarının çoğu kartpostal. Uzun yıllardır yerel televizyon Kanal A’da ‘’Alanya Yarışıyor’’ programını sunuyor. Her pazar Alanyalılara sağlık yürüyüşlerinde rehberlik ediyor. Alanya üzerine kitapları var.

Hocanın beş yılda hazırladığı ‘’Alanya Sofrası’’, belediye tarafından her yeni evlenen çifte, özellikle geline hediye ediliyor. Kitabı gören kayınvalideler de belediyeyi arayıp aynısından istiyorlarmış. Araştırmacı- yazar Oğuz Korum ise mezun olduğu Alanya Lisesi’nin bugün tarih öğretmeni. Yedi yıldır Kanal A’da yayınlanan ‘’Anılarda Alanya’’ programının yapımcısı ve sunucusu. Son kitabı ‘’75 Yılda Alanya’’da, kentin ünlü karakterlerini ve hikayelerini, ayakları yere basan bir nostaljiyle anlatıyor.

Kuyularönü Cami’den Damlataş Mağarası’na giden, bugün iki yanı apartmanlarla dolu Damlataş Caddesi üzerinde, Cennet olarak tanınan karakter her zamanki gibi beyaz fötr şapkasıyla otururken, yerli bir turistin bir esnafa söylendiğini duyar; ‘’Alanya Alanya derler, aşağısı deniz yukarısı dağ, başka bir şey de yoğmuş’’. Cennet, ‘’Ne den ayefendim sen?’’ diye lafa karışır, ‘’galen, gulen, mağran ayen, başka ne aran?’’

ÇOĞU ALMAN 7-8BİN YABANCI

Marttan aralık ayına, dokuz ay boyunca denize girilebilen, Galip Dere’nin ‘’9 ayı bahar, 3 ayı yaz, nereye getti bu memleketin kışı?’’ diye bahsettiği Alanya’yı, sadece yerli halkı değil, burayı kendilerine ikinci adres olarak seçmiş olan yabancılar da sahipleniyor. Bugün Alanya’da yaklaşık 7- 8 bin yabancı yaşıyor. Çoğu Alman. Bu nüfusun içinde, Hollandalılar, İsveçliler, Norveçliler, İrlandalılar, Finlandiyalılar, Ruslar ve başka birçok ülkeden küçük topluluklar var. Alanya’yı seviyor ve yurtdışındaki fuarlarda gönüllü olarak bu kentin turizm elçisi oluyorlar. Belediye tarafından kurulan ve 18 temsilcisi bulunan bir Yabancılar Meclisi var. Belediyenin özel bir büro tahsis ettiği meclis üyeleri, belirli gün ve saatlerde kentteki yerleşik yabancıların ve turistlerin şikayet ya da önerilerini belediye idaresine iletiyor ve birlikte çözüm arıyorlar.

Alanya’nın caddelerinde belediyenin gayreti fark edilmeyecek gibi değil. Temizliği, çiçeklendirilmesi, dükkanların düzeni... Kaldırımlar yayalara bırakılmış. Belediye, esnafın işportacı tarzında, ürünleriyle kaldırımlara yayılmasını ve satış yapmak için turistleri taciz etmesini yasaklamış. Dükkanlar askeri nizamda. Sokakta yürürken Alanyalı’nın espri anlayışının hálá geçerli olduğunu düşünüyorum; Tıfıl Market ve Göçer İnşaat yazıları gözüme çarpıyor.

1926’da bir Alman geliyor Alanya’ya. Konuksever Alanyalı’nın biri onu muzun en çok yetiştirildiği yere Hasbahçe’ye götürüyor. O zamanlar her ev, mis kokulu portakal bahçeleri içinde. Alman, çınar ağacının altında oturup kaleye bakıyor ve ‘’Burası geleceğin rivierası olabilir. Kendinize bir marka seçin’’ diyor. Alanya’nın 1800’lü yılların sonunda tanıştığı muz, 1970’lere kadar portakalla birlikte kentin en büyük gelir kaynaklarından biri oluyor. Eskiden muz çalan hırsıza muz hevengi yükletilip çarşıda dört kez dolaştırılır, üzerine de ‘’Bu, muz hırsızıdır’’ diye bir yazı asılırmış. Alanyalı, bugüne dek kentine bir ‘’marka’’ seçemediğinden yakınıyor.

Alanyalı diş hekimi Feyzi Açıkalın ile İskele Caddesi’nde oturuyoruz. Fotoğrafçılık ve turizm yazarlığı da yapan Feyzi Bey, doğduğu ve büyüdüğü kentin değişimini yakından takip ediyor. ‘’Gerçekten de belediyenin makyaj çalışması dışarıdan geleni etkileyecek nitelikte. Herkes Alanya’yı temiz ve güzel buluyor oysa örneğin kentin hálá bir katı atık depolama tesisi yok. Projeler şimdilik, köklü sorunları çözmekten ziyade daha çok turizm kazançlarını iyileştirme adına yapılıyor. Alanya turizmde bir marka olabilme adına imaj arayışında. Yönetim tercihini, genç turistlere yönelik bir eğlence merkezi olma yolunda kullanıyor. Ama sonuç, özellikle rıhtım bölgesinde daha yoğun olmak üzere kent yaşayanlarının gürültüden uyuyamaması.’

Feyzi Bey kentteki emlak çılgınlığının geldiği noktaya da değiniyor; ‘’Kentte sadece yabancılarla iş yaptığı söylenen tam 650 emlakçı var. En değerli yerlerde, şık emlakçı dükkanları açılıyor. Özellikle İrlandalılar toprak parçaları alarak yerleşiyorlar. Kolonize oluyorlar. İlçe merkezi gittikçe küçülüyor, satacak yer kalmadı.’’

KABAKTAN MI OLSUNDUDAKTAN MI

Ev pansiyonculuğunun öncülerinden Ali Rıza Gündoğmuş; üzerinden hiç çıkarmadığı geleneksel kıyafetiyle Alanya’nın eski zamanlarının simgesidir. Göçebe Sarıkeçililer’den olan Ali Rıza, ortaokulda kravat bağlamayı beceremediğinden hocasından dayak yemiş, buna rağmen yetişkinliğinde şalvar, yelek, kasket ve kuşaktan vazgeçmemiş. Ali Rıza’yı Alanya’da herkes tanır. Cenazesi olana koşturur, yıkamada, definde bulunur. Onun için, ‘’Ölü evinde ağlar, düğün evinde oynar’’ derler. Dostları, ‘’ölü evinde de düğün evinde de oynar’’ diye dalga geçer onunla.

Bugün artık Ali Rıza Bey’in kiraya verdiği, ancak hálá herkes tarafından eski Güngör Otel olarak bilinen ve altında sahibi olduğu Deniz Market’in bulunduğu bina, Alanya’nın ilk bodrumlu, kaloriferli oteliydi. Marketin önünde, sokağın köşesinde, otelden kalma eski bir ahşap masa durur. Herkesin ‘’Bakımsız tahta masa’’ olarak adlandırdığı bu masa, yıllardır aynı yerdedir ve aslında bir nevi ‘’gönül sofrası’’dır. Eski Alanya sıcaklığı, amatör turizmci ruhu, bu tahta masada canlanır, çay demlenir, ‘’yeme de yanında yat’’ görüntülü meyve tabağı, masanın üzerinden eksik olmaz. Müftü masada çay içerken, oradan geçen bir turist sormadan meyveleri avuçlayabilir.

Tahta masada giden gelene yerini devrederken, Oğuz Korum’un kitabından Galip Dere’yi okumaya devam ediyorum. Galip Dere, yine bir atılım peşindedir. Önce mağaranın tarihçesini bir teybe, müzeden Tevfik Hoca’ya okutur. Teypten, içine hoparlör yerleştirdiği bir su kabağına kablo çeker. Amacı, ziyaretçilere su kabağından mağaranın tarihçesini dinletmektir. Kaset şöyle başlar: ‘’Adım Galip, soyadım Dere. Mağaranın kurucusu, turizmin öncüsü, dünyaya duyurucusuyum...’’ Elektriklerin kesik olduğu bir gün, bir kadın ziyaretçi gelir ve mağarayı gezmek ister. Galip Dere, seçenekleri şöyle sıralar; ‘’mağaranın tarihçesini anlatacağım, beklerseniz kabaktan, yoksa hemen isterseniz dudaktan girelim...’’ Kadın buz kesilir. Kırılan pot hemen tamir edilir ve ‘’Kabaktan mı olsun, dudaktan mı?’’ o gün bugündür kentte turizmin başladığı yıllara ait meşhur bir satır olarak kalır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla  
 



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bugün Tarih 10-11-2008


Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0
Düzenleyen : DeliTurK
Web Site Ekle Pagerank Toplist
harita|harita|tek link oyun>Kelimeler Megatr | dewforum.org | DivX MP4 | TOPlist Link Ekle

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608